ORADA OLMAK VARDI...
Reklam
Alev Anakok

Alev Anakok

ORADA OLMAK VARDI...

25 Ağustos 2014 - 23:26 - Güncelleme: 25 Ağustos 2014 - 23:32

 

Başlığı, bu kez bir şarkıdan esinlenerek attım. Sanatçı Melike Demirağ zorunlu olarak yurt dışında yaşadığı yıllarda içinde “Şimdi İstanbul da olmak vardı..” cümlesi olan şarkısını söylediğinde hepimiz duygulanır, onun özlemi içimizi acıtırdı. Grand Prix Finalinin ilk günü Filenin Sultanları, Brezilya gibi bir “Dünya Devi” ni yenince, bu karşılaşmayı televizyondan seyredeceğime “keşke orada olup yaşasaydım” diye gün boyu hayıflandım durdum. Bu arada Demirağ'ın şarkısını da biraz değiştirerek; “Şimdi Japonya da olmak vardı...” ya uyarlayıp sık sık tekrarladım.

 

Tabi ki sadece bu maç için değil; Japonya karşılaşmasına her birlikte şaşırmak, 5 setlik Rusya ve Çin maçlarına üzülmek, son gün Belçika yenmemizin kürsüye çıkmamıza yetmediğine hayıflanmak ve her müsabakada ki istekli oyunları (Japonya hariç), kazanma arzuları, akıllı hücumları, yaptıkları harika defans adına, özverili bu kızlarımızı alkışlamak isterdim.

 

Eminim ki benim gibi orada olmayı düşleyen bir çok kişi olmuştur. Tabi ki böyle bir şansımız yoktu. Hele benim için hiç yoktu. Biliyorsunuz yaşlar ilerleyince, sadece bizlerin istekleri bazı şeyleri yapmaya ve uygulamaya yeterli olmuyor. İşin içine doktorlar da giriyor. Özellikle son yıllarda doktorum; tansiyonumu, kalp ritminde ki bozukluğu, daha önce takılan “stent” i ve iki yeni “stent” e çok yaklaşan damarlarımda ki tıkanıklıkları öne sürerek, uzun uçak yolculuklarına ve yorucu seyahatlere karşı çıkıyor. Bu nedenle eski başkanımız Erol Ünal Karabıyık döneminde teklif edilen Japonya yada Çin seyahatlerinden biri yerine, daha yakın olan Sırbistan'ı tercih etmiştim. Bu sezon Halkbank'ın 4'lü Final öncesi oynadığı son grup maçı için Polonya'ya da gidememiştim. 1 ay sonra geçtiğim bir kontrolden sonra Azerbaycan'a uçabilmiştim. Yaz başında bu kez federasyonumuzun, A Erkek Ulusal Takımımızın Dünya Ligi maçları için Meksika ve Tunus da oynanan karşılaşmalar için yaptığı davete de katılamamıştım. İşte bu yüzden benim ki, birazda hayali bir birliktelik isteğiydi. Neyse ki yine de kendimi şanslı sayıyorum, çünkü en azından televizyondan da olsa izleyerek, bu başarının keyfini yaşadım.

 

BREZİLYA GALİBİYETİ

 

Biz yine gerçeklere, yani maçlarımıza dönelim. Grand Prix müsabakalarının her birinin ayrı bir hikayesi olduğu için daha önceden de bir kaç kez yaptığım gibi, yine gün gün TV'den görebildiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

“İzlemeyi, yaşamayı çok isterdim” dediğim Brezilya galibiyetini anlatmaya nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa, bu karşılaşmadan önce bana “2-3' lük bir yenilgiyi başından kabul eder misin?” diye sorulsa, tereddütsüz “evet” derdim.

 

Çünkü Gözde- Neriman ikilisinin skor yükünü çektiği bir oyun tarzımızı, grup müsabakalarında yaşadığımız inişli- çıkışlı grafiğimizi düşündüğümde; 1 ay sonra İtalya da yapılacak Dünya Şampiyonası'nın favorisi, Grand Prix grup maçlarında gücünü fazlasıyla gösteren, eksiksiz bir kadro ile Japonya'ya gelen Brezilya'nın 1 setten fazlasını vermeden karşılaşmayı kazanacağı yönündeydi.

