Bugun...
OLMADI


Alev Anakok
alevanakok@gmail.com
 
 
 

Özverili, becerikli bir oyuncu grubuna sahip olmamıza karşın, son dönemlerde tüm büyük organizasyonlarda beklentilerin uzağına düştük. Olimpiyat Oyunların da, özellikle son Avrupa ve bu Dünya Şampiyonası'nda kürsü hedefini tutturamadık. Tabi ki bunların çeşitli nedenleri var. Bunlara kısa kısa değinmeden önce iki hafta önce ki yazıma gitmek istiyorum. Orada İtalya için şöyle bir öngörüde bulunmuştum:

“İyi bir takımımız var. Rakiplere bakınca Dünya Voleybol Şampiyonası'nda beklentim “kürsü”.

 

Grupta Sırbistan dahil, Bulgaristan, Kanada, Kamerun'u yeneriz. Favori Brezilya'nın ardından grubu ikinci sırada bitiririz. İlk dörtlerin buluşacağı ikinci etapta, 6 ekipten Rusya, Amerika, Hollanda, Tayland, Kazakistan, Meksika dan 4'ü rakiplerimiz olacak.

 

Hızlı ve ortadan oynamayı seven Amerika, kadroya bu sezon Eczacıbaşı VitrA da forma giyecek Larson'u da ilave etti. Rusya'nın da Gamova'yı sahaya süreceği söyleniyor. Tüm bunlara karşın kürsüyü hedefleyen bir takımın yürümesi, yani bu grubu atlaması gerekiyor. Bu iki rakipten birini yenip, diğerine takılsak bile bu grupta ilk 3 içinde olmak bizi bir sonra ki tura götürür. Bundan sonrası için şanslar eşit.”

 

HESAPLAR TUTMADI

 

Ne var ki takımımız ilk bölümde beklentilerimizin uzağında kaldı. Yeneceğimizi düşündüğümüz Sırbistan ve Bulgaristan'a kaybedince grubu 4. sırada bitirdik. Gerçi 3-2 yitirdiğimiz Bulgaristan ile Brezilya karşılaşmalarından gelen 2 puan bizi bir üst tura taşıdı ama yola devam etmek, en azından ilk 6 içinde olabilmek için bunun yeterli olmayacağı gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Çünkü yürüyebilmek için F Grubu'nda buluşacağımız Rusya, Amerika, Hollanda, Kazakistan'ı yenmekten başka çaremiz yoktu. Ayrıca rakiplerimizin birbirleriyle yapacakları maçların sonuçları da “bize yardım etmeli” gibi bir handikabımız vardı.

 

Amerika karşısında sahadan puansız ayrılınca (1-3) bir üst tura çıkma defterini de ilk maçta kapatmış olduk. Sonra Rusya'yı 3-2, Hollanda'yı 3-1, Kazakistan'ı da 3-0 yendik ama bu galibiyetlerin prestijden öteye bir anlamı yoktu. Böylece 10 puan toplayıp Almanya ile birlikte 9. sırayı paylaşarak evimize döndük.

 

KÜRSÜ OLABİLİRDİ

 

Evet, sonuç umduğumuz gibi gelişmedi. Ancak ilk 6, hatta kürsü, beklentimizinde “uçuk” bir görüş olmadığı da ortaya çıktı.

 

Şimdi soralım? Bu takım taktiksel olarak iyi hazırlansaydı Sırbistan ile Bulgaristan'ı yenip gruptan ikinci olarak çıkabilir miydi? Bence çıkardı.

 

2. Etapta istenen neydi? Rusya veya Amerika'dan birini geçmek. Rusya'yı yendik.

 

İşte bu yüzden çok şey kaçırdık diyorum.

 

NEDEN OLMADI?

 

Bunu anlamak için tekrar geriye gidelim ve geçen hafta Sırbistan, Bulgaristan, Brezilya maçları sonrası yazdıklarımdan bazı bölümlere bir kez daha göz atalım.

