10 Ocak 1961 yılında 212 sayılı basın yasasının yürürlüğü girmesiyle 10 Ocak tarihi “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kabul edilmiş, ancak 12 Mart müdahalesinden sonra 1971 yılında gelişen bazı olumsuzluklar nedeniyle bu tarih bayram olmaktan çıkarılarak (!) “'Çalışan Gazeteciler Günü” ismine dönüştürülmüştür.
Gazetecilik sektörü büyük sorun ve sıkıntı yaşamaktadır…
Ve bu anlamlı günde maalesef görüyoruz ki, şu son dönemde gazetecilik vasfını ve temel karakterini koruyabilen, gerek Hükümet, gerekse onun sindirdiği basın patronlarına kukla olmadan direnen küçük bir azınlık, bunu başaramayan, küsen, sektörden kopan bir o kadar da çok gazeteci var !...
Hele hele taşraya, yerele indiğiniz zaman çekilen sıkıntılara, çilelere karşı meslek aşklarına ihanet etmeden mücadelelerine mertçe, onurlu çizgilerde, ilgisizliğe yalnızlığa, çok zor koşullar altında devam eden o dev yürekli insanların yanına varmaya görün ?...
Ben çalışan gazeteciler günlerinde söylenen sözleri, verilen vaadlerin yerine geldiğini hiç görmedim… Aksine iktidara gelen vurdu, giden vurdu…
Gazeteciler ise hep yalnızlığı, terk edilmişliği oynadı…
“ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ”…
Hangi çalışan yahu ?...
O teğet geçip de (!) sülalemizi belleyen krizin yerlerde süründürdüğü ekonominin girdabında yaşamaya çalışan gazetecilik sektörünün yerel bölümünün hali ise içler acısı…
Yerelde Gazetecilik yapanlar aynı zamanda matbaacılık da yaparlar…
Ama matbaalar susmuş… Gazetelere ilan veren, reklâm veren yok…
İnternet yüzünden Bayram, Yılbaşı tebrik kartı bastıran da yok !...
Kartvizit ve düğün, sünnet davetiyesi basmak, karınlarını bile doyurmuyor…
Son üç yılda ülkemizde 1500 civarında gazeteci arkadaş işinden olmuş…
Birçok yerel radyo ve TV’ler kapanmış…
Hangi çalışan gazeteci gününü kutluyoruz, kutluyorsunuz ?...
Geride kalan ve açlık, yoklukla boğuşanların halini mi kutluyoruz ?...
Yoksa, bir yerlere (!) şirin görünmek için, yalakalık yaparak zirvede kalan, ancak kendilerini tepede zannedip, dümen suyuna güvenip çıktıkları damlarında merdivenlerinin çekildiğini göremeyen çok az sayıda tuzu kurunun gününü mü kutluyoruz ?...
“ÇALIŞAN GAZETECİLER BİLMECESİ”…
Kaç gazeteci hapiste, bilen var mı ?...
Ya ne için, hangi sebepten orada olduklarını ?...
Gazeteci örgütleri bu kardeşlerimiz için ne yapmışlardır ?...
Sivil toplum örgütleri, mesleki ve sanayi oda başkanlıkları, demokratik kitle kuruluşları “Gazetecilik” mesleğinin çektiği mesleki ve yaşamsal sorunların çözümü için ne yapmaktalar ?...
Bir proje hazırlamışlar mıdır ?... Bir arkadaşlarını savunmuşlar mıdır ?...
“Özgür basın” herkese lazım demeyi bilenler, özgür basının oluşması yönünde hangi ciddi ve somut çalışmayı yapmışlardır ?...
Son 10 yılda 487 Gazeteci yazdığı yazılardan dolayı çeşitli ceza almış.
Sadece 2009 da 37 basın emekçisi cezaevine konulmuş. Bu sayı 2010’da 57’yi, 2011’de ise 91’i bulmuş ?...
Son beş yılda yazdığı yazıdan dolayı yâda yaptığı haberden dolayı 782 gazeteci ceza almış ve bu cezalardan 548’i ertelenmiş…
“Ertelenme”nin açılımı aynen şudur : “Hele sıkıysa bir daha yaz ?... Yaz da görelim ?... Önceki ile birleştirir seni de içeri tıkarım. İşte o kadar ?...”
Çok zor, çok… Hele yerel basın için daha da çok zor.
Çalışan gazeteciler günü kutlanıyormuş ?...
Hani nerede bu kutlama, adres verin ?...
Kaç çalışan kaldı, kaç çalışan ayakta durabiliyor, kaç çalışan evini geçindirebiliyor ?...
Meseleler ve sorunlar halının altına süpürülüyor, böylece ortadan kaldırılmış ve halledilmiş oluyor ?...
Gazetecilerin mesleki sorunları dağ gibi...