 

Kızlarımız tüm bunları boşa çıkarmayı bildiler. Başından sonuna kadar iyi oynadılar. Tabi ki rakibimizin beklenmedik kadar çok hata yapması işimizi kolaylaştırdı ama bu bizim güzel galibiyetimizi asla gölgelemez. Netice de hep “voleybol hatalar oyunudur” demiyor muyuz, o halde o gün de bizim günümüz oldu. Daha önce 4 kez karşılaştığımız ve hiç yenemediğimiz bir rakibi devirmek gerçekten çok anlamlıydı.

 

Grup maçlarında en çok eleştirdiğim yönümüz olan; “yumuşak servis atma” düşüncesinden uzaklaşıp, eski günleri hatırlayarak “ sert servisler” e dönmek bizi hedefe götüren önemli bir noktaydı. Defansımız yine çok iş yaptı. Naz'ın varlığı tabi ki önemli bir etkendi, ama orta oyuncuları rakibin yüksek bloklarından kaçırmak için hem az kullandı, hemde 6 numaradan atak yapanların önünü açmak için Kübra'yı daha çok 2'ye dolaştırmayı tercih etti. Neticede bu maçın oyun kurgusu bu şekilde olabilir, yani antrenörlerden böyle bir taktik almış olabilir. Ancak Dünya'nın sayılı pasörlerinden biri olan Naz'ın, zaman zaman orta oyuncular için insiyatif kullanması da şart. Tıpkı ikinci paslarda ki plaseleri gibi.

 

ORTADAN VE 4'DEN HÜCUMLAR

 

Bu arada yukarıda ki cümleleri destelemek için bir not düşmem gerekiyor. Elimde istatistik olmadığı için bu karşılaşmada ortadan Bahar- Kübra ikilisine kaç top atıldığını, kaçını sayı yaptıklarını bilmiyorum. Sadece Bahar'ın 14 sayısının 5'inin bloktan, 4'ünün servisten olduğunu gördüm. Yani 5 setlik bir karşılaşmadan 5 sayı ile çıkması, Kübra'nın müsabakayı az bir sayıyla bitirmesi, kısa bir süre sonra mücadele edeceğimiz Dünya şampiyonasın da, fizik olarak bizden uzun rakiplerimiz karşısında farklı şeyler düşünmemiz, çalışmamız ve uygulamamız gerektiğini bir kez daha ortaya çıkardı.

 

Bu durum diğer maçlarda da devam etti. Şimdi diyeceksiniz ki “en skorerler sıralamasında 48 sayıyla Bahar nasıl 15., 37 sayıyla Kübra nasıl 22. oldu?”

 

Söyleyeyim: Bahar bu 48 sayının sadece 23'ünü hücumdan buldu. Geriye kalan 25 sayının 18'i bloktan, 7'si servisten geldi. Yani 5 maçta toplam 22 set oynadık. Bu 22 setin 21'inde Bahar görev yaptı. 21 sette kaç top aldı bilmiyorum ama hücumdan 23 sayı? Nedeyse set başına 1 sayı. Az değil mi?

 

Kübra'ya gelince; genelde 2'ye tek ayağa gitti. Toplam aldığı sayı 37. Bunun 21'i hücumdan, 11'i bloktan, 5 de servisten. 22 setin, 18'inde oynadı. 18 sette ataklardan 21 sayı benimdüşüncemegöre az. Değişerek oynayan Güldeniz'in hücumdan 16 (Bahar dan 7, Kübra dan 5 sayı daha az) Meliha'nın da 12 sayı bulduğunu belirteyim.

 

BU MAÇTA HOŞUMA GİDENLER

 

Bu arada eğer televizyondan seyrederken yanlış bir izlenim edinmediysem; en çok hoşuma giden şeylerden birisi etkili ve sert servisler, ikincisi artık kurşun pası da benimsememiz, üçüncüsü de 4 numaradan değişik yerlerden hücumlardı. Bazen çabuk atak yaptık, bazen pasları yatırdık 3-4 arasından vurduk. Bazen uzatıp paraleli hedefledik. İyi manşet gelmediğinde fileden açıp, yüksek toplarla blokların üstüne yüklendik. Parmaklara çarpan bu toplar bize blok autlar dan sayılar getirdi (tekrar edeyim, eğer TV den seyrederken yanlış görmediysem). Bu köşe ataklardaki çeşitlilik beni mutlu etti.