 

“Karşımızda 4 numaraları sorunlu bir rakip var. Galatasaray'dan tanıdığımız hücumu zayıf Molnar'ı antrenörü sahaya sürdü (5 sayıyla bitirdi). Amaç; servise karşı manşet alsın, diğer 4 numara oyuncusu Mihajlovic (17 sayı), pasör çaprazı Boskovic (22) ve en önemlisi orta oyuncular Rasic (11) ile Krsmanovic'in (14) sayılarıyla sonuca gitmek. Hatırlayın, Grand Prix de bizde bu mantıkla, Neriman'ı daha çok hücuma sokabilmek için pasör çaprazında Güldeniz veya Meliha'ya yer vermiştik.

 

Her ne kadar antrenörü manşetine güvense de, istikrarlı olmayan Molnar ve özellikle de Mihajlovic'in kolay manşet almamaları için sert servisler atmak yerine bu oyuncuları yumuşak servislerle buluşturduk. Bu yüzden manşet sorunlu, çabuk sinirlenen ve kolay hata yapan Mihajlovic bile ayakta kaldı. Üstelikte 17 sayı üretti. Bu durum işin rengini de değiştirdi (servisten biz sadece 4 sayı bulabildik, Sırbistan ise 6 sayı aldı).

 

Servis atamamanın yanında, blokta da eksik kaldık. Bu arada defanstan çıkan topları hücumlarda çeşitliliğimiz olmadığı için sayıya dönüştürememek de en önemli sorunlarımızdan biriydi. Böyle olunca da mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

 

BULGARİSTAN YENİLGİSİ

 

Yukarıda anlattıklarımın aynisini Bulgaristan karşısında da tekrarladık. 25-20 aldığımız ilk set dışında rakibi oyundan düşüren sert servisler atamadık. Böyle olunca da manşeti sorunlu Rabadzhieva 23 sayıyla oynadı. Ayrıca iki kötü pasörü bile smaçörleri belirli düzeyde kullanmayı başardı. Buna karşın yine de maçı kazanmaya çok yaklaştık. 5. sette Gözde'nin sayılarıyla 9-7 öne geçtik. Ama bloklarda kalan ataklarımızla 9-11 geriye düştük ve seti 12-15, maçı da 2-3 verdik.

 

BREZİLYA MAÇI

 

Sonra Brezilya karşısında ilk iki set fırtına gibi estik. Yenildiğimiz iki karşılaşmada atamadığımız sert servisler ortaya çıkarınca, şampiyonanın favorisi Brezilya'yı dağıttık. Sadece servislerimizle değil, sayı getiren hücumlarımızla, özellikle blok autlarla, defansımızla, hırsımızla “işte gerçek Filenin Sultanları bu” dedirtik. Ama 2-0'dan sonra tekrar eskiye döndük. 3. sette “hata yapmazsak maçı kazanma şansımız var” düşüncesiyle yumuşayan servislerimiz, iyi ve çok tecrübeli oyunculara sahip rakibimizin tekrar oyuna dönmesini sağladı. 4. sette servis atmamız gerektiğini hatırladık. Yaptık da. Böylece 20-20'ye kadar başa baş bir mücadele verdik, Ne var ki son sayıları daha iyi oynamayı bilen rakibimiz maçı 2-2'ye getirdi.

 

5. sete 0-2 başladık. Oyunu bırakmadık: 4-3, 6-4 ve 8-5. “Galiba bu kez oluyor” diye düşünmeye başlamıştık ki Garay'ın servisleri, bozulan manşetler, hücum hataları, üst üste verilen sayılar ve 8-10. Ardından 9-13. Brezilya'nın yakaladığı bu 1-8'lik seri, 10-15 giden set ve maç.

 

İşte elimizden uçup giden ilk bölümün nedenlerinden bazıları.

 

2. ETAP

 

Bu bölümde önce Amerika İle kozumuzu paylaştık. Sırbistan gibi, ortaları çok kullanan (onlar 18, biz 7 sayıyla oynadık) güçlü rakibimiz önünde de taktik olarak hata yaptık. Uzun ve sert servisler atamayınca Amerika'nın çabuk oyununa 1. ve 3. setler dışında ayak uyduramadık.

 

Oysa, 16-22'ye kadar geriden geldiğimiz ilk seti, sertleşen servislerimize eklediğimiz defans ve hücumlarla 29-27 aldık.