Aldığı veya alamadığı (!) ücret, işsizlik, işini yaparken uğradığı tehdit, şiddet, hakaret, kaba kuvvet, can güvensizliği içinde kutlama ?...
Sözde Basın, devletin yasama, yürütme, yargı organından sonra dördüncü kuvvet, milletin, halkın müşterek sesi ?…
YAPILMASI KAÇINILMAZ REFORMLAR
Anadolu basını yani taşra ile Merkezde görev yapanların mesleki sorunlarını bertaraf edecek yasal düzenleme ile mesleki kalkınmayı sağlayacak ekonomik, sosyal tedbirlerin harekete geçirilmesi…
Teknolojiye yenik düşen Yerel basını teşvik eder, mevcut teknolojiyi yakalama girişimi…
Meslek içi eğitimler ile kalifiye eleman gücünün arttırılması, atıl haldeki makine ve ekipmanların işler hale getirilmesi…
Anadolu basınını parçalanmış, bölük pörçük, ayrı mekânlarda her biri ayrı yaşam savaşı verir haldeki görüntü ve durumundan kurtarmak için harekete geçilmesi…
İyileştirme, güzelleştirme ve güçlenme için 2- 3 gazeteyi ve kuruluşu tek bir yayın organı haline getirmek… Bunun için devlet desteğini de katmak, böylelikle yerel basını, Anadolu basınını canlandırılması…
İnternet basınını çakma kanunlarla susturmaya çalışanların bu ayıbı derhal durdurmaları, fikir ve düşünce, bunu da paylaşma hürriyetine saygı göstermeleri…
Çalışan gazeteci günü bu gün değil, işte asıl o gün kutlanacak !...
Ve işte o gün ismini hak edecek !...
“ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ”…
Tekrarlıyorum, herkes aynı şekilde düşünecek diye bir şey yok ?...
Eleştiri, saygıyla harmanlanan bir bilgi, tecrübe ile beslenen bir ifade zenginliğidir…
Eleştiriye açık olmak da düşünceye saygı biçimidir…
Ancak eleştirinin de bir üslubu vardır… Kelimeler titizlikle seçilmeli, terbiye ve “Fair” ölçülerinin dışına taşmamalıdır…
Maalesef son haftalarda bu düstur birkaç kendini bilmezin seviyesiz üslup ve ifadeleriyle ihlal edilmiştir… Bu yüzden ne yazık ki, yayına uygun görülmemişlerdir…
Ayrıca aynı IP’lerden, değişik rumuzlarla okuyucularımızı yanıltmaya yönelik cılız fikir çıkartmaları yapılmaktadır…
Kendilerini dürüstlüğe, saygıya, bu camianın gerçek bir örnek ferdi olmaya davet ediyorum…
Daimi, derin saygılarımla…
PLAJ VOLEYBOLU LİGİ HAKKINDA…
İhtisas sahibi olduğum Plaj Voleybolunda zafiyeti, yanlışlıkları görmezden gelmem mümkün değil… 21 Yıldır değer ve emek verdiğim Plaj Voleybolunda havanda su dövülüyor… “Dünyada bir ilki başardık !...” demekle iş bitmiyor ?... Sporcuları çıplak oynatırsın, o da dünyada bir ilk olur ?... Mühim olan, yapılan işin düzgün olması, bir işe yaraması ?... Üstelik bunca bütçe ile desteklendiği bir ortamda ?...
Bu işe Federasyonda kim ne kadar zaman ayırıyor ?... Plaj Voleybolu Kurulu Federasyonun göreve geldiğinden bu yana kaç kez, kaç kişiyle toplanmış ?... Hangi kararları almışlar ?... Yurt dışında başarı kazanan 1,5 çifti çıkarın, elde var sıfır…
Bir yazımda yazdım, versinler tam yetkiyle bütçeyle Plaj Voleybolunu bana ve grubuma, bakın nerelere getiriyorum ?...
Ama bu iş Federasyonun teklifi ve güveniyle olur ?... Federasyon bu güne kadar, bırakınız bana buna benzer bir teklifi, hatırımı bile sormuş değildir…
Yazımın altına yorumlarıyla pek bi popüler Kitarahumara rumuzlu arkadaş yazmış : “Hocam, şu Plaj Voleybolu Ligine bir el atsanız. 5 çift de siz bulsanız, katkı yapsanız (sürekli eleştirmek yerine), 10 çifte çıkarsanız, böylece kendi duanızı gerçekleştirip yerine yeni bir dua (talep) koyarak kotayı böyle kullansanız...”
İşte yukarıda cevabı…
Zorla güzellik olmaz ?...
Aklın yolu bir olsa da, bazen çoğul teklemeler oluyor ?...
“BAŞARILIYIZ” DİYE NE KENDİMİZİ NE DE BAŞKALARINI KANDIRMAYALIM ?...
