BÜYÜK SINAV
Reklam
  • Reklam
Alev Anakok

Alev Anakok

BÜYÜK SINAV

03 Ocak 2014 - 05:06

Günler, aylar hızla akıp gitti ve Filenin Sultanları’nın beklenen zorlu Avrupa Şampiyonası sınavı geldi çattı. 4 Eylül de startı verilecek bu organizasyonda tabi ki hedefimiz çok büyük. İki yıl önce Sırbistan da ulusallar birazda teknik direktörümüzün hatalarından finale yükselememiş ve şampiyonluğu kaçırıp, üçüncülük ile yetinmek zorunda kalmışlardı.

Şimdi bu kez kürsünün en üst basamağına çıkmak istiyoruz. Bunu başaracak kaliteli, tecrübeli bir oyuncu grubuna da sahibiz. Yani un var, şeker var, geriye helva yapmak kalıyor. Tabi ki geçen dönem Motta’nın yaptığı hataları bu kez antrenörümüz Barbolini’nin yapmaması koşuluyla. Şu ana kadar görev yüklendiği Akdeniz Oyunları’nda (Genç İtalyanlara yenilip ikinci olduk), gerekse Grand Prix de (3 grupta 3 ciddi rakibimiz Japonya, Çin, İtalya maçlarını kaybettik, finale çıkamadık) hayal kırıklığı yaşadık. Umarım Almanya da bunu telafi edip çok istediğimiz hedefe uzanırız.

Geçen iki yazımda oyuncularımızın ortaya koyduğu mücadeleyi ve Barbolini’yi eleştirmiştim. Tekrarlayayım; “Bu arada Avrupa Şampiyonası öncesi morallerini bozmak istemiyorum ama eski alışkanlıkların ve sıkıntıların, 3 etap dada devam ettiğini gördük. Neydi bunlar; defansta yerini kaybetme, çapraz ataklarda arkadaki oyuncunun içeri fazla girmesi, ön oyuncunun fileden çabuk açılamaması, blok tayminginin oturmaması, özellikle geç blok yapamamak, biraz çabuk atak yapan rakipler karşısında orta oyuncuların köşe bloklara gidişinde ağır kalmaları, bloğa gittiklerinde ise dağılıp yerlerini kaybetmeleri (Çoğunlukla sıçradıktan sonra yanındaki oyuncunun arkasına düşmesi), smaçörlerin açık toplarla, blok üstünden 8-9 metrelere sert ataklar yapmamaları (zaman zaman Seda yapıyor) gibi…

Bakıyorum Motta gitti, yerine dünyanın sayılı teknik adamları arasında gösterilen Barbolini geldi, üstelik de aradan 3,5 ay geçti ama düz voleybol aynen devam ediyor (2. Etapta şimdi tam hatırlayamıyorum, galiba Çin maçıydı. 1 kez 2’deki Neslihan’ı ortaya dolaştırıp atak yaptık. Gözde’yi 3 ile 4 arasından hücuma soktuk. Bahar’a kurşun top vurdurduk. Az sayıda da olsa orta oyuncularımıza hemen pasörün arkasından atak yaptırdık. Bunları Naz mı düşündü yaptı, İtalyan çalıştırıcı mı istedi ? Bilemiyorum).”

Olimpiyat Oyunlarına ekibimiz gitmeden önce de hemen hemen ayni şeyleri yazmışım. Farklı olarak; “ortadan oynamayı iyi manşet gelse de fazla düşünmüyoruz. Genelde 2’ye tek ayağa dolaştırmayı seviyoruz. Halbuki en kolay sayı ortadan yapılan ataklardan geliyor. Çünkü genelde karşıda tekli blok oluyor. Bunun ötesinde ortayı kullandığımızı gören rakipler burayı kontrol altında tutmak düşüncesiyle köşelere gidemiyorlar. Bu da oyuncularımızın iyi yerleşemeyen bloğunu ve defansını geçmemizi kolaylaştırıyor. Onun için ortadan değişik ataklar yapmalıyız (Erken kısa, kurşun, pasörün hemen arkasına atılacak çabuk toplar gibi…). Ayni şekilde köşe smaçörlerimizi zaman zaman orta oyuncularla pasörün arasından hücuma sokmalıyız. 2’deki sporcumuza pasörün üstüne erken kısaya giden orta oyuncunun arkasından atak yaptırmalıyız. Bunlar rakip bloğu geçmekte zorlandığımız anlarda, B ve C planı olarak devreye girmeli. Düz voleyboldan uzaklaşmalıyız.” Demişim. Netice de o zamandan bu yana değişen fazla bir şey yok.