 

2. Set tempolu ABD'ye direnemedik: 19-25.

 

1-1'den sonra üstünlüğün yakalanacağı 3. seti kazanmak adına çok iyi başladık: 5-1. Aradaki fark azalsa da 18-16'ya kadar önde geldik. Ne var ki rakibin servisleri karşısında yaşanan durgunluk ve yapılan hatalar 23-25 ile 1-2 geriye düşmemize yol açtı.

 

4. Sette ise sahada yoktuk: 15-25.

 

Amerika yenilgisi bizi devre dışı bıraksa da, en azından prestijimizi korumak, sıralamada ki yerimizi biraz daha yukarı çekmek için mücadeleyi bırakmadık. 0-2 geriden gelip Rusya'yı 3-2, ilk setini kaybettiğimiz maçta Hollanda'yı 3-1, son karşılaşmamızda da Kazakistan'ı 3-0 ile geçtik.

 

KONUŞULACAK ÇOK ŞEY VAR

 

Sonuçta hedefin uzağına düştüğümüz Dünya Şampiyonası geride tartışılacak bir çok soruyla bizim için kapandı. Sırbistan, Bulgaristan, Amerika müsabakalarında da değindiğimiz gibi genelde taktiksel olarak iyi hazırlanamamanın bedelini fazlasıyla ödemiş olduk. Servis silahını yeterince kullanamadık. Risk alıp, sert servisler atmak yerine yumuşak servislere yönelmek önümüzü kesen önemli bir etkendi. Blok yerleşiminde hatalar yaptık. Son dönemlerde çok iyi yaptığımız defansımız bir kez daha ön plana çıktı ama düz voleybol oynamanın dışına çıkamadık. Yani oyunda tuttuğumuz topları hücumda çeşitleyemediğimiz, orta oyuncuları yeterince devreye sokamadığımız için sayı bulmakta zorlandık. Servise karşı zaman zaman iyi manşet alamamanın getirdiği sıkıntı, antrenörümüz Barboli'nin oyuna yeterince müdahale edememesini de bunlara eklenince hedef şaştı, umutlar bir başka bahara kaldı...

 

BAŞKA KONULAR

 

Kaybedilen maçlardan sonra, takımımız bir çok eleştiri aldı. Kimi teknik adamımızı, kimi oyuncularımızı suçladı. Kazandığımız karşılaşmalardan sonra bu kez işler tersine döndü, övgüler başladı.

 

Dikkat ettiyseniz ben genelde eleşti yaparken, oyuncu isimleri vermemeye çalıştım. Çünkü sporcularımızın ellerinden geleni yaptıklarına inanıyorum. Dışarıdan yardım alamamalarına karşın “aslanlar” gibi mücadele ettiler. İyi oynayıp kazandıkları veya kaybederken bile alkış aldıkları müsabakalar oynadılar. Bunun yanında hatalarda yaptılar. Bazen manşet alamadılar, blok yerleşiminde aksadılar, yumuşak servisler attılar, becerilerini yeterince kullanamadılar. Bu yüzden hücumlarda dışarı vurdular, blokta kaldılar. Defans yerlerini kaybettiler.

 

Ama tüm bunlar voleybolda var. Hep “voleybol hatalar oyunudur” demez miyiz. Öyle de oldu.

 

Rakiplerimizinde bizden çok farkı yoktu. Onlarda hata yaptılar. Ancak, antrenörlerin kadro seçimlerinin iyi olması, her oyuncudan yararlanmayı bilmeleri, oyunu okuyup gerekli taktik atakları yapabilmelerinin getirdiği farklılık, ekiplerinin üst sıralara tırmanmasını sağladı. Biz bu konuda da bir hayli eksik kaldık...

 

ASIL ÖNEMLİ OLAN

 

Bu yazdıklarıma değişik ilavelerde yapılabilir. Ama bence biz asıl önemli olanı kaçırıyoruz.

 

Ne mi? Anlatayım.

 

Ne zaman İtalyan antrenörler voleybolumuzu istila ettiler, biz çok iyi bir jenerasyona sahip olmamıza karşın onların “düz voleybol” oynatma düşünceleri yüzünden ne Olimpiyat, ne Dünya, ne de Avrupa Şampiyonaları'nda hedeflediğimiz noktalara çıkamadık.

