Bugun...
CEV VE CHALLENGE'DA FİNALDEYİZ


Alev Anakok
alevanakok@gmail.com
 
 

Son günlerde liglerimizi biraz göz ardı ederek, takımlarımızın Avrupa Kupaları'nda ki maçlarına kilitlendik. Özellikle bayanların son etaba yürüyüşleri merakla izleniyor. Hele hafta sonu CEV de Galatasaray'ın, Challenge Kupası'nda Trabzon İdman Ocağı'nın finale yükselmeleri hepimizi keyiflendirdi. Bu başarıları sonraya bırakarak bir hafta önce sahaya çıkan erkeklerden söz ederek yazıma başlayayım.

Hatırlanacağı gibi, Şampiyonlar Ligi'nde Halkbank'ın 6'lı Play- Off'a yükselişini keyifle seyrederken  Arkas ile Ziraat Bankası'nın bu dev arenaya veda edişine üzüldük.

Sık sık dile getirdiğim gibi erkeklerin voleybolu adeta bir güç gösterisine dönüşmüş durumda. Rakiplerle boğuşmak istiyorsan en az onlar kadar sert servis atmalı, onlar gibi sert hücum yapmalı ve rakibin ataklarına mutlaka file üstünde dokunmalısın. Yani bloklarınla topu yumuşatmalısın. Yoksa hiç bir engel ile karşılaşmadan çok sert gelen bu atakları defansınla oyunda tutman çok zor oluyor. Hele top biraz sağına soluna geliyorsa yapacak bir şeyin kalmıyor. İşte bizim ekiplerimizin zorluk yaşadığı bölümler buralar. Tabi ki bu biraz da transferle, kadro yapılarıyla ilgili.

FARKLI DÜŞÜNCELER

Peki bu kadar yüksek ücretler vererek yabancı oyuncular transfer edip, en iyi yerlilerle buluşturmamıza karşın neden istediğimizi elde edemiyoruz? Sorusunun tabi ki farklı yanıtları var.

Bazılarımız; Avrupa Arenası'nda oyuncularımızın fiziki güçleri ve teknikleri yeterli olmadığı için başarılı olamadığımızı söylüyor.

Ama bakıyorsun o maçlarda, özellikle Şampiyonlar Ligi'nde, takımlarımız genelde kadroda bulunan tüm yabancılarını sahaya sürüyorlar. Hatta Arkas, Cucine Lube ile oynadığı ilk karşılaşma da  -zorunluluktan da olsa- Brezilyalı Bravo'yu libero olarak sahada görevlendirdi.  

Bir grup; ekiplerimizin ligde başka, Avrupa da başka kadrolarla oynamak zorunda kaldığı için oyuncular arasında ki uyumsuzluğa dikkat çekiyorlar.

Belki bir anlamda doğru gibi duruyorsa da, bu kadar kaliteli ve üst düzey tecrübeye sahip sporcuların ayni sistem, ayni taktikle günlerce- haftalarca- aylarca birlikte antrenman yaptıklarını biraz gözardı ediyorlar.  

Bir diğer grup; bu kaliteli oyunculardan oluşan kadroları, takımların başındaki teknik adamların iyi yönetememesine bağlıyor. Ancak bakıyorsun daha önceki yazılarda, yorumlarda, konuşmalarda bu antrenörler göklere çıkarılıyor.

Bazılarımız; teknik adam- yönetici- idareci arasında ki uyumsuzluğu, transferler konusunda ki farklı fikirlerin çatışmasının iç dinamikleri bozduğunu, bunun yansımasınında kötü sonuçlar getirdiğini, ayrıca ayni menajerin sporcularının ayni kulüpte yer aldıklarını ve bunların birlikte hareket etmeleri nedeniyle zaman zaman sıkıntıların ortaya çıktığını vurguluyorlar.

Hadi bir kez böyle oldu diyelim. Ne var ki her sezon ayni hatanın yapılması da pek mantıklı durmuyor.

Bazı kişiler; üst düzey oyuncuların ülkemize geldikten sonra gerçek performanslarını bir türlü ortaya koymadıklarından yakınıyorlar ve bunu yaşantılarına bağlıyorlar. Ama bir çoğu evli ve çocukları olduğu unutuluyor.