 

HIZLI BAŞLANGIÇ

 

Aslında ara başlıkta ki “başlangıç” 2-0 öne geçmemizle ilgili, yoksa müsabakanın ilk setine 0-3 geride girdik, çabuk toparlandık: 4-3 (+4 sayı). 7-8 geçilen teknik moladan sonra sert servisler, defans, iyi hücum organizasyonuyla koşmaya başladık: 25-18.

 

2. sette 5-7' nin ardından yürüyüşümüz hızlandı: 16-12. Sheilla'nın servisleri, bozulan manşetler, geçilemeyen bloklar bize 5 sayıya patladı: 16-17 (-5). Onlar kaçtı, biz kovaladık derken 21-21 den sonra 2 sayı geriye düştük: 21-23. Barbolini Güldeniz'i oyuna aldı. Topu öldürdük: 22-23. Güldeniz'in servisleri setin kaderini değiştirdi. 3 serviste hedefi buldu. 1'i direk sayı oldu: 25-23. Böylece yapılan değişiklik de “cuk” oturmuş oldu.

 

2-0' ın getirdiği moral, Bahar'ın rakibi oyundan düşüren servisleri: 6-1 (+5). Tempoyu düşürmedik: 8-4, 12-6, 13-8, 15-11. “İşler yolunda gidiyor” diye düşünürken, hızımız yavaşladı:15-14. Farkın kapanmasıyla başa bir mücadele yaşanmaya başladı. Bu 20-20'ye kadar sürdü. 2. sette “Güldeniz'i oyuna alıp seti çeviren teknik kadromuz, bu sayıda öne gelen bu oyuncumuzu acaba hem blok, hemde hücum da daha aktif olmamız için değiştirse miydi?” Diye düşünüyordum ki bir anda Brezilya'nın bloklarında eriyen ataklarımız 20-20'den 20-24 (-4) geriye düşmemize yol açtı. Sette 21-25 gitti.

 

4. setin teknik molalarına Brezilya 3-8, 12-16 önde girdi. Sonra 12-17 oldu. Neriman'ı servisleri rakibi bozdu. Sayılar gelmeye başladı: 15-17. Yeliz'in üst üste 2 bloğu ile eşitledik: 17-17 (+5). Brezilya tekrar yürüdü: 17-21 (-4) ve 19-25.

 

Sonra çok güzel bir 5. set oynayarak 15-12 ile maçı 3-2 kazanıp, tarihi bir galibiyete imza attık.

 

JAPONYA'YA YENİLDİK

 

Bir gün önce etkili servislerimiz, defansımız, bloklarımız ve hücum çeşitliliğimizle voleybolun bir devini yenerken uyguladığımız bu güzel formülü unutmuş olacağız ki Japonya karşısında bunları defans dışında devreye sokamadık.

 

Hele servis silahımız hiç çalışmadı. Bu da manşeti iyi olan, çabuk hücum eden, defanstan çıkan topları kullanmayı bilen rakibimizin işini kolaylaştırdı. Brezilya maçı kazanmamıza karşın göze batan eksikliklerimizden biri defanstan çıkan topların sayıya dönüştürülememesiydi. Japonya karşılaşmasında bu sıkıntı çok daha fazlalaştı. Öte yandan servislerinde özellikle yan çizgileri hedef seçen Japon oyuncular, bunda çok başarılı oldular. Manşetlerimiz bozuldu. Pasöre iyi top getiremeyince de oyun tamamen köşelere yıkıldı. Bu da galibiyet ibresini; defansı çok iyi olan, çıkan topları hücuma sokmayı iyi bilen, uzayan rallileri avantaja dönüştürmeyi çok iyi beceren ev sahibinin lehine çevirdi.

 

İlk sette 10-11'in ardından üst üste yaptığımız hatalarla 10-14 (-4), 11-17 geriye düştük. Bu 13-25 gibi açık bir sayı farkı getirdi.

 

Dengeli başlayan 2. sette 12-11 den sonra yaptığımız atakların sayıya dönüşmemesiyle bocalamaya başladık: 12-17 (-5), sonrası mı? 17-25.