 

İşte bu “düz voleybol” hata yapmaktan korkanların, rakibin üstüne gidip, oyununu kabul ettirmek yerine, savunmada kalarak onların yapacağı hatalardan sayı kazanmayı umanların voleybolu, bizi beklentilerimizin uzağında bıraktı. Bu şekilde devam edersek önümüzdeki daha bir çok organizasyonda yine alınacak sonuçları eleştirmekten öteye gidemeyeceğiz.

 

Bu arada bir çok ülkenin takımlarını yenilediğini, yavaş yavaş tırmanışa geçtiklerini izledikçe bu güzel jenerasyonumuzun çok daha iyi yerlerde olamadıkları için içim daha da acıyor.

 

Tabi bunu sadece ulusallar açısından ele almamak gerekir. Çünkü son yıllarda zirveye oynayan tüm takımlarımızda İtalyanlar görev yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Kulüplerde çalıştırdıkları oyunculara “düz voleybolu” benimseten, pratik düşünceden uzak, kalıplaşmış köşelerden oyun tarzına yönelten teknik adamlar, bu yüzden oyuncuların yeteneklerini ortaya koymaktan, becerilerini sergilemekten de uzaklaştırdılar.

 

Maçların içinde; her servise karışmak, oyuncu değişikliği yapmak dışında taktiksel olarak atak yapamayan, işler kötü giderken B-C-D planına geçemeyen, üstelikte yaklaşık 8 yardımcıyla çalışan bu isimleri büyük antrenörlerin, voleybolumuza etkilerini de son dönemlerde daha iyi görüyoruz.

 

Bir gün eminim ki kulüplerimiz onları ve yöntemlerini çözecek, ona göre seçim yapmaya başlayacaklardır. İşte o zaman daha aktif voleybola yöneleceğiz.

 

BİR NOT

 

Voleybol Antrenörleri Derneği Kurucu Üyesi, İstanbul Voleybol Antrenörleri Derneği Başkanı olarak tabi ki, yabancılar yerine kendi antrenörlerimizi, arkadaşlarımızı tercih edeceğim. Takımların başında onların olmasını isteyeceğim. Bu çok doğal.

 

Ancak gerçekten voleybola ivme kazandıran yabancı antrenörlere gönlüm de açık. Böyle teknik adamlar yıllarca önce ülkemizde görev yaptılar. Bizleri bilgilendirirken, voleybolumuza da değer kattılar. Onları buradan saygı ve sevgiyle anıyorum. Ama bize bir şey kazandırmayan ceplerine düşkün İtalyanlara kapılarım da kapalı.

 

Diyeceksiniz ki, Ligde üst sıralarda bu teknik adamların ekipleri var. Avrupa Kupaları'nda da fırtına gibi esiyoruz. Yani başarılar hep bu antrenörlerden geliyor.

 

Yanıt vereyim. Kurulan iyi kadroların başına bir Türk antrenör getirin bakalım farklı olacak mı?

Vakıfbank, Fenerbahçe, Eczacıbaşı VitrA, Galatasaray Daikin'in antrenörü bizden biri olsaydı 5. olurlar mıydı?

 

Vakıfbank dışında kalan çalıştırıcılar şampiyon olamadılar. Doğal olarak başarısızlar. Ama Eczacıbaşı dışında değişmediler (onunda iki yıl beklenenin dışında kalmasına karşın yerini koruduğunu hatırlatırım). Peki onların yerinde Türk antrenör olsaydı ne olurdu?

 

YENİ ANTRENÖRLER

 

Bunun için antrenör kurslarında başarılı olan eski oyuncularımıza “yetişin” diye sesleniyorum. Çünkü kulüplerin bazı yöneticileri, bu konu açıldığında “Türkiye de antrenör mü var?” diye İtalyanlara yönelişlerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar.

 

Bu soruya, ben de genellikle, “Türk oyuncular, gökten zembille mi indiler de, bizlerin haberi yok” diye cevap veriyorum.

 

Yöneticilerin bu düşüncelerini aşmaları için, eski oyuncu, yeni antrenörlerimize çağrıda bulunuyorum. Bir an önce kulüplerde görevler yüklenin ki, voleybol bilginiz, antrenörlük tecrübesiyle birleşsin ve voleybolumuz sizlerin eline geçsin...

