50. YIL DENİZ ESİNDUY SALONU


Vefa, her ne kadar İstanbul’da bir semt adı ise de toplulumuzda her geçen gün değerini kaybediyor.

Gazeteciliğe başladığım ilk günlerden beri dikkat ve ilgi ile takip ettiğim olay sevgi, saygı ve vefa duygusu.

Kesintisiz 45 yıl voleybol yazan ve bir spor yazarıyım. Voleybola birçok yenilikler kazandırmanın gururunu yaşarım hep. Ancak spor basınında “voleybol” spor yerine konmadığı için en güzel branşın yanında futbolu da izlemek zorunda kaldım. Fenerbahçe ile başlayan futbol maceram Trabzonspor ile 35 yıl devam etti. Yaptığım atlatma haberler, rakip spor servisi müdürlerinin saçını başını az yoldurmadı. Nur içinde yatsınlar, ikisi de rahmetli oldu Namık Sevik ve Abdülkadir Yücelman gibi duayen müdürler beni tebrik ederek gururlandırdılar.

Bunca yıllık meslek yaşamımda unutamadığım görüntüler arasında stad ve salonlardaki isimler olmuştur.

Eskişehir Atatürk Stadı’nda Abdullah Gegiç, Fethi Heper ve öteki futbolcuların isimleri kapılarda idi. Eskişehirspor’un fırtına gibi estiği yılları unutmadık.

Trabzon’da da Hüseyin Avni Aker Stadı’nın kapılarında bir ara futbolcu isimleri vardı. Necati Özçağlayan, Turgay Semerci ve diğerleri.

Yaşarken anılmak çok güzel.

Cemal Kamacı, Hamza Yerlikaya, Halil Mutlu ölmeden önce Naim Süleymanoğlu da salonlara verilen isimlerden.

Zamanın teşkilat müdürüne “Cemal Kamacı sizin siyasi görüşünüze yakın olmasa idi Okmeydanı’ndaki salona adını koyar mıydınız” diye sormuştum. Benimle uzun süre selamlaşmadı.

Neyse ben voleybola dönmek istiyorum.

Türk Voleybolu’nun en başarılı sporu, tartışmasız voleyboldur.

Siz hiçbir voleybol adamının bir salonda veya salon kapısında adını görebildiniz mi.

Hayır.

Ataköy’deki Sinan Erdem Salonu, nur içinde yatsın onun Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) başkanlığından verildi.

Bizim voleybol basınında bir hastalık vardır.

Kimseyi darıltmayalım, aman bize ne. Hiçbir zaman üzerine gidilecek sorunları gündeme getirmediler.

Polis emeklisi eski federasyon başkanı ile Ankara ve İstanbul’daki salonlarda olmayan basın tribünleri için aylarca mücadele etmiştim. Sağolsun, sonra federasyon başkanı olan Özkan Mutlugil, göreve başlamasının ilk günlerinde Burhan Felek Salonu’na beni çağırdı ve Ali Türker’i de göstererek “Cengiz Ağabey bak sana basın tribünü yapıyoruz” demişti. Benim yanıtım ise “Bana değil, voleybol basınına yapıyorsunuz" olmuştu.

Bugün orada arkadaşlarımız oturuyor. Ben fotograf da çektiğim için saha kenarını tercih ediyorum.

Evet, yukarıda da belittim, hiçbir salonda hiç voleybol insanının adı yok.

Birgün Ankara’da eski dostumuz ve bugünün federasyon başkanı Akif Üstündağ’a bu konuyu açtım.

Ve uzun süredir “50. Yıl Salonu’nun adı Değer Eraybar olsun” önerimi tekrarladım. Artık dilimde tüy bitmişti “Değer Eraybar olsun” diye. Ankara’da rahmetli olan ve voleybola çok hizmet veren Reşit Yücesoy ve Ersin Uysal var. Yücesoy'un adı kapılardan birine, spor yazarı Uysal’ınki de basın tribününe verilebilir.

Başkan Akif Üstündağ,her zaman olduğu gibi yine beni ciddiye aldı.

Üstündağ “60. Yılda 50.Yıl Salonu’nun adı 50. Yıl Deniz Esinduy olacak ağabey”dedi.

Çok sevindim. Ancak 60. Yıl geçiyor.

50. Yıl Salonu’nda bir hareket yok.

Ben bir hatırlatayım dedim.

Şans eseri rastladığım Mücireddin Beylegani’nin bir sözü ile noktalıyayım.

“Vefasız dost gölge gibidir.

Işıklı günde seni takip eder, bulutlu günde gözden kaybolur.”

Not: Federasyonun antrenörler derneğiene desteği ile muhtaç sporculara yardım sandığı konusunu bir dahaki yazımda ele alacağım.CT