İki yıl önce Federasyonun; “Bizimle Olimpiyat rüyasını gerçekleştirmeye var mısınız?” çağrısı ile başlattığı plaj voleybolu yapılanmasının başına, bilindiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri Milli Takımı ile hem sporcu hem de antrenör olarak Olimpiyat Şampiyonu unvanına sahip Troy Richard Tanner, proje danışmanı olarak getirilmiş ve Federasyonun çağrısına uyan antrenör ve sporcularla Plaj Voleybolu Milli Takımlarımızın temeli atılmıştı….
Ancak 2 yıl içinde onca çalışmaya karşılık bir erkek takımımız dışında başarıdan söz etmek kendimizi daha da kandırmak olur…
Sayın Başkanımız Erol Ünal Karabıyık istediği kadar erişilen seviyeden çok memnun olduğunu, mutluluk yaşadığını, Olimpiyat rüyasına her geçen gün daha da yaklaşıldığını ifade ede dursun, Plaj Voleybolu maalesef Federasyonumuzun epey gayret etmesine ve iyi niyetine rağmen beceremediği çok önemli bir proje…
Bana ileriye dönük tek bir bayan takımı/sporcu gösterebilir misiniz ?... Erkeklerde başarı sağlayan tek takımımızın dışında kimlerden, ne bekleniyor ?... Ya onlar da olmasaydı ?...
ANKETİMİZ SONUÇLANDI…
Lig maçlarına ilgi gösterilmiyor… Nedeni sizce nedir ?
Voleybol severler televizyonlarda verilen maçları seyretmekle yetiniyor... [252] % 19,3
Maçların duyurusu iyi yapılmıyor... [223] % 17,1
Giriş ücreti olan 5 TL fazla... [179] % 13,7
Voleybol seyircisi futbola yöneliyor... [60] ,% 4,6
Voleybol seyircisi basketbola yöneliyor... [33] % 2,5
Bu durumda Federasyonumuz yönetimindeki kulaklara kar suyu kaçırıyorum… Maç saatlerine özen… Maçların duyurusu konusunda takviye…
GALATASARAY BİLDİĞİMİZ GİBİ…
İsmi üzerinde : “Ezeli Rekabet”…
İnsan haliyle heyecanlanıyor, iyi bir maç izlemek için maça koşuyor, televizyonlarının önüne heyecanla kuruluyor..
Her maçta ben Galatasaray’dan patlama bekleyerek seyir defterimi açıyorum…
Ama Galatasaray kızları gene o bildiğimiz kızlar…
Büyük, hedef maçlarına çok iyi giren, ilk setleri çatır çatır alan, servis atan, sonrasında ise kurt kimlikleri kuzuya dönüşen kızlar bu gün de bu alışkanlıklarını bozmadılar…
İlk sette çok iyi servis atan, dipdiri, etkili hücumlarla rakibinin oyununu bozan kızlar ikinci sette birden oyun disiplininden koptular, inançlarını yitirdiler, resmen Fenerbahçe Universal’e teslim oldular…
Oysa ilk sette Kim’in tutukluğu,buna karşın Galatasaraylı tüm kızların diriliği, Calderon’un yanı sıra Gökçen’in file üstündeki etkili oyunu, bunlara Lo Bianco’nun eşit pas dağıtımı ile Selime’nin, Seray’ın, Nilay’ın ve Funda’nın istekli ve atasıza yakın net oyunu onları maça tamamen ortak olarak gösteriyordu… Calderon bu paylaşımda yorulmadan bir set bitirdi…
İlk set 25-20 alan bir takımın sonraki seti, varlık gösteremeden 10-25 kaybetmesinin bir özrü olamaz ?...
Üçüncü sete iyi giren Galatasaray, 10-05 öne geçtikten sonra saman alevi gibi söndü… 25-20 Fenerbahçe lehine biten set sonrası Galatasaray, diğer derbilerde olduğu gibi beyaz bayrağı çekip teslim oldu… Son seti de güle oynaya 25-14 alan Fenerbahçe Universal puan kaybı olmadan bu virajı da kazasız döndü…
Tüm bu görüntüsüne karşın, Galatasaray’ı, kim ne derse desin, ben çok iyi bir takım olarak görüyorum… Üstündeki 3 takıma da her an sürpriz yapabilecek kudretteler… Ama devamlılıkları yok !...Kızlar oyundan çarçabuk düşüyorlar ve toparlanamıyorlar… Sadece Lo Bianco ve Calderon liderliği yetmiyor… Diğerlerinin de güçlerini ortaya koymaları ve maç boyunca sürdürmeleri şart… Natalia’nın da yeterince kullanıldığı düşüncesinde değilim… Servis karşılamada, defansta ve hücumda bugün ona daha çok görev verilebilirdi..
Fenerbahçe’ye gelince… Sanki maç seçiyorlar ?...