 

3. sette de farklı bir şey yoktu. Japonya kontrolü hep elinde tuttu: 17-25. Maçı da beklenmedik bir sonuçla 0-3 kaybettik.

 

RUSYA MAÇI

 

Rusya ile, hakem kararlarının çok tartışıldı, uzun bir sürede devam edeceği bir karşılaşma oynadık.

 

Bunu daha sonra ele almak üzere, müsabakanın geneline bakalım:

Ankara da yendiğimiz, Rusya da yenildiğimiz rakibimiz, etkili servislerine eklediği yüksek bloklarla, daha önce en zayıf yönleri olan defansı da artık yapmaya başlamalarıyla sete iyi girdiler: 1-4, 2-6, 3-8, 3-13 (-5). 10 sayılık bir farkın ardından yavaş yavaş yürümeye başladık: 8-13 (+5), 12-15. Ara tekrar açıldı: 13-16, 13-20 (-4), 15-22. 19-24 de Asuman'ın servislerine eklediğimiz ataklar 3 sayı getirdi: 22-24. Ve orada kaldık: 22-25.

 

2. sete rahat hücum yapan Rusya 2-4 önde başladı. Topu öldürdük, Naz servise geldi ve her şey değişti. Onun sert ve hedefi bulan servisleri, rakibin hücumda yavaşlaması, hem sayıları, hemde inatçı oyun ritmimizi geri getirdi: 6-4 (+4), 9-6. Bu sayıdan sonra Ruslar arayı kapatmak için sıçradı: 9-8, Biz hızlandık: 14-11, bırakmadılar: 14-13. Tekrar atak yaptık: 16-13 ve 18-14. Rus antrenör Marichev ikili değişikliğe gitti, faydasını da gördü: 18-18 (-4). Kübra'nın plasesi seriyi bitirdi: 19-18. Karşılıklı sayılar, iyice köşelere yıkılan oyun ve bundan üstün çıkan rakibimiz 24-26 ile seti aldı.

 

0-2 geriye düşmek bizi kendimize getirmiş olmalı ki, 3. sete 2-0, 5-1 başladık. Ardından 8-4 oldu. Bu bölümde ki hızda Bahar'ın 2 blok, 1 hücum sayısının etkisi büyüktü. Sonra rakibe sahayı dar eden bir tempo yakaladık: 25-13.

 

4. SET: NERİMAN YOK

 

Ayağında ki problem nedeniyle zorlanan Neriman dan yoksun başladık: 3-6. Bu durgunluktan sıyrıldık: 8-7. Sertleşen servislerimiz, Gözde'nin üstüne binen hücum gücümüz, Güldeniz'in sert olmayan ama sayı getiren atakları, Kübra'nın 2'ye dolaşıp çapraza vurduğu toplardan alınan sayılar:12-8. Ardından 22-17'ye kadar geldik. Ne var ki sıkıntılı pozisyonumuzu (Meliha- Güldeniz'in arkada pasör Naz önde) iyi değerlendiren Ruslar, servisleri 1'e atmaya başladılar. Uzun servisleri oyunda tuttuk ama çıkan toplar Naz'in arkasında kalınca pasların adresi belli oldu. 4'den hücum yapan Gözde'nin önüne yerleşen bloklar aranın kapanmasına yol açtı: 22-21 (-4). Servisten gelen topu içeri kaçırdık. İşte bu anda şans bizden yana oldu. Bu penaltı da topu öldürdüler ama rakip oyuncunun eli fileye değdi. Böylece hem seri bitti, hemde sayılar 22-22 olacağına 23-21 lehimize döndü. 24-24 de eşitlik geldi. 25-25 de Meliha 2'den öldürdü: 26-25. Servisi de o attı. Top gitti- geldi, uzayan ralliye ve sete Naz'ın bloğu son verdi: 26-24.