Bazı voleybol severler, gelen oyuncuların yaşlı olduklarını, burada işi idare ettiklerini ileri sürüyorlar. Gerçek payı var mı? Var tabi ki. Ancak bakıyorsun artık iyice yaşlandı, çaptan düştü diye gönderilen oyuncu Avrupa da yine takımlarının itici gücü olabiliyor. Son örneği de Milkovic. Cucine Lube'nin galibiyetlerinde, ekibinin play- Off'a lider girmesinde önemli rol alıyor. Üstelikte İtalya gibi üst düzey bir ligde sürekli sert maçlar oynamanın zorluğuna rağmen.

NE YAPMALIYIZ?

Bu soruları ve yanıtlarını daha da uzatmak olası. Tüm bunları üst üste koyunca ülke olarak eğer Şampiyonlar Ligi'nde her dönem söz sahibi olmak istiyorsak geleceğe dönük başka şeylere de kafa yormamız gerekiyor.

Bu arada asıl sorgulamamız gereken bir başka şeyde; neden bu devler arenasında bizim oyuncularımız az süre alıyor? Yani neden yabancılar sahada mücadele ederken, bizim sporcularımız dışarıda onları destekleyip alkış tutuyorlar?

Oyuncularımız da eksik olan ne?

Teknik mi? Güç mü? Beceri mi? Çabukluk mu? Koordinasyon mu? Uyumsuzluk mu? Odak sapması mı? Spor bilimlerinden yeterince faydalanamamak mı? Fiziksel antrenman programlama eksikliği mi? Oyuncularda ki olumlu- olumsuz öz güven mi? Devamlı değişen teknik kadrolar mı?

Ya da doğru bilinen yanlışlar mı?

İşte tüm bunları bir potada toplamak ve ortak bir noktada buluşmak için mutlaka sıkı bir beyin fırtınasına ihtiyacımız var.  

Yapabilir miyiz? İşte o biraz zor. Çünkü her şeyi en iyi bilen, her şeyi en iyi düşünen, hatta fikirlerinin herkesten daha üstün ve gerçekçi olduğuna inanan o kadar çok kişi var ki. O yüzden birbirimizi ikna etmek, yani ortak bir noktada buluşmak hiç kolay olmuyor.

Ben yine de umudunu yitirmeyenlerden biri olarak, bu düşüncemin en kısa zamanda gerçekleşmesini diliyorum...

HALKBANK YÜRÜYOR

Erkeklerle başladık onlarla devam edelim. Yukarıda da değindiğim gibi Arkas ile Ziraat Bankası'nın Avrupa defterini kapatmalarına tabi ki üzüldük. Teselliyi ise 6'lı Play- Off'a yükselen Halkbank da bulduk.

Ankara'daki ilk maçta “4'lü Final yolunda beni de hesaba katmak zorundasınız” dercesine Modena'ya sahayı dar ederek 3-0 kazandı.

 Rövanşta da her şey yolunda gitti. Müsabaka İtalya da olduğu için ancak TV den izleme şansını yakalayabildik. Çok mecbur kalmadıkça televizyondan seyrederek yazı yazmayı doğru bulmadığım için bu karşılaşmayla ilgili bilgileri, bizlere mail olarak geçen Halkbank'ın basın departmanında ki arkadaşların gönderdiği yazıyı buraya alarak paylaşmak istedim.  

“Karşılaşmanın ilk setine takımlar karşılıklı servis hatalarıyla başladı. İlk sette Modena 11 servis, Halkbank ise 6 servisi kaçırdı. Setin kırılma noktası, 22-22'den sonra oyuna giren Kemal ve Burutay'ın etkili servisleriyle oldu. Ve takımımız ilk seti 25-22 önde bitirdi.

2. sette de iki takımın servis problemi devam etti. Modena, kritik rallileri sayıyla sonuçlandırarak karşılaşmada 1-1 eşitlik sağladı.

3. sette Halkbank, hücumları sayıyla sonuçlandırmayı başaramadı. İyi savunma ve etkili atak yapan ev sahibi, ilk teknik molasına 8-7, ikinci teknik molasına 16-11 önde girdiği seti 25-21 kazandı ve skoru 2-1'e getirdi.