Büyük maçların takımı olarak kağıt üzerinde büyük favori oldukları maçlarda istenilen randımanı veremiyorlar… Ama kadro zenginlikleri, tecrübeleri ve soğukkanlılıklarıyla bu tür maçları kolay çevirebiliyorlar…
Kim 2. setin başından itibaren toparlandı… Naz defansı zorlandığı anlarda dilediğince oyun kuramadı, paslarında zaman zaman zorlandı…İpek görünmez kahraman… Daha da iyi olacak… Seda önceki maçlara oranla daha iyiydi… Ben çok tutuyorum… Milli takımımızın da ona çok ihtiyacı var… Sokolova çok etkili… Zor anlarda iş bitiriyor… Eda istikrar abidesi… Etkili servisleri, yerinde blokları ve seri hücumları ile belki de skora en rahat katkıda bulunan kahraman… Merve ve Nihan bugün de, üzerlerine servis atılmasına, oyundan düşürülmek istenmesine rağmen görevlerini yaptı… Yağmur şimdilik Joker olarak kullanılıyor ama bazı maçlarda görev verilirse çatır çatır oynar… Tom Logan, Kim ve Sokolova tercihi nedeniyle kenarda oturtuluyor, 2+1’in dışında kalan 4.cü yabancı Fabiana ise saha kenarından maç seyrediyor… İnsanın ister istemez içi parçalanıyor…
Bu arada yaşanan olaylarla ve tribünlerle ilgili bazı saptamalarımı, “Sporda Şiddet Yasası” hakkında görüşlerim ile birlikte sizlerle önümüzdeki hafta paylaşacağım…
ECZACIBAŞI FARKI…
Maça iyi başlayan son haftaların flaş takımı Eczacıbaşı Vitra gittikçe yükselen formu ve oturmuş kadrosuyla Vakıfbank Türk Telekom’u mükemmel bir oyundan sonra çok rahat 3-0 yenerken“Şampiyonlukta tek rakibim Fenerbahçe Universal…” dedi…
Hani bir laf vardır, “Şu benim olsun, bu kadar da borcum olsun !...”
Ben de diyorum ki, “Neslihan gibi voleybolcum olsun, her sete 5-0 geriden başlayayım !...”
Neslihan gibi bir dünya yıldızımızın yanına Poljak ve Mirka gibi 2 doğru seçim yabancıyı monte edip, tecrübesi ve komple oyunculuğuyla dümeni kaptan Esra’ya teslim eder, gitgide yükselen formu ve gelişen tecrübesiyle Büşra’yı ekleyip, oyun kurma görevini Elif’e verip, defansı da Gülden’e teslim edersen, koç olarak, bacak bacak üzerine atıp, maçı keyifle seyredersin ?...
Elif en iyi maçlarından birini oynadı… Mirka her geçen maç daha cesur ve etkili oynuyor…
Büşra bir yıldız olmaya doğru koşar adım gidiyor…
Gülden hala Türkiye’nin en iyi liberosu…
Poljak ideal bir orta oyuncu… File üstünde çok etkili…
Neslihan takımın sigortası… Maşallah hiç atmıyor, takımı karanlıkta bırakmıyor…
Esra’yüksek fondamantali ve istikrarlı çizgisiyle takımı gerçek bir kaptan olarak sırtlıyor…
Kenar yönetimi de çok kuvvetli…
11 Ocak Çarşamba deplasmanda karşılaşacağı RC Cannes’dan İstanbul’daki 3-1’lik yenilginin rövanşı alacağını düşünüyorum…
Vakıfbank’ın Dünya Kulüpler arası finaliyle başlayan düşüşü sonrası, sık sık seyrettiğim kötü maçlarından biriydi… Servis karşılama ve defansta bu derece kötü olunca pasörler ne yapsın, smaçörler nasıl skor yaratsınlar ?... Özge’de bir düşüş var… Bugün üzerine servis atılarak oyundan düşürülen ve de oyun kurallarındaki bir eğreti kuraldan istifade edilerek, sakatlanmış gösterilerek 2. liberoyla değiştirilen Gizem de çok şansız bir günündeydi… Halbuki, bildiğimiz Gizem, savaşçı kimliğiyle takımı ateşleyen oyuncuydu… Yerine giren Songül daha derli toplu servis karşıladı, defans yaptı…
Takımın en iyileri Gözde ve Güldeniz’di… Glinka, Nikolic bir türlü oyuna giremediler… Son sette Furst elinden geleni yapmaya çalıştı ama o da yetersiz kaldı… Takım oyundan düşmüş, canlılığını yitirmişti… Oyuna giren Nilay’ın pas dağıtımını gene beğendim… Hele yaptığı defans mükemmeldi… Ama tüm bunlar Eczacıbaşı’yla aş etmeye yetmedi, yetmezdi de…
Ergül az oynamasına rağmen geçen maçta olduğu gibi ümit verdi… Melis de kullanılamadı…
Daha önce söylediğimi tekrarlamak istiyorum…
İtalyan Guidetti’nin bu takıma katkısına inanmıyorum… Bu kadar zengin ve kuvvetli kadro bu oyunu oynamamalı, bu sonuçları almamalı ?...