 

VE TARTIŞMALI SET

 

Gözde- Kosheleva düellosu şeklinde başlayan 5. setin başlarında Naz'ın servisleri dengeyi lehimize döndürdü: 6- 2. Bu avantajı 8-8 yakalanarak kaybettik. Biri Kübra'nın bloğundan 2 sayı bulduk: 10-8. Uzun servisler, bozulan manşetler, bloklarda kalan ataklarımızla 10-12 (-4) oldu. Gözde'nin 6 dan hücumu öldü. Zaman zaman verdiği hatalı kararlarıyla tepkimizi çeken hakem, oyuncumuzun çizgiye bastığını işaret ederek topu Rusya'ya verdi. İtiraz ettik. Bilgisayar “hata yok” gösterdi. Hakem görüntüden sonra kararını değiştirdi, topu bize verdi. Ruslar itiraz da direttiler. Pozisyon tekrar izlenmeye başladı. 5 dakikayı aşan inceleme sonucunda bu kez bilgisayar Gözde'nin çizgiye bastığına dair “hata var” yazdı. Sayı rakibimize gitti: 10-13. Sinirlendik, kızdık, bu durum bize 2 sayı getirerek tekrar umutlanmamıza yol açsa da seti 12-15, maçı da 2-3 kaybettik.

 

YER YERİNDEN OYNADI

 

Televizyondan maçı izleyen voleybol severler ayağa kalktı. İnternet medyasında başlayan tepkiler, yayıldıkça yayıldı. Bu arada Japonya da bulunan Federasyon Başkanı Özkan Mutlugil, Rus takımı antrenörünün 2 yerine 3 challenge hakkı kullandığı gerekçesiyle itirazda bulundu. Ne var ki yapılan toplantıdan bir sonuç çıkmadı.

 

Şimdi gelelim işin detayına. Kızacaksınız ama ben aleyhimize verilen kararın doğru olduğunu düşünüyorum.

 

Bu yeni uygulama da çizgiye düşen toplar da net karar çıkıyor. Ancak insan vücudunun devam eden hareketlerinde, yani blokta ve özellikle de oyuncunun ayağının çizgiye basıp basmadığı konusun da alınan kare çok önem taşıyor. Çünkü devam eden hareketlerde ilk kare alındığında hata olmadığı görülebiliyor. Bir sonra ki karelere bakıldığında bu kez hata ortaya çıkıyor. İşte burada olduğu gibi.

 

Gözde ayağını yan olarak yere bastığında, ağırlık henüz ayağa binmediği için o ilk karede bilgisayar çizgiyle teması olmadığını gösteriyor. Ama oyuncu önünde ki topa vurmak için uzandığında, bu kez ayağı yere tam oturuyor, bu durum küçükte olsa bir oynamaya yol açıyor. Ve bu kez, yani, bir sonra ki karelerde çizgiye “temas var” gören bilgisayar da hatayı işaret ediyor. Daha öncede ayni şey olmuştu (ayakkabıların bazı yerlerinin kalkık olması bile bazen yanılgı yaratabilir. Spor ayakkabınızı giyip bu hareketi denemeye ne dersiniz?).

 

DİĞER BİR KONU

 

Bu arada bu bilgisayar görüntüleriyle ilgili tartışılması gereken başka şeyler de var. Öncelikle her itirazda yardımcı hakem bilgisayarın başına gidiyor. Görüntüyü inceliyor, sonra yerine gelerek kararını işaret ediyor. Bu arada zaman geçiyor. Hele biraz çetrefilli bir görüntüyse duraklama iyice uzuyor.

 

Yıllarca önce, voleybola olan ilgi artsın diye Tie- Break sistemi getirildi. Libero ile oyuncu değişikliği hızlandırıldı. Şimdi tersi yapılmaya çalışılıyor. Oyunun hızının kesilmemesi için mutlaka bilgisayarın başına bir hakem, ya da bir gözlemci daha oturmalı ve itiraz yapıldığında hemen görüntüye bakıp, kararı o vermeli.

 

Setler veya ralliler uzadığında antrenörler oyuncularını dinlendirmek, rakibin hızını kesmek için de itiraz edebiliyor. Bu maçta Rus antrenör Maricev de böyle yaptı. Açık yüreklilikle de itirazı gerektiren bir şey olmadığını ama oyuncularına nefes aldırmak için bilgisayara bakılmasını isteğini hareketleriyle herkese gösterdi. Zaman ilerledikçe aklı “cinliğe” çalışan antrenörlerin suistimalleri mutlaka artacaktır.

 

ÇİN'E KAYBETTİK

 

Bir gün önce yaşanan sinir harbinin takımımızı nasıl etkilediğini, Rusya maçında 4. ve 5. setleri oynayamayan Neriman'ın durumunu, grupların formda ekibi Çin'in bizim karşımızda nasıl oynayacağını merak ederek televizyonun karşına oturdum.