Tüm bu eksikliklere karşın çok becerikli, özverili bir oyuncu grubumuz var. Onların çabalarıyla bir yerlere ulaştık. Eğer yabancı antrenörlere teslim olan voleybolumuz zaman içinde bu eksiklikleri giderebilseydi, 2 yıl önce Sırbistan da Avrupa şampiyonu olur, olimpiyat oyunlarında Brezilya ile ABD’nin arkasından kürsüye çıkar, Grand Prix de Brezilya ile ilk sıra için kapışır, bu hafta Almanya da başlayacak finalde tüm rakiplerimizi geride bırakır ve altın madalyaya kolayca uzanırdık. Sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkarılan Neriman’ın yokluğuna, Güldeniz’in omzunda ki sakatlık yüzünden antrenmanları smaç vurmadan tamamlamasına, bazı oyuncularımızın ağrılarının olmasına, kariyeri tartışılmaz ama henüz bize bir şey veremeyen Barbolini’ye karşın kafam bir hayli karışık olsa da yine de zirve umudumu koruyorum.

Neyse gelelim maçlarımıza: A Grubunda sırasıyla Hollanda, İspanya, Almanya ile oynayacağız. İlk iki rakibimizi de geçeriz. Grup birinciliği içinde seyirci desteğini arkasına alacak ev sahibi ile kozumuzu paylaşırız “bizimde seyircimiz var” diye fazla umutlanmayın. Mutlaka belli bir sayıyı tutturacağız ama “Halle” küçük bir yer. Kalacak yer sorunu var. Ancak yakın yerlerdekiler gelebilecekler. Üstelikte orası Almanların önemli bir spor merkezi, güzel salonunu da tamamen dolduruyorlar. Biz bu ortamı daha önce Olimpiyat elemelerinde yaşamıştık. Ama grup birinciliği yine de bize daha yakın duruyor. Çeyrek finalde ise önümüz açık. İkinci sırada kalsak bile, Play- Off’u da, çeyrek finalde büyük olasılıkla gelecek Rusya’yı da aşarız. Aslında zirveyi hedeflediğimizi düşünürsek “bunları konuşmak, hesap yapmak bile yersiz” diyelim ve Filenin Sultanlarının zaferlerini bekleyelim.

GENÇ ERKEKLER DÜNYA ALTINCISI

20 ekibin katılımıyla Gençler (U 21) Dünya Şampiyonası ülkemizde yapıldı. Takımımız, önce Fransa’ya kaybetti ilk dördü kaçırdı, sonra da beşincilik mücadelesinde İran’a boyun eğdi ve altıncı oldu (Rusya 1, Brezilya 2, İtalya 3, Fransa 4). Yeri gelmişken bir parantez açayım; Hatırlayacaksınız genç kızlar, Avrupa Şampiyonası’nda 1 yenilgiyle beşinci, yıldız kızlar Dünya Şampiyonası’nda yine 1 mağlubiyetle Dünya dokuzunculuğunda kalmışlardı. Bir çok kişi bunu şansızlığa bağlamıştı. Ben ise geçen yazımda bu konuyla ilgili olarak görüşümü açıklarken oynanan sisteme vurgu yapmıştım. FİVB de işin yanlışlığını anlamış olacak ki, bu sistemden vazgeçmeyi düşünüyormuş. Bu deneme yanılma metodunun kurbanı da böylece ekiplerimiz oldu.

Aslında iyi oyunculardan oluşan bir takıma sahibiz ama rakiplerde gerçekten zorluydu. Bu nedenle alınan altıncılığı küçümsememek gerekir. İlk dörde girmek, hatta kürsüye çıkmak mutlaka bizi çok sevindirecekti, ancak bu işler öyle hemen kolayca olmuyor. İyi bir jenerasyon yakalamanın yanı sıra iyi de çalışmak gerekiyor. Bizde bunlar vardı. Eksik olan uyum, biraz da teknik beceriydi.