Şampiyonlar Liginde işleri ayağı zor…
İnşallah bu dönemi başarıyla atlatırlar ?...
3. yani kader seti oynanıyor… Setin ve dolayısıyla maçın tam kırılma anları, 20’li sayılarda, arka arkaya yapılan pozisyon hataları…
Hadi sporcular pozisyon hatası yapmak üzereler… Kenar yönetim orada bostan korkuluğu mu ?... Guidetti Efendi o sırada nerede ?...
O meşhur orta parmağını dikine kaldırıp da, “1 Numara, yanlış yerdesin, pozisyon hatası yapıyorsun ?...” demez mi insan ?...
Vakıfbank sana belki kredi açar ama…
Tekrar sınıfta kaldın Guidetti Efendi !…
Ülkemizin en başarılı ve kariyerli antrenörlerinden Ertan Albayrak sonunda dayanamayıp, suskunluğunu bozdu… Bakın, maç yorumumun altına neler yazdı ?... “GALATASARAYA GÖKHAN EDMANIN YERİNE GELEN YABANCI HOCA KUŞ MU KONDURDU.ALLAH AŞKINA NE OLDU Bİ DEĞİŞİKLİK VARMI.BIRAKALIM ŞU YABANCI HAYRANLIĞINI.HERKES AMA SPORCULAR,YÖNETİCİLER HERKES...BİZİM TÜRK VOLEYBOLÜNE EMEK VERMİŞ ANTRENÖRLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM.NERDE.ANCA ELEŞTİRELİM.BU YABANCILARI NİYE ELEŞTİRMİYORUZ.ELLERİNDEKİ KADROLARA BİR BAKIN.GÜNEŞDEN 1 OYUNCU GİDİYOR.Bİ ANDA GÜNEŞ SIRADAN BİR TAKIM MI OLDU.ANTRENÖR AYNI İYİ ANTRENÖR ALLAH VAR.NİYE KİMSE BİŞEY DEMİYOR.AMA ORDA MEHMET,ADNAN,GÖKHAN,REŞAT OLSA NELER SÖYLENECEK.AYIP EDİYOR BAZILARI KENDİ EVLATLARINA.AYIP... H.ERTAN ALBAYRAK” Paylaşmayı uygun buldum…
Buraya TVF Yönetim Kurulu’nun bir fotoğrafını koymak ve çoğul teşekkür edip, kutlamak istedim ama google’da bile tek bir fotoğraf bulamadım…
Gene tekil fotoğrafla yetindim…
ALT YAPIYA VERİLEN ÖNEM TAKDİRİ HAK EDİYOR…
Federasyonu, Başkanımızı zaman zaman eleştirdiğimiz zaman bozulmalar oluyor… Oysa hepimizin amacı ve beklentisi aynı…
Voleybolumuzu daha da yukarılara taşımak ve başarılar elde etmek…
İsteyen eleştiri ve önerilerimi alır, kullanır, isteyen buruşturup çöpe atar ?... e iyiyi de, kötüyü de yazmaya devam edeceğim… Tab ii ki arzum hep güzel ve keyifli yazılar yazmak ?...
Federasyonun alt yapılara verdiği önemi, yatırımı takdirle karşılıyorum… İnşallah bunun semeresini görürüz ?… İyi plan yapan, doğru yatırımda bulunan, çalışan kazanır…
2014 yılının Yıldız Kız Milli Takımı için çalışmalara başlamak, 2012 yılından gerçekleştirilecek Dünya Çocuk Oyunlarına katılacak takımın geniş kadrosunu belirleyebilmek ve bu yaş grubundaki sporcuların gelişimlerini daha yakından takip edebilmek amacıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de, Milli Takım Antrenörleri ve Kulüp antrenörlerinin önerileriyle belirlenen 1998-1999 doğumlu sporcuların davet edildiği kamplar şüphesiz büyük yarar sağlayacaktır… Federasyonumuzu kutluyorum…
SUAT CARLI BÜYÜK TEHLİKE ATLATTI…
Ülkemizin en iyi hakemlerindendi Suat Carlı… Ama yönetmelikteki tasvip etmediğim yaş sınırı dolayısıyla içi kan ağlayarak, karmaşık duygular arasında düdüğünü evinin duvarına astı… Tıpkı Orhan Utkan gibi…
Voleybolumuzun ilk internet sitesini o kurdu… Ödüllerle taltif edildi… VOLEYBOLUM sitesi şimdilerde www.voleybolum.net ve www.voleybolum.org adreslerinden hizmetine devam ediyor…
Geçen gün, Bahariye’de yolda yürürken birden fenalaşarak kendisini kaybeden, kaldırımda yere yığılan ve kafasını ciddi şekilde yere çarpan Suat Carlı, duyarlı vatandaşlar tarafından ambülansla Kadıköy Numune Hastanesi “Acil Servis”e kaldırıldı…
1 saat sonra acil müdahaleyle kendisine gelen ve şimdilik tansiyon düşüklüğü teşhisi konulan, yarılan kafasına birçok dikiş atılan Suat Carlı geceyi gözetim altında, yoğun bakımda geçirdi…
Taburcu olan ve evinde dinlenmeye çekilen, incilen boynu dolayısıyla da boyunluk takılan Suat Carlı pazartesi konsültasyondan geçecek…
VOLEYBOLX ailesi olarak arkadaşımıza “Geçmiş Olsun !...” diyor, sağlık haberlerini bekliyoruz……
GEÇMİŞ OLSUN ZEN…
Ankaragücü’nün başarılı voleybolcusu, EPİRDEN BEACH VOLLEY’in önemli plaj voleybolcusu Zen (Zennibe Yıldız) Pursaklar maçında sakatlandı.