 

İlk sete durgun başladık: 3-4, 3-9 (-5), 6-11,10-15. “3 maçın ikisini 3-2 oynamanın yorgunluğu iyice kendini gösteriyor, yapacak bir şey yok” diye düşünürken, “Sultanlar biz hala ayaktayız” dercesine oyuna girmeye başladılar. Aslında Çin'in, eskisi kadar hızlı ve ortadan oynamayan bir oyun tarzını benimsemesi de işimizi kolaylaştırdı. Her maçta olduğu gibi Neriman- Gözde ikilisinin hücumdaki, Gizem- Güldeniz'in defansta ki başarıları 16-16 da eşitliği getirdi. Ne var ki 19-19'un ardından 2 sayılık bir avantaj yakalayan rakibimiz seti 22-25 aldı.

 

İkinci sette karşılıklı sayılarla 18-18'e kadar gelindi. Güldeniz'in 2'si direk sayı olan taktik servislerine eklenen hücumlar, toplam 10 hata yaptığımız bu seti 25-18 (+7) kazandık.

 

3. sette Neriman ile Gözde'nin blokların üstüne yüklenen atakları, Büşra'nın oyuna girdikten sonra ki katkısı işimizi kolaylaştırdı: 6-3, 8-4, 12-8, 16-11. 17-12 de rakibin 1 numaramıza attığı uzun servisler karşısında yaşadığımız sıkıntı (2 de direk sayı verdik) aranın kapanmasına neden olsa da (17-16) (-4), hızlandık, seti 25-22 aldık.

 

Bize belkide kürsüde yer bulduracak kader setinin ilk teknik molasına 8-6 girdik. Başlarda orta oyuncularını kullanmayan Çin, onları da devreye soktu. Bu ikinci teknik molayı 14-16 önde geçmelerini sağladı. 20-23'e kadarda yakalamadı. Güldeniz'in “havuz” tabir ettiğimiz alana attığı kısa servisler, bir anda rakibi karıştırdı: 23-23. Ne var ki bu atak seti kazanmaya yetmedi: 23-25.

 

5. sette 1-2 den sonra kısa servisler yine ortaya çıktı: 5-2 (+4). 8-4 de saha değişildi. 9-5 de rakibin uzun servisleri yine başa bela oldu. Hücumda yüksekliğimiz kaybolduğu için bloklara takılmaya başladık. Bu durum bize 5 sayıya patladı: 9-10 (-5). Neriman seriyi durdurdu: 10-10. Çin hızlandı: 10-13. Gözde'nin 1'i direk sayı olan servisleri, Neriman- Güldeniz'in iyi hücumu bizi öne geçirdi: 14-13. Ardından oyun kilitlendi. Nefeslerin tutulduğu bu seti Çin 19-21 kopartmayı başardı.

 

BELÇİKA'YI YENDİK

 

Gruplar da 4, finalde 3, yani toplam 15 maçın 7' sini 3-2 oynayan Filenin Sultanları son olarak Belçika ile kozunu paylaştı. İlk seti kaptırmamıza karşın toparlanıp mücadeleden 3-1 galip çıktık ama topladığımız 7 puan, ayni puanla 3. olan Rusya'yı geçip kürsüye çıkmamıza yetmedi.

 

Genelde başa baş bir karşılaşma oldu. Gerçi bizden daha iyi servis attılar, zaman zaman da daha aktiftiler ancak onlarında bizim gibi bekleme huyları işimize yaradı. Ayrıca defansımız, Neriman ve Gözde gibi önemli iki hücum silahına sahip olmamızın artıları sonucu lehimize çevirdi.

 

İlginç bir ilk set yaşadık. 4-1, 4-4, 8-5, 9-8. Karşılıklı sayılarla ikinci teknik molaya 15-16 girildi.

 

16-18' in ardından gelen 3 sayıyla 19-18 öne geçtik. 20-21 geriye düştük, 24-21(+4) yaptık. Rakibin 5 numaradaki Meliha'ya uzun servisleri, bloklarda kalan hücumlarla 5 sayı verip seti 24-26 kaybettik.