 

KİM BU ANTRENÖRLER

 

100 ve üzeri millilikten katılan ve 4. Kademe Baş Antrenör olanlar:

Nuri Şahin, Selçuk Keskin, Sinan Cem Tanık, Hüseyin Koç, Gökhan Öner, Aslan Ekşi, Emre Batur, Can Ayvazoğlu, Barış Özdemir, Ali Alp Çayır, Ahmet Toçoğlu, Sonay Gülergin, Özkan Hayırlı, Ali Peçen, Atilla Öztire, Emrah Aksoy, Aykut Lale, Bülent Ütün, Erkan Toğan, Fatih Ulusoy, Hakan Akışık, Hakan Fertelli, Necla Esepaşa, Osman Babagiray.

 

25-99 arası millilikten katılan ve 3. Kademe Kıdemli Antrenör Olanlar:

Tuba Meto, Ender Kıdoğlu, Akif Gürgen, Nurcihan Öner, Fatih Işıldar, Cahit Özçelik, Ali Yılmaz, Burak Yılmaz.

 

10-24 arası millilikten katılan ve 2. Kademe Antrenör olan:

Umut Çakır.

 

BARBOLİNİ

 

Bu arada Türk- Yabancı antrenör karşılaştırmasıyla bu konuyu başka bir yöne çekeyim.

 

İtalya da Almanya ile 9. sırayı paylaştığımız Dünya Şampiyonası'nın ikinci etabında Hollanda'yı 3-1 geçtiğimiz maçtan sonra İtalyan teknik adamımız Barbolini'nin bir çoğumuzu şaşırtan demeci internet sitelerine düştü. Ünlü teknik adamımız, "Grand Prix' in üzerinden çok geçmeden takımı Dünya Şampiyonasına hazırladık ve bu kolay olmadı. Bir üst tura çıkma şansımız yok ama ilk 10 içinde yer alabiliriz. Bunun için yarınki maçı kazanmamız gerekiyor" demiş.

 

Bir gün sonra da, Kazakistan karşılaşması sonrası “Çok zor bir maç değildi. Önemli olan kazanmaktı. İyi ve yüksek seviyede bir oyunla kazandık. Şampiyonayı ilk 10'da bitirdik. Bu da bizim için önemliydi."

 

Bizler, “bu takım yarı finale çıkmalıydı, en azından ilk 6 içinde olmalıydı” diye eleştiri yaparken takımın başında ki antrenörün görüşünü okudunuz mu?..

 

Bu düşünce içinde olan antrenörlerden “düz ve korkak voleybol” dan başka ne beklersiniz?

 

Geçen hafta bu konuya kısaca değinmiştim. Buraya da alayım.

 

“Ben en çok bu aralar 'yumuşak servis ve düz voleybola' takılıyorum. Servisi sertleştirdiğimizde, uzattığımızda neler yaptığımızı net olarak görüyoruz. Kazanılan setlerin öne çıkan ilk verilerinde hep bu var. Ama hata yapmamak adına, servisi yumuşattığımızda, yani 'riski azaltalım' düşüncesi ön plan çıktığında tüm etkimizi yitiriyoruz.

 

Bu arada nedense düz voleyboldan bir türlü yakamızı sıyıramadık. Ortaları gerektiği kadar kullanamıyoruz. 5 maç oynadık. Televizyondan izlediğim için iyi görememiş olabilirim ama ortadan 2 veya 3 “erken kısa” dışında yeni bir hücum şekli var mıydı? Ben göremedim.

 

İşte bu yüzden iyi defans yapıp, topu oyunda tutmanın artı değerini sayıya dönüştüremiyoruz. Halbuki bu sistem de, rakibe üstünlük; ancak servisten, bloktan alınan direk sayılar ve defanstan çıkan stopun öldürülmesiyle sağlanabiliyor. Yoksa her takım, rakibin servisini oyunda tutabiliyorsa, sayı alma şansını da buluyor.”

 

Bu konuyu daha detaylı okumak isterseniz, 8 Eylül de yayına giren “Gelecek planları” başlıklı yazıma bir daha göz atmanızı öneririm.