Çekilen emar sonrası sağ ayağı ön çapraz bağlarının tekrar, (İkinci kez) koptuğunu üzülerek öğrendim… Dinlenmeye çekilen ve yakında ameliyat olacak olan Zen’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum
HOŞGELDİN VOLEYBOL GÜNDEM…
Bazıları yok saysa ve küçümsese de internet sitelerinin voleybolumuza çok büyük katkıları bulunmaktadır…
Yayın hayatlarını her türlü zorluklara rağmen başarıyla sürdürenlere bir yenisi eklendi…
www.voleybolgundem.com
Genel Koordinatörü Engin Karagöz’ü, Köşe yazarları dostum Tekin Ateşnal ve Hamit Özdamar’ı kutluyor, başarılı ve çok uzun bir yayın hayatı diliyorum...
EKMEKLER SANDVİÇ OLDU…
60’lı yılların sonunda okuduğum Saint Michel’de öğle teneffüsünde rahmetli babamın verdiği harçlıkla, bakkaldan yarım ekmek içi salam söylediğimde, çeyrek ekmekle bir güzel doyan arkadaşlarım şaşırırlardı bana… İşte ekmekler öylesine büyük, yaklaşık 800 gram civarıydı…
Sonra azalan milli duygularımız, örf adetlerimiz gibi küçülmeye başladı… Şimdilerde 300 gram olan ekmek, son alınan kararla 250 grama iniyor… Artık ekmek değil, sandviç diyebiliriz ?... Geçen gün tam ekmeğin içinde kokoreç yiyen bir gence nasıl imrendim, anlatamam… Ama beni o da kesmezdi ?... Neredeyse tadımlık 1 sandviçle insan nasıl doyar ?...
İŞTE VOLEYBOL… İŞTE SEYİR ZEVKİ…
Yaklaşık 10 gündür bir video voleybola gönül vermişlerin arasında facebook’ta dolaşıp duruyor…
Çin ayanlar Liginde bir maç…
Beklide sıradan ?...
Ancak inanılmaz defanslar ve çıkan sonrasında değerlendirilen toplar… İnsanın voleybolda tatmin olacağı en üst nokta her halde bu olmalı…
Seyretmeyenler mutlaka seyretsinler…
Bir ralli nasıl 32 hücumdan oluşabilir, nasıl 1 dakika 39 saniye sürebilir ?... Hem de böylesine süper hareketlerle dolu ?...
İzleyiniz…
HUKUKA YAKIŞMADI ?...
İlker Başbuğ…
Tutuklanması her vatandaşta olduğu gibi bende de şok etkisi yaptı…
2002'de Orgeneral, ardından Genelkurmay 2. Başkanı, daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanı ve son olarak da Genelkurmay Başkanı ve normal bir emeklilik.. Aktif görevde iken emrindeki 700.000 askerle değil de, 2 internet sitesiyle mi mevcut hükümeti ortadan kaldıracakmış ?...
Ben söylemiyorum, savcı Kansız nasıl oluyorsa, bundan emin ?...