Şimdi sizi “Adam olacak çocuk” cümlesinde yola çıkarak yine geçmişe götüreceğim. İlk kez turnuva şeklinde oynanan gençler ligi sonrası “Manşet Voleybolun Sesi” dergisinin 2012 şubat sayısındaki yazının bir bölümü şöyleydi: “Genç erkekler İstanbul da tüm hafta boyunca mücadele ettiler. Onlar içinde birkaç satır yazmazsam, haksızlık yapmış olacağım. İşte düşündüklerim: ‘En iyi görüntü veren ve geleceğe dönük en çok oyuncu bulunduran kulüp İstanbul B. Belediyesi. Yani ‘Takım gibi takım’ değişine yakışan bir ekip. Voleybol adına her yönleriyle göze çarpıyorlar. Her oyuncusu gelişmiş. Ama yinede en sivrilenler hangileri derseniz; Pasör Murat, Çağlar, Emre, Fatih’i ilk sıralarda sayabiliriz. İkinci olan Fenerbahçe de iyi sporculara sahip. Pasör Berke’nin yolu uzun, ancak uzun boylu olması da avantajı. İsmail ve İzzet’in hücumları iyi. Libero Burak’ın defansı manşetinden daha iyi. Arkas da en çok Gökhan’ı beğendim. Manşetiyle, hücumuyla, servisiyle hemen göze çarpıyor. Yiğit ile Mustafa da iyiler. Pasör Yiğit’in solak olması lehine. Halkbank’ın iki orta oyuncusu iyi. Ama Samet, Ömer den bir adım önde. Pasör çaprazı Kerem, tekniği ve manşeti düzgün olduğu için 4’den de oynayabilme avantajına sahip. Ziraat Bankası’nda; Yıldız Milli Takımda oynarken seyretmekten çok keyif aldığım Burak’ı ilk sıraya yerleştiriyorum. Kaan solaklığıyla, çabuk koluyla, Pasör Batuhan

parmaklarının yumuşaklığıyla ön plana çıkıyor. Emre mutlaka güçlenmeli. Galatasaray da; Oğuzhan

Geliyorum” diye adeta bağırıyor. Maliye’nin liberosu Alperay’ı da beğendim.

Gençlere genel anlamda bakıldığında; Öncelikle uzun boylular, yetenekliler, teknikleri belli

bir aşamaya gelmiş, kuvvetli hücum yapabiliyorlar. Servisleri etkili, blok yerlerini ve şekillerini

öğrenmişler. Oyun anlayışları iyi. Yani çoğunu A takımlarda görmeye hazırlanın. Sadece beğeniyle

izlendiklerini bilen bazı sporcuların oyun içinde ki tavırlarının, arkadaşlarına yaklaşımlarının dışarıdan hoş görünmediğini de fısıldayayım. Tüm bu oyuncuları yetiştiren Ertan Albayrak (İst. B. Belediyesi), Tunç Tuncel (Fenerbahçe), Abdullah Saral (Çankaya Belediyesi), Fazıl Demirci (Arkas), İsmet Kır (Galatasaray), Turgut Okan (Halkbank) gibi yıllarını bu işe vermiş teknik adamları da unutmamak gerekiyor. Hepsini kutluyorum. Bu arada böylesine geleceğe dönük bir jenerasyona eğer gereken önemi verebilirsek, onları her fırsatta sahaya sürebilirsek, eminim ki milli takımlar daha iyi yerlere gelecektir.”

Bu verdiğim isimlerden 10’u 20 kişilik Dünya Şampiyonası listesinde, 6’sı (Burak, Gökhan, Murat, Yiğit, Emre, Alperay) 12 kişilik maç kadrosunda yer aldı. Şampiyonanın sonunda iki sporcumuz; Alperay’ın (en iyi libero), Murat’ın (en iyi pasör) seçilmeleri de hepimizi mutlu etti.