4. sete iyi başlayan Halkbank, Kubiak ve Dragan'ın etkili oyunu sonucu ilk teknik molaya 6-5 önde girdi. Libero Hasan'ın iyi manşetlerini Kooy ve Kubiak ile sayıya çeviren başkent ekibi, 2. teknik molaya da 16-11 önde giren taraf oldu. Etkili oyununu sürdüren mavi- beyazlılar, Kubiak'ın skor üreten servisleri ve smaçlarıyla sonuca gitti ve seti 25-17 kazanarak skoru 2-2'ye getirip adını 6'lı Play- Off'a yazdırdı.

Formaliteden öteye bir anlam taşımayan 5. seti ise Modena 15-9 alarak maçı 3-2 kazandı.”

KÜÇÜK BİR İLAVE

Bu bilgilere bende istatistiğe bakarak kısa bir ek yapayım:

Le Rouks, % 70 hücum, 4 blokla 13 sayı üretti.

13 sayılı bir başka oyuncu da Kubiak oldu. % 36 ile atak yapan Polonyalı 3 de bloktan sayı aldı.

Sokolov, % 40 hücumla 11 sayı, Kooy da % 36'lık atakla 10 sayı takımına kazandırdı.

Bu güzel başarıda, servisten alınan 6, bloktan gelen 11 sayı da önemli artılar olarak Halkbank'ın hanesine yazıldı. Servise karşı manşetlerin % 40, iyi manşetin % 23 gibi orta seviyenin altında kalması ise ekibimizin bu müsabaka'daki “eksi” tarafı oldu.

YENİ RAKİP LUBE

Şimdi sıra da Arkas'ı eleyen Cucine Lube Banca Marche Civitanova var. İşin ilginç tarafı Halkbank, Modena ile oynarken İtalya da lider bu ekipti. Şimdi liderliği devralan ve Play- Off'a ilk sırada giren Cucine ile karşılaşacak.

Arkas ile oynadığı maçlarda Lube'nin ne kadar zorlu bir ekip olduğunu gördük. Üstelik de çok iyi tanıdığımız iki oyuncuya sahipler. Hatırlayacaksınız Osmany Juantorena daha önce Halkbank forması giymişti. Diğeri de Fenerbahçe'nin başarılarında imzası olan Sırp Miljkovic. Gerçi Arkas maçında pek ortalarda görünmemişti ama sonuçta yaşı ilerlese de tecrübeli Miljkovic, Miljkovic dir. Tabi sadece İtalyanların itici gücü bu ikili değil. Son karşılaşmada % 86 ile hücum eden orta oyuncu Podrascanin, tecrübeli Fei de bize sorun yaratacaklar.

4'lü Final yolunda rakip kim olursa olsun Halkbank'ın gücü de orta da. Doğal olarak tur da ortada...

Perşembe günü İtalya'da ki ilk müsabakada bakalım neler olacak?..

AVANTAJ BİZDE

Şampiyonlar Ligi'nde ki iki temsilcimiz Fenerbahçe Grundig ile Vakıfbank 6'lı Play- Off turu'nda ki ilk maçlarını seyircilerinin de desteğiyle kazandılar ve rövanş için avantaj elde ettiler.

Çarşamba günü ilk sınavı Dinamo Moskova karşısında Sarı Melekler verdiler.

Bu müsabakayla ilgili görüşümü önce Gazetem “Cumhuriyet” e gönderdiğim yazıyı buraya alarak başlamak istedim. Yer sorunu nedeniyle kadroyu giremediler. Yazı da kısaltılmış olarak verildi. Bu arada yeri gelmişken buraya bir not düşmek istiyorum. Biliyorsunuz federasyonun sitesinde gazetelerde çıkan voleybol haberleri veriliyor. Na yazık ki bunu düzenleyen firma görevini tam olarak yapmıyor. Bakıyorsunuz bir maçın ertesi günü sanki gazetede o karşılaşmayla ilgili hiç bir bilgi yokmuş gibi es geçiyorlar. Doğal olarak voleybol severler her gazeteyi takip edemedikleri için TV'nin sitesinde ki alıntıları, düzenlemeyi okuyup değerlendiriyorlar. Bu sadece benim değil zaman zaman diğer arkadaşlarımızında başına geliyor. Üstünde durmamaya çalışıyoruz ama yine de bu durum canımızı sıkıyor.