Her Türk Cumhuriyeti vatandaşı kanunlar önünde eşittir…
Bugün Kenan Evren Paşa için yargı yolu açılmaya çalışılıyorsa, İlker Başbuğ 2 internet sitesiyle terör örgütü kurmak, yönetmek, (!) cebir ve şiddet kullanarak darbeye teşebbüs iddiasıyla (!) tutuklanıyorsa, “Ergenekon” adıyla açılan bir çakma davayla onlarca değerli kişi suçlarını bilmeden (!) hapse atılıp, çürütülüyor, dava dosyaları kabartılıp, yargı süreci süreci bilinçli olarak uzatılıyorsa, başta en yukarıdakiler olmak üzere, haklarındaki kabarık suç dosyalarından, pişkince dokunulmazlık kalkanı arkasına sığınarak (şimdilik) kaçmaktadır… Yani aklanmak istemeyen şaibeli kişiler tarafından yönetilmekteyiz… Bu kişilerle ilgili, tekzip edilmemiş sözleri arşivimde mevcuttur…
Bu acı gerçekler Atatürk’ün, silah arkadaşlarının ve de şehitlerimizin eminim kemiklerini sızlatmaktadır…
Sayın Başbuğ velev ki bir suç işlemiştir… Yüce Divan’da yargılanması gerekmektedir… Bu görev sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir… Bu sebeple de soruşturma dosyasını da hazırlama yetkisi ondadır… Özel yetkili mahkeme’nin her hangi bir savcı ve hakiminin işi değildir bu yargılama ?...
Yarın binlerce savcıdan biri, Cumhurbaşkanı, Başbakan gibi devletin zirvesinde görev yapmış birisini keyfen veya siyasi baskıyla benzer bir saçma suçlamayla alıkoyup, yargılayıp, demir parmaklıklar arkasına keyfen atmasına kim “Dur” diyebilir, hesap sorabilir ?...
Sadece zanlı durumundaki emekli Genel Kurmay Başkanı, yargılanmadan sanki delilleri karartacakmış (!) veya kaçacakmış gibi tutuklanarak içeri alınması çirkindir…
Silivri Cezaevi tam bir garnizon olmuştur… Bu Türkiye gibi bir hukuk devletine yakışmamaktadır…
Adalet öç alma mekanizması değildir… Bu zihniyet “Hukuk Devleti”ne yakışmamaktadır…
Dünyaya nam salan şanlı Türk Ordusu Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu denli yıpratılmamıştır…
Hiçbir çağdaş dünya ülkesinde fikir ve düşünce özgürlüğü prangalanmamıştır…
Hukuk yıpratılmış, “Guguk” olmuştur…
Bu hale getirenlere yazıklar olsun !...
DELİKANLILIK ZAFİYETİ…
Bindirilmiş kıta bir okuyucu (“Okuyucum” diyemiyorum…) plaj voleybolunu kastederek, “Onu yaptım, bunu yaptım !...” diye söyleyip durduğumu iddia etmiş, hiç icraat göremediğini (!) vurgulamış, üstelik yalandan (!) 10 tane oyuncu bulup saçma sapan turnuva yaptığımızı, bu turnuvaların hayatında gördüğü en anlamsız, amaçsız, Türk sporuna hiçbir faydası olmayan şeyler olduğunu ifade etmiş, sağ olsun, bir de başkalarına laf atmam (!) için kendime bakmamı öğütlemiş, “Bırakın boş muhabbeti de, iş yapın !...” fetvasında bulunmuş ?... Yorum’dan aktarabileceğim bunlar…
Böyle “Pembe gül” rumuzlu yorumlarla ender de olsa karşılaşıyoruz…
Erkek mi, kadın mı, içimizden mi, uzaklardan mı, aklı yerinde mi, psikolojik özürlü mü, kim tarafından görevlendirilmiş bilemem ama kimliksiz, cibilliyetsiz yazdığına, korkusundan saklanarak beni böylesine seviyesiz suçladığına göre delikanlı olmadığı kesin !... Ben hayatım boyunca ne söyledim, ne yazdımsa imzamı aslanlar gibi atmışımdır… Ama herkesin böyle olmasını beklemenin de fazla iyimserlik olacağı şüphesiz ?...
Koltuğunun altında Türkçe sözlük ve Anayasa kitabı taşıyan şahsa kızıyorum ama hiç olmazsa karşımda biraz kafayı sıyırmış da olsa benliği ve imzasıyla delikanlı bir kimlik görüyorum ?...
Maalesef insanın karşısında kitleler olunca böyle çürükler de çıkıyor ?...
Bu bir denge meselesi…
Kötüler, çarpıklar olmasa iyilerin ve doğrucuların kıymeti nasıl anlaşılır ?...
BUNLAR TÜRKİYE’Yİ NASIL YÖNETİYORLAR, YÖNETECEKLER ?...
Hakan Şükür..
Eski dönemle şartlar çok değişik olduğu için, Metin Oktay ile karşılaştırmadığım zaman bence ülkemizin en golcü ve kariyerli Futbolcusuydu…
Sonra “Fethullahçı” kesildi başımıza…
Safhına çektiği birkaç takım arkadaşıyla Florya’da aykırı politik tohumlar ekerek düzeni bozdu… Sporun aklığı içerisine gri/kara karışımını akıttı…
Mükafat (!) olarak da AKP’den çakma Milletvekili oluverdi…
“Ne işin var orada ?...” diye sordum içimden, duyarlı futbolseverler gibi…
Geçen gün sormuşlar mikrofon uzatarak…
“-Tutuklu milletvekilleri için ne diyorsun ?...”