Gelelim bu kadar övgüye karşın gelecekte daha iyi olabilmek adına eksikliklerimize; Takım olmaktan biraz uzaktayız. Setlerin sonlarını oynamakta sıkıntılıyız. Aslında bu çok doğal. Çünkü sezon içinde maçlarda şans bulamıyorlar. Oynasalar da sorumluluk almadıkları için çıkışları yavaşlıyor. Uzun ve sert servis atan rakipler karşısında pasöre top getirmekte çok zorlanıyorlar. Çünkü gelen top pasöre gitsin düşüncesiyle darbeli vuruş yapıyorlar. O zaman da top yükseklik kazanıyor, üstelikte 3 metre civarında kalıyor. Bu yüzden oyun yavaşlıyor, topun adresi belli oluyor. Rakipte hem blok, hem de defans yerleşiminde rahatlıyor. Bloklarda da bazı sıkıntılarımız var. Bunları düzeltmek hiçte zor değil. Sadece biraz daha çalışmak ve bol maç oynamak gerekiyor.

Bu arada federasyonun genç oyuncular için başlattığı “çift lisans” sisteminin bu soruna çözüm olacağına inanıyorum. Bunu 6 yıl önce basketbolcular uygulamaya başladı (ilk duyduğumda voleybola da gelmesi için bir yazı yazmıştım, olmadı). Üstelikte bu işin mimarlarının başında Akif Üstündağ vardı. Sonunda başkan vekilimiz bunu voleybola da taşımış oldu. Kısaca değinmek gerekirse; (Federasyonun sitesinde detayları var) kulüpler 23 yaşından gün almamış, kadrosunda olan ve sözleşme yaptığı 2 oyuncuyu, 2. Ligdeki takımlara oynaması için verebilecek. Çift lisans çıkarılan sporcular, 2 kulüpte üstelikte ayni gün bile olsa maç oynayabilecek. Böylece voleybolcuların en önemli eksikliği de giderilmiş olacak.

YENİ ANTRENÖRÜMÜZ ARAYIŞTA

Uzun bir yazı olduğunun farkındayım, ancak güncelliği kaybolmadan A Erkek Takımımızdan da kısaca söz edeyim. Ekibimiz geçen hafta Kazakistan’ın Almatı kentinde düzenlenen, XX. Nursultan Nazarbayev Başkanlık Kupası’nda mücadele etti. 8 ekibin 2 grupta kozlarını paylaştığı maçlarda önce İran (1-3), Rusya (2-3), Katar (3-2), sonra da Birleşik Arap Emirlikleri (3-0) ve Kazakistan 2 (3-1) ile oynadık, beşinci olduk.

Her ne kadar İran, Rusya, Kazakistan U 23 takımlarıyla oynasalar da yine de iyi bir hazırlık turnuvası oldu. Ayrıca yeni antrenörümüz Avrupa Şampiyonası öncesi oyuncularımızı tanımaya çalıştı. Hangi mevkide daha etkili olduklarını gördü.

Rusya, Katar, Kazakistan maçlarının istatistiklerinden edinebildiğim bilgilere göre; pasör Ulaş, iki orta oyuncumuz Kemal ile Mustafa Koç da karar kılmış gibi görünüyor. Asıl sorunlu olan yerimiz pasör çaprazı ve 4 de ise arayışları sürüyor. Sanki Emre pasör çaprazında ilk düşündüğü isim gibi duruyor. 4 numarada ise, Emre de dahil herkesi deniyor. Şimdi yapılacak yeni kamp için birkaç değişik ismi daha kadroya alacakmış.

Bir önceki yazımda şunları söylemiştim: “Avrupa Şampiyonası’na bir aydan daha az zaman kalması nedeniyle keşke (iyi bir teknik adam olmadığını düşünmeme karşın), bu büyük organizasyon bitene kadar, yardımcılarına biraz daha fazla yetki verilerek, oyuncularımızı tanıyan Basic kalsaydı diyorum.

Neyse, Ulusallar yeni antrenörleriyle çalışmalara başladılar. Bir ayda Zanini neleri değiştirecek? Ya da eski sistemi devam ettirerek daha çok sahada “koçluğunu” mu konuşturmaya çalışacak? Bekleyip hep birlikte göreceğiz.“

Bugün ayın 3’ü. Geriye 17 gün kaldı. Diğer ekipler son düzeltmeleri yapıyor, biz bırakın taktiksel çalışmaları, hala hangi oyuncularla gideceğimizi, kimin nerede oynayacağını bulmaya çalışıyoruz. İşimiz gerçekten zor değil mi?

Son Yazılar