 

İkinci sette 12-12'ye kadar dengede geldik. Atak yapıp önce 3 (15-12), sonra da 4 sayılık (18-14) avantaj yakaladık. Belçika'nın 1 numaraya attı uzun servisler yine sorun yarattı: 18-19 (-5). 21-20 de yaptığımız ikili değişiklik (Asuman- Seda girdi) bizi hızlandırdı: 24-20. Ve 25-21.

 

3. sete 3-1, 6-3 başladık. Yine iyi servis atmaya başladılar: 6-7 (-4). Sonra 7-10 oldu. Kübra'nın etkili servisleri, manşetleri bozunca yumuşak toplarla hücum yapmak zorunda kaldılar. Rahatlıkla topladığımız topları kolaylıkla atağa dönüştürüp sayıları 13-10 (+5) yaptık. 14-11 de yine pasör Dirickx 'in servisleri başladı:14-14. İkinci teknik mola 15-16 geçildi. Neriman sahne de 20-17. Ardından 23-19 yaptık. Maçın başından bu yana servislerle bizi hırpalayan rakibimiz aranın kapanmasına yol açsa da (23-22) seti koparttık: 25-23.

 

Daha önce yaşananlar 4. sette de aynen tekrar etti. Servise yüklendiklerinde; Neriman- Gözde ikilisinin dışında hücuma başka bir oyuncu sokamadığımız için sıkıntıya düştük. Bu sorunu aştığımızda rahat sayılar bulduk. Bu iki takım içinde inişli- çıkışlı bir grafik getirdi. Ne var ki daha iyi oyunculara sahip olmanın avantajı bizi sonuca götürmeye yetti: 2-4, 5-4, 7-8, 8-11, 10-14, 12-15. 2' li değişiklik, Kübra'nın iyi servisleri ve 18-15 (+6), 20-17, 24-18 ve 25-20.

 

Sonuçta bu zorlu maratonu 4. olarak kapatmayı bildik. Şimdi her halde kısa bir dinlenme ve ardından asıl hedefimiz olan Dünya Şampiyonası için bir çok soru ile birlikte hazırlıklara başlayacağız. Bakalım ilerde ki günlerde nelerle karşılaşacağız. Gündemde neler olacak? Bunları konuşurken doğal olarak düşüncelerimizi de sizlerle paylaşacağız.

 

İSTATİSTİKLER

 

FİVB'in sitesindeki “enler” e göz atarak yazımı bitireyim:

 

SKORER

 

1. Neriman: 109 sayı (102 hücum, 3 blok, 4 servis)

3. Gözde: 97 sayı (86 hücum, 9 blok, 2 servis)

 

Acaba 2 oyuncumuz kaç kez topla buluşarak bu sayılara ulaştılar? Çok merak ettim. Biliyorsunuz FİVB ile CEV'in istatistikleri çok farklı. Alıştığımız, hemen hemen her konuyu ele alan CEV'in istatistikleri çok aydınlatıcı olurken, diğeri çok yüzeysel kalıyor. Keşke orada olup antrenörümüz Yunus Önal dan istatistik bilgileri alabilseydim. Eminim ki çok değişik şeyler yazma şansım olurdu.

 

SMAÇÖR

 

1. Liu (Çin): % 46.10

7. Neriman: % 41.06

8. Gözde: % 40.57

 

BLOK

 

1. Fetisova (Rus): % 0.90

4. Bahar: % 0.82

11. Kübra: % 0.50

12. Gözde: % 0.41

17. Naz: % 0.32

25. Büşra: % 0.27

30. Meliha: % 0.23

38. Neriman: % 0.14

 

Niye bu kadar uzun uzun verdiğimi de yazayım: Filenin en skorer oyuncu olarak alkışımızı alan Neriman'ın blokta bu kadar geride kalması şaşırtıcı. Bu eksikliğin nedeni mutlaka araştırılıp, bu konuda çalışmalara ağırlık verilmeli. Dünya Şampiyonası'nda buna çok ihtiyacımız olacak.

 

Bu arada Bahar niye oynatılıyor? Diye eleştiri yapanlar bu açıdan da olayı değerlendirmeli. Ayni şeyler servis içinde geçerli.