Bu konuda ki sıkıntılarımızı federasyonda ki arkadaşları defalarca anlattık. Onlarda firmayla konuştular ancak değişen bir şey olmadı. Onun için eğer maçlarda bizleri salonda görüyorsanız emin olun ki çok büyük bir aksilik olmaz ise, TVF' nin sitesinde yer almasa da, ertesi günü o müsabakanın haberi gazetelerimizin sayfalarında ama büyük, ama küçük mutlaka giriyor.

Bu bilgilendirme notundan sonra gelelim maçın notlarına:

“FENERBAHÇE GRUNDİG: 3  - DİNAMO MOSCOW:1

SALON: Burhan Felek

HAKEMLER: Di Giacomo A. (7) (Belçika), Schimpl İ. (7) (Slovakya)

FENERBAHÇE GRUNDİG: Skorupa (7), Bosetti (6), Dietzen (7), Mihajlovic (7), Kim (7),

Eda (6), Gizem (libero 7), Ergül (6), Polen (5), Ezgi (6)

DİNAMO MOSCOW: Kosianenko (6), Shcherban (7), Fetisova (6), Goncharova (7), Garay (6),

Lyubushkina (6), Malova (libero 6), Vetrova (6), Morozova (5), Bavykina (5), Markova (6)  

SETLER: 25-21, 25-14, 21-25, 25-19

 

CEV Denizbank Voleybol Şampiyonlar Ligi 6'lı Play- Off ilk maçında Fenerbahçe Grundig, Dinamo'yu 3-1 yendi.

Bu sonuçla rövanş için avantaj elde eden sarı- lacivertlilerin 4'lü Finale yükselebilmeleri için Rusya da 2 set almaları yeterli olacak. 

Başkan Aziz Yıldırım'ın da izlediği karşılaşmanın en skorer oyuncusu 29 sayıyla Mihajlovic olurken, Kim 23, Dietzen 12 sayıyla galibiyette önemli rol oynadılar.

Mücadeleye Fenerbahçe Grundig iyi başladı. Özellikle Kim'in 2 plasesi, ardından iki de servisten aldığı sayılarla ilk teknik molaya 8-4 girildi. Bosetti'nin tekli bloğuyla 9-4 oldu. Ekibimiz bu hızını devam ettirip sayıları 13-5 yaptı. Bir ara duraklayıp üst üste 4 sayı sayı verilse de (13-9) çabuk toparlanıp tekrar yürüdü: 16-10. Dinamo'nun farkı azaltma çabalarına Mihajlovic'in etkili hücumlarıyla cevap veren Sarı Melekler seti de 25-21 aldılar.  

2. Sete de tempolu başlayan Fenerbahçe Grundig, rakibine oynama şansı bile tanımadan ilk teknik molayı 8-2, ikinciyi 16-8 geçti. Daha önceki sette olduğu gibi yine küçük bir duraklama yaşandı ama bu uzun sürmedi ve tekrar hızlanan sarı- lacivertliler 25-14 ile skoru 2-0 yaptılar.

3. sete de iyi başlayan Fenerbahçe 6-2'den sonra bu kez erken hız kesti: 6-7. Karşılıklı sayılara dönüşen oyunun ilk teknik molası 8-7, ikincisi 14-16 geçildi. Servisleri yumuşatıp, buna hücum hatalarını da ekleyince Dinamo cezayı kesti: 21-25.

4. sette servisleri sertleştiren, hatayı azaltan Sarı Melekler, teknik molalara 8-6, 16-12 önde girdiler. Seti de 25-19 alarak maçı 3-1 kazandılar.”

BİR KAÇ NOT

Bu yazıya ek olarak söyleyeceğim bir kaç şey daha var.

Fenerbahçe de, (Dietzen 13 bloğun 7'si ondan geldi) dışında blok eksikliği var.

Rakip etkili servi atarsa manşetler de sıkıntı yaşanıyor. Bu maçta da bu bir kez daha ortaya çıktı (73 kez servis karşılandı, 1 direk hata var. Yüzdesi 49. İyi manşet % 36). Özellikle bu tür müsabakalar da topun oyunda kaldığını gösteren yüzde daha fazla olmalı.

Sarı- lacivertlilerde daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi artık rakipler Kim ile çok uğraşıyorlar. Onu servisleriyle yıpratıp, hücumda ki etkinliğini azaltmaya çalışıyorlar. Allah dan bu kez Dinamo, Kim yerine (10 servis atıldı, yüzdesi 80, İyi manşet % 50) daha çok Bosetti (32 top aldı, yüzdesi 50. İyi manşet % 28) ve libero Gizem (30 kez topla buluştu, yüzdesi 40. İyi manşet % 40) ile uğraştı. Bu durum doğal olarak sarı- lacivertlilerin lehine oldu. Kim 23 sayıyla karşılaşmayı tamamladı.