Cevap vermiş kıvırarak…
“”-Ben bilmem, büyüklerim bilir…”
Sormuşlar…
“-Hem milletvekili olup hem de futbol yorumcusu olmanız eleştiriliyor, ne diyorsunuz ?...”
“-Büyüklerim yapma derlerse yapmam…”
Yahu, madem sen bilmezsin büyüklerin bilir, madem büyüklerin ne derse o olur, ne işin var, memleketin kaderini tayin edecek 550 kişi arasında ?... Devam ediyorum, ne biliyorsun futboldan ve hocan Fethullah’tan başka ?...
UTULMAYAN MELODİLER…
UNUTULMAYAN SOLİSTLER…
I Just Called To Say I Love You / Stevie Wonder (Live in London, 1995) Tüm sevenlere armağan ediyorum…
Sevgilinizle, nişanlınızla, eşinizle bu parça eşliğinde dans eder misiniz ?...
Hocam, ağzınızdaki baklayı sonunda çıkarmışsınız, saygı duyuyorum. Plajı ayrı bir federasyona bağlayıp başına geçmek... Hoş. Belki bir sıçrama yapar şu beachvoley de asri medeniyetlerin seviyesine çıkarız. Ama ondan önce, dışarıdan bir omuz verseniz, sporcu ve takım sayısını çoğaltsanız. Maksat taşın altına elini sokmaksa, vatan sizden bu hamleyi bekler.
Tekin Atesnal
12.01.2012 01:14:01
Üstadım eline koluna sağlık maşallah, yine satırlarında o ince duyguların içine gizlenmiş sitem dolu incelikleri birdaha tekrarlayarak sergilemenizi üzülerek okuduk! Zennibe'nin maçta aldığı sakatlığı bizleri çok üzdü. Sevgili kızımıza buradan çok büyük geçmiş olsun dileklerimi iletirim. İnşallah kısa sürede sağlıgına kavuşur da yine onu file önünde takımına hizmet ederken görürüz. Yeni faaliyetine deneme yayını ile başlayan "Voleybolgündem" Engin Karagöz kardeşimizin büyük çalışmaları sayesinde Voleybol'a hizmet edecek olan bu web sitesinde hasbel kader bir şeyler yazmaya çalışacağım. Burada bu site ve bizlere gösterdigin ilgi için de ayrıca teşekkürlerimi sunarım. Sevgi ve saygılarım sizlerle olsun. Hanfendiye saygılarımı iletirim. Bursa'dan selamlar.
KEREMCAN
12.01.2012 11:58:46
Değerli hocam plaj voleyboluyla ilgili görüşlerinizde ve izlediğiniz yolda çok haklısınız. Federasyon sizin gibi bir üstada baş vurmaması, danışmaması, yardım istememesi tamamen bir kompleks meselesidir. Biz bu işi yaparız diyenlerin dediğiniz gibi sınıfta kaldıklarını açıkça görüyoruz. Ben federasyon başkanı yerinde olsam veririm tüm yetkiyi size işin içinden çıkarım. Ama bunu yapamaz. Zira o zaman sizin üstünlüğünüz ortaya çıkar,prestij kaybeder.En azından o böyle düşünür.Bu plaj voleybolu komitesi ne iş yapar? Tecrübeleri ve yetenekleri nelerdir? Bu arada plaj voleybolunda hir şey yapmadan sizin gibi bir hocayı eleştiren terbiyesize de en iyi cevabı vermişsiniz.Bunu çok haketmiş. Hocam birde şu Arityun beyin sesi kesildi. Rahatsızlandımı acaba? Daha önceki yorumlarım yayınlamamıştı. Herhalde bazı kelimelerde aşırıya kaçtım.Özür dilerim.İnşallah bu yorumum yayınlanır? Bu defa sinirlerime hakim olup özen gösterdim.Saygılarımla
Mert ertunç
12.01.2012 15:06:53
Ertan Albayrak eleştirel bir yazı yazmış ya! Hemen paylaşmışsınız. Peki, Ertan Albayrak'a Avrupa Şampiyonası için seçilmiş pasörü neden iki gün kala göndermeye kalktığını da sordunuz mu hiç?
Ceren
12.01.2012 16:33:06
Hocam Atay Doğu ile yapılan röportajı izledinizmi? Tam şenlik. Yüzünde eziklik ve karamsarlık var. Sanki ikinci şubeye çekmişler, sorguda. Satelit turnuvalarına katılan tek bir erkek takımımız da olmasa dediğiniz gibi sıfıra sıfır elde var sıfır. Üstelik Satelit turnuvaları iyi takımların rağbet etmediği 2.sınıf sıradan turnuvalar. Ama Başkan heyecanlanıyormuş ya:))