 

SERVİS

 

1. Saori (Japonya): 0.69

5. Bahar: 0.32 (7 direk sayı aldı, 5 servis kaçtı)

9. Kübra: 0.23 (5 direk sayı aldı, 6 servis kaçtı)

15. Neriman: 0.18 (4 direk sayı, 5 servis kaçtı)

18. Güldeniz: 0.14 (3 direk sayı, hiç servis kaçırmadı)

33. Naz: 0.09 (2 direk sayı, 1 servis kaçtı)

34. Gözde: 0.09 (2 direk sayı, 6 servis kaçtı)

35. Meliha: 0.09 (2 direk sayı, 4 servis kaçtı)

 

Takımımızın her şeyi yapan önemli oyuncusu Gözde'nin bu konuda çok gerilerde kalması beni şaşırttı. Bu arada kulübünde de, ulusal takımda da Bahar servise geldiğinde herkes tedirgin oluyor. Kaçıracak endişesi yaşanıyor. Onun için antrenörler genelde her sette onu değiştirme yoluna gidiyorlar. Ancak görüldüğü gibi en iyi servis atanlar sıralamasında ilk 5 de kendine yer buldu. İlginç değil mi? Daha önceden de, şimdi hangi turnuvaydı hatırlamıyorum ama Bahar orada da “en iyi servis atan oyuncu” olmuştu.

 

Bu durum yeni bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Siz bir takımın antrenörü olsanız; etkili servis atan, rakip sahaya geçtiğinde sayı olma olasılığı fazla olan, ya da rakibi zorlayan, oyun kurmasını engelleyen, ancak kaçma oranı da az olmayan bir oyuncuyu mu tercih edersiniz?

 

Yoksa, hedef seçilen oyuncuya giden, ama onu fazla zorlamayan, yani pasöre orta oyuncuları ve smaçörleri kolay hücuma sokma şansı veren, kaçma oranı düşük servisler atan sporcuyu mu istersiniz?

 

Bu soru ve cevap, bir başka tartışma daha ortaya çıkarıyor.

- Bloğu vasat, ancak defansı çok iyi, çıkan topları sayıya dönüştürme becerisine sahip bir ekip için hangi servis daha iyi?

- Bloğu yüksek ve iyi, defansı normal, hücumda ise üst düzeyde smaçörleri olan bir takım hangi servisi kullanmalı?

- Çabuk ve ortadan oynayan bir rakibe nasıl servis atılmalı?

 

SERVİSE KARŞI MANŞET

 

1. Shinnabe (Japonya): % 57.89 (95 manşet, 56 çok iyi manşet, 1 hata)

6. Güldeniz: % 40.16 (122 manşet, 50 çok iyi manşet, 1 hata)

13. Gözde: % 19.79 (91 manşet, 49 çok iyi manşet, 5 hata)

13. Gizem: % 19.79 (87 manşet, 42 çok iyi manşet, 4 hata)

 

DEFANS

 

1. Sano (Japonya): % 3.13

6. Gizem: % 2.15

8. Gözde: % 1.95

17. Neriman: % 1.32

20. Naz: % 1.09

24. Güldeniz: % 1.00

25. Merve: % 0.95

 

PASÖR:

 

1. Lins (Brezilya): % 9.76

2. Naz: % 7.68

10. Asuman % 0.41

 

GRAND PRİX'İN ENLERİ

 

En değerli oyuncu: Yuko Sano (Japonya)
En iyi pasör çaprazı: Sheilla Castro (Brezilya)
En iyi smaçör: Xiaotong Liu (Çin), M.Nagaoka (Japonya)
En iyi orta oyuncular: Irina Fetisova (Rusya), Fabiana Claudino (Brezilya)
En iyi pasör: Dani Lins (Brezilya)
En iyi libero: Yuko Sano (Japonya)

 

U19 TAKIMIMIZ 3. OLDU

 
Finlandiya ve Estonya’nın ev sahipliğinde düzenlenen U19 Avrupa Şampiyonası'nda Kız Takımımız son gün Yunanistan'ı 3-1 yenerek 3. oldu. Sırbistan'ın, Slovenya'yı 3-2 mağlup ederek birinci olduğu şampiyona da, sporcumuz Pelin Aroğuz “En İyi Smaçör” seçildi. Kızlarımızı, teknik kadromuzu, emeği geçenleri ve Pelin'i bu güzel sonuç için kutluyorum.
 

 

 


 

Son Yazılar