 

BİR KIYASLAMA

 

Aklıma gelmişken, bir konuya daha değineyim.

 

Biliyorsunuz, bayan voleybolumuzun Avrupa arenasında yükselişi 2003 yılında Ankara da Avrupa ikincisi olmamızla başladı. O takımın başında Deniz Esinduy- Reşat Yazıcıoğulları ikilisi vardı. Şampiyonaya kısa bir süre kala Esinduy'u kaybettik. Bunun üzerine görevi Yazıcıoğulları yüklendi ve ilk kez büyük bir organizasyonda kürsüye çıktık.

 

2005 de Hırvatistan da Avrupa Şampiyonası'nda yine Reşat ile 6. olduk.

2007 de Belçika da Filenin Sultanları'nın başında İtalyan Alessandro Chiappini vardı. 10. olduk.

2009 da Polonya da ayni antrenörle 5. liği elde ettik.

2011 de Sırbistan da Marco Aurelio Motta ile 3.'lük kürsüsüne çıktık.

2013 de Almanya da şimdi görev yapan İtalyan antrenörümüz Massimo Barbolini ile 7. sırada kaldık.

 

DÜNYA ŞAMPİYONASI

 

İlk kez 2006 da elemeleri geçerek Japonya da sahne aldık. Ekibimizin başında antrenör olarak Chiappini görevdeydi. 10. olduk.

2010 da yine Japonya da, Mehmet Bedestenlioğlu, Filenin Sultanları ile 6. lığa uzandı.

2014 İtalya, antrenör Barbolini ve 9. sıradayız.

 

OLİMPİYAT VE GRAND PRİX

 

2012 Londra Olimpiyat Oyunları: Gruptan çıkamadık. Antrenör: Motta.

2013 Grand Prix (Japonya); Motta ile 3. olduk.

2014 Grand Prix (Japonya); Barbolini ile 4. olduk.

 

SORU

 

En iyi dereceler de kimlerin imzası var?

2003 Avrupa Şampiyonası, Reşat Yazıcıoğulları 2.

2006 Dünya Şampiyonası, Mehmet Bedestenlioğlu 6.

Fazla söze gerek var mı?

Bu arada alt yapılarda ki Dünya, Avrupa Şampiyonalarında alınan derecelerden de şimdilik söz etmedim.

 

2. NOT:

 

Dünya Şampiyonası öncesi yurt dışı bahis sitelerinden birinde; takımların birincilik şanslarına verilen değerler şöyleydi:

Brezilya: 2.05

Rusya 4.20

ABD 6.00

Çin: 9.75

Sırbistan 12.50

Japonya 14.50

İtalya 14.50

Türkiye 14.50

Almanya 29.00

Hollanda 50.00

 

ULUSLARARASI CENGİZ GÖLLÜ TURNUVASI

 

Dünya Şampiyonasını daha çok tartışacağız. Doğruyu bulmak adına tartışmamızda gerek. Öte yandan hayat ve voleybol devam ediyor.

 

Şimdi önümüzde önce bu hafta sonu Bursa da yapılacak olan Uluslararası Cengiz Göllü Turnuvası var. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen ve Büyükşehir Belediyespor Kulübü öncülüğünde; Türk sporuna adını altın harflerle yazdıran, sayısız sporcuyu milli takıma kazandıran ve milli takımla da önemli başarılara imza atan Cengiz Göllü adına yapılacak turnuvada Bursa Büyükşehir Belediyespor, Bulgaristan’dan BK Maritza, Sırbistan’dan OK Vizura ve Azerbaycan’dan da Azerrail takımları mücadele edecek.

 

Turnuvanın maç programı şöyle:

11 Ekim Cumartesi
Saat 16.00 – OK Vizura – Azerrail
Saat 18.00 – Bursa BŞB Spor Kulübü – BK Maritza

12 Ekim Pazar
Saat 14.00 – 3.’lük maçı
Saat 16.00 – Final maçı

 

 





YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

21 Kasım 2016'da yapılacak olan Türkiye Voleybol Federasyonu başkanlık seçiminde, Mehmet Akif Üstündağ'ı destekliyor musunuz?


YUKARI