Maçın kazanılmasında Mihajlovic'in katkısını da unutmamak gerekiyor. 29 sayıyla en skorer oyuncu olan Sırp yıldız, aldığı 54 pasın 26' sını sayıya çevirdi (% 48).

İlk iki seti rahat kazanmasına karşın maç yazısında değindiğim gibi, ara açılınca duraklama, yani rakibi bekleme huyu bir anda başa bela olabilir (1. set: 13-5, 13-9. 3üçüncü set: 6-2, 6-7. 16-16, 16-21. Dördüncü set: 18-13, 18-17. İyi ki bu bölümde bloklar ortaya çıktı da- üst üste 5 blok- sayıları 23-17 yaptık).

Antrenör Abbondanza'yı “kritik anlarda oyunu seyretmeye dalıyor, bu da oyuncu değişikliklerinde hatalara yol açıyor” diye zaman zaman eleştiriyorum. Yine Ergül'ün içinde olduğu bir tutulma yaşadık. 3. sette 17-21 de (genelde yapıldığı gibi) Ergül servis için oyuna alındı. Servisten sonra  libero Gizem ile değişti. 21-24 de Ergül öne gelince, Gizem çıktı Ergül oyuna girdi. Ergül, Eda ile değişeceğini düşünerek kenara doğru yürümeye başladı. Baktı ki kimse oralı değil. Yerine döndü. Bu hareketlenme Abbondanza'nın aklını toplamasına yol açtı. Telaşla Eda'yı sahaya sürmeye çalıştı ama geç kalındığı için hakem buna izin vermedi. Servisi Fenerbahçe kullandı, Dinamo topu öldürüp seti kazandı.

Peki Ergül- Eda değişikliği olsaydı durum değişir miydi? Tabi ki bilinmez. Bir orta oyuncu olan Ergül'ün içeri de kalması doğal karşılanabilir. Ancak burada yaşanan görüntü ve hatalı davranış. Eda'yı oyuna sokmayı düşünmese kimsenin diyeceği bir şey olmazdı. “Tercih bu şekildeydi” denir geçilirdi. Ama değişiklik çabası içine girilmesi unutkanlığın ortaya çıkmasına yol açtı. Bu da bir antrenör için eksi puan olarak hanesine yazıldı. Tabi ki bu unutkanlığın faturasını sadece Abbondanza'ya kesmek doğru olmaz. Kenarda oturan yardımcılarının da bu hatada paylarının olduğu ilave edilmeli.

SONUÇ

3-1 kazanmanın avantajıyla Rusya'ya gideceğiz. Rövanş tabi ki kolay olmayacak. Ben 4'lü Final yolunda rakip kim olursa olsun Fenerbahçe'yi hep favori olarak gördüm. Bu düşüncem değişmedi. Sarı- lacivertliler en azından 2 set alarak turu geçeceğine inanıyorum.

Sadece 3. ve 4. setlerde ki gibi servisi yumuşatmasınlar. Öne geçtiklerinde rahatlayarak rakibi beklemesinler...

VAKIFBANK ZOR KAZANDI

Ekiplerimizin 6' lı Play- Off'lar da rakipleri belli olduğunda hepimizin genel kanısı Vakıfbank'ın 4'lü Finali daha kolay yakalayacağı yönündeydi. Hep söylerim, yazarım; hiç bir maç oynanmadan kazanılmaz veya kaybedilmez. Ne var ki bu defa antrenörlerde, oyuncularda, bizler de rakibi biraz küçümsedik. Tabi ki bunun nedeni, iyi bir kadroya sahip Vakıfbank'a güvenmemizden kaynaklandı. Hemen şunu da ilave edeyim. Ben 3-2'ye karşın takımımızın Zürih de kazanacağına ve 4'lü Finale adını yazdıracağına inanıyorum.

Gelelim müsabakaya...

İYİ DEĞİLDİK

Vakıfbank iyi oynamadı. O alışıldık düzeni ve oyun ritmi gel-gitlerle doluydu. Özellikle rakibe sahayı dar eden, oyun kurmasını engelleyen ekili servisleri aradık durduk. Yumuşayan servisler bence maçın uzamasının en önemli nedeniydi.

Karşınızda ki takımda manşet sorunu fazla olan 3 oyuncu Mammadova, libero Popovic ve Rabadzhieva vardı. Yani servise karşı manşet alan bu üçlü tam dişimize göreydi. Servisi kime yönlendirirsek yönlendirelim cevap alacaktık. Bir ölçüde aldık da sayılır. Ancak Mammadova 2 numaradayken manşete girmemesi ve Volero'nun iki kişi ile manşet aldığı bölümleri daha iyi değerlendirebilirdik. 

Mamadova: 23 kez topla buluştu, 3 direk hata yaptı, yüzdesi 25, iyi manşet % 8.

Popovic: 22 servis, 2 direk hata, yüzdesi 45, iyi manşet % 23.

Rabadzhieva: 43 manşet, 2 hata, yüzdesi 60, iyi manşet % 37.

Görüldüğü gibi yumuşak servis atmamıza, genelde de toplar üstlerine gitmesine karşın üçü de iyi değildi. Bu da servislerden bize direk 9 sayı getirdi. Peki daha önceki karşılaşmalarda ki gibi sert ve uzun servis atmış olsaydık ne olurdu? Skor en fazla 3-1 olurdu.

SERVİSLER ZORLADI

Söz servisten açılmışken devam edelim. Bu arada biz servisi yumuşattık derken, onlar bizi çok zorladılar. Takımın servise karşı manşet yükünü çeken Gözde ve libero Gizem'i hedef seçtiler. Gözde: 31 kez topla buluştu, 2 direk hata yaptı, yüzdesi 39, iyi manşet % 29.

Gizem: 33 manşet aldı, 3 hata yaptı, yüzdesi 55, iyi manşet % 45.

Kimberly ile değişerek oynayan Anne'nin bu konuda ki eksikliği yine ortaya çıktı 17 manşet, 1 hata, yüzdesi 18, iyi manşet % 18. Bu seviyede ki maç için çok çok düşük bir oran.

Kimberly: 18 kez toplu buluştu, hata yok, yüzdesi 50, iyi manşet % 38. Önceki maçlarına oranla iyi bir görüntü.

Takımın manşet yüzdesini de yazayım: % 42, iyi manşet: % 33.

Böylesine bir yüzdeyle oynayınca pasör Naz'ı halini varın siz değerlendirin. 3-4 metre civarına çıkan topları smaçörlere yönlendirmekte zorluklar yaşadı. Allah dan Naz'ın dengeli pas trafiği, topu sayıya dönüştürmeyi bilen ve becerileri yüksek sporcuların varlığı Vakıfbank'a galibiyeti getirdi.  

Son maçlarda düşüş yaşadığını belirttiğim Lonneke, bu müsabakada da çıkışa geçemedi. “Anne- Kimberly ikilisi birbirini tamamlıyor” demiştik. Bu düşünce aynen devam etti. Kimberly biraz daha iyi manşet aldı ama hücumda yoktu. Anne Servise karşı manşetlerde takımın bombası gibiydi, ancak hücumda iyiydi.

İNİŞ-ÇIKIŞ

Karşılaşma genelde dengede geçti. Bunda şüphesiz ki bizim kırılganlığımızında rolü büyüktü.

İkinci sette bir ara 17-14 öndeydik. Rabadzhieva servise geldi ve bir anda düştük. Üst üste 5 sayı verdik 17-19 oldu. 19-23 de bu kez Kimberly'nin servisleri bize hayat verdi ve seti buradan çevirip 25-23 kazandık.

4. sette her şey yolunda gidiyordu. İkinci teknik molaya 6 sayı farkla girdik: 16-10. Sonra 19-14 oldu. Set ve maç geliyor diye keyfimiz yerindeydi. Yani şölene hazırlanıyorduk. Eskiler “erken öten horozun başını keserler” demişler ya, adeta bizim içinde öyle oldu. 21-19 da tıkandık. 21-23 oldu. Seti de 23-25 verdik.

Sonuçta dengede giden 5. seti Gözde'nin maçı bitiren sayasıyla 3-2 kazandık. Az da olsa avantaj elde etmiş olduk.

Yukarıda da yazdığım gibi 3-2'ye karşın takımımızın Zürih de kazanacağına ve 4'lü Finale adını yazdıracağına inanıyorum.

GALATASARAY FİNALDE

Şampiyonlar Ligi'ndeki maçlarımızın tartışmaları sürüp giderken, Cumartesi günü Galatasaray'ın Schweriner'i, ilk müsabakada olduğu gibi 3-0 yenerek CEV Kupası'nda adını finale yazdırmasını ayakta alkışladık.

Aslında ilk baştan beri bu yarı final eşleşmesinin zorlu geçeceğini biliyorduk. Ancak sarı- kırmızılılar Almanya'daki ilk karşılaşmayı kolaya çevirdiler ve 3-0' lık bir sonuçla döndüler. Maçı izleyemedim. Seyredenlerin anlattığına göre; çok iyi servis atmışız. Galibiyetin anahtarı da bu olmuş. Öte yandan kazanmamıza karşın rövanşın hiç de kolay olmayacağını not olarak düştüler.

Gerçekten de tur kolay gelmedi. Setlerde bunun en güzel kanıtı.

Oyun dengede başladı. 10-10 dan sonra Almanlar yürüdüler: 10-14, 12-16, 15-20. Eyvah! Dediğimiz bu anlarda seyircinin de desteğiyle oyuncular hızlandılar. Bu sıçrayışla aradaki fark 2'ye düştü. Ardından da 23-23 de eşitlik geldi. Nefeslerin kesildiği son bölümden 30-28 galip çıkmayı başaran ekibimiz oldu.

2. setin ortalarına kadar karşılıklı sayılarla gelindi. 16-14 girilen ikinci teknik moladan sonra atak yapan sarı- kırmızılılar seti 25-20 aldılar.

3. sete kötü başladık: 1-6, 2-7. Sonra tekrar kızlarımız oyuna döndüler: 8-7. Bu geriye dönüşün moraliyle üstünlüğü eline geçiren Galatasaray, bir ara rakibin sayıları eşitlemesine (19-19) izin verse de tekrar oyuna ağırlığını koyup seti 25-23 alıp, maçı 3-0 ile noktaladı.

Böylece finale yükselen sarı- kırmızılılar Rus Dinamo Krasnodar ile eşleştiler.

Bu karşılaşmanın kazanılmasında şüphesiz ki herkesin emeği vardı. Ama izninizle, 22 sayıyla oynayan Centoni ile % 60 hücum yüzdesiyle 15 sayı alan Jackson'un arkadaşlarından bir adım daha öne çıktıklarını vurgulayayım.  

İDMAN OCAĞI'NIN BAŞARISI

Voleybolun bu üçüncü kupasında mücadele eden iki takımımızdan Trabzon İdman Ocağı çok güzel bir başarıya imza atarak finale yükseldi.

Aslında açık yüreklilikle söylemem gerekirse, ben, Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni, İdman Ocağı'na göre final yolunda daha şanslı görüyordum. Tam tersi oldu. Trabzon ekibi, Rusya ligi'nde 6. sırada yer alan Odintsovo'yu deplasmanda 3-2 yenerek avantajı eline geçirdi.

Rövanşın ilk seti rahat geldi: 25-18.

İkinci sette çekişme vardı ama sonunda gülen 26-24 ile yine biz olduk.

Ve mutlu son: 25-22 ile 3-0.

Şimdi finalde rakip Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni geçen C.S.M. Bucuresti. İlk karşılaşmanın Romanya da olması tabi ki avantajımız olacak. 

BURSA VEDA ETTİ

Challenge Kupası'nda ki diğer temsilcimiz Bursa Büyükşehir Belediyesi ne yazık ki umulanın uzağına düştü. Evinde ki ilk karşılaşmayı 1-3 kaybetmesine karşın Romanya'daki rövanşı kazanıp finale yükselebileceğini düşündük. Ancak bu gerçekleşmedi ve ekibimiz C.S.M Bucuresti'ye bir kez daha yenilerek (0-3) finale yükselme ve Trabzon ile eşleşme şansını yitirdi.

Halbuki iki takımımız finalde buluşabilseydi gerçekten Voleybol adına çok güzel bir tablo ortaya çıkacaktı. Olmadı...   





YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

2016 - 2017 Voleybol Sezonu Vestel Venus Sultanlar Ligi'nde hangi takım şampiyon olur?


YUKARI