Huzurlarınızda muhteşem voleybolcu Eda Erdem

Günaydın… Günaydın… Günaydın… Pazar röportajında bugün müthiş bir konuğum var: Eda Erdem.


 Huzurlarınızda muhteşem voleybolcu Eda Erdem

Günaydın… Günaydın… Günaydın… Pazar röportajında bugün müthiş bir konuğum var: Eda Erdem.

O, voleybolda bir efsane! 300 küsur kere milli olmuş bir sporcu. Hem Fenerbahçe’nin hem milli takımın kaptanı. Şimdi de Team Paribu’nun kaptanı. Lider ruhlu bir voleybolcu. Hırsı, tutkusu, zarafeti, gücün, dirayeti, bizi bizden alıyor. Gençler ve kadınlar için müthiş bir rol model olduğuna inanıyorum.

Türkiye’nin en büyük kripto para platformlarından biri olan Paribu, olimpiyatta Türkiye’yi  temsil edecek 7 sporcuyu desteklemek üzere Team Paribu’yu kurdu. Alkışlıyoruz. Başka kurumlara da örnek olmalarını diliyoruz.

Team Paribu ekibinde, birbirinden başarılı sporcular yer alıyor. Milli takım kaptanımız voleybolcu Eda Erdem, milli takım artistik cimnastikçisimiz Ahmet Önder, rüzgar sörfçüsü ve milli yelkencimiz Dilara Uralp, ilk Türk modern pentatletimiz İlke Özyüksel, pivot basketbolcumuz Sertaç Şanlı, kelebek stilde mücadele eden yüzücümüz Nida Eliz Üstündağ ve milli atletimiz Berfe Sancak.

Bizi her fırsatta gururlandıran bu şahane 6 sporcu, 2021 Tokyo Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil edecek. Team Paribu’nun kaptanlığını, Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı Kaptanı Eda Erdem üstleniyor.

Biliyorsunuz, Türk kadınının spordaki başarısını, tüm dünyaya gösteren A Milli Kadın Voleybol Takımı, İtalya’daki FIVB Milletler Ligi Dörtlü Finali’nde, 25 Haziran 2021’de dünya 3.’sü oldu. Takım, şimdi olimpiyat için çalışmalarını sürdürüyor.

Tüm kalbimizle onları destekliyoruz, şans diliyoruz. Sporcularımızı destekleyen kurumların da artmasını temenni ediyoruz.

HIRSI, TUTKUSU, ZARAFETİ, GÜCÜ, DİRAYETİ, BİZİ BİZDEN ALIYOR. GENÇLER İÇİN, KADINLAR İÇİN MÜTHİŞ BİR ROL MODEL

Edaaaaa… Sen, voleybolda bir efsanesin!!!! 300 küsur kere milli olmuş birisin. 13 yıldır aynı takımda oynuyorsun. Hem Fenerbahçe’nin hem milli takımın kaptanısın. Şimdi de Team Paribu’nun kaptanısın. Lider ruhlu bir voleybolcusun. Hırsın, tutkun, zarafetin, gücün, dirayetin beni benden alıyor. Gençler için, kadınlar için müthiş bir rol model olduğuna inanıyorum…
-Ne güzel bunları sizden duymak, çok çok teşekkür ederim.

Nasıl başladı voleybol kariyerin?
-Aslında bir tesadüfle! Kalabalık bir aile apartmanında yaşıyorduk. Müthiş bir lüks bu, bir çocuk için. Güzel bir çocukluk geçirdim. Mahallede sürekli futbol oynardık. Bir gün babam boyumun uzadığını, futbolun bana pek de yakışmadığını söyleyince, “Peki n’apim?” dedim. “Basketi dene!” dedi. Ben de basketbol seçmelerine katılmaya karar verdim. Fakat seçmelerin olduğu gün, üşütüp hasta olduğum için, bizimkiler gitmeme izin vermedi. Sonrasında, okulumuza potansiyel sporcu taraması için gelen ilk antrenörüm, İsmail Şahin’in yönlendirmesiyle, kendimi voleybol antrenmanlarında buldum. O gündür bugündür voleybol hayatımda. Aşkla, tutkuyla oynuyorum. Basketbolcu olsaydım ne olurdu bilemiyorum ama voleybolla tanıştıktan sonra hep şunu düşündüm: Ben hayatta en iyi olduğum şeyi bulmuştum!

VOLEYBOLU HAYATIMIN MERKEZİNE KOYDUM BEN. VE ÖNÜME NE ENGEL ÇIKARSA ÇIKSIN, DAİMA, YÜZDE YÜZÜMÜ VEREREK, ÇALIŞMAYA DEVAM ETTİM. ORTADA BİR BAŞARI VARSA, SEBEBİ BUDUR

Peki başarını neye borçlusun? Nasıl oluyor da bu kadar iyisin, neden başkası için değil de, senin için “heykeli dikilmesi gereken sporcu” deniyor?
-Beni sevdikleri için biraz abartıyorlar! Şurası kesin: Hiçbir başarı, altın tepside sunulmuyor. Tabii ki çok çalışmanız gerekiyor. Ama bazı şeyler de, kişilikle ilgili. Benim kazanmak isteyen bir karakterim var. Bu yüzden, voleybolu hayatımın merkezine koydum ben. Ve önüme ne engel çıkarsa çıksın, daima, yüzde yüzümü vererek, çalışmaya devam ettim. Ortada bir başarı varsa, sebebi budur.

Gelelim kaptanlığa… Kaptanlık, senin kaderin mi? 2006’da ilk Beşiktaş’ın kaptanı olmuşsun ve o zamandan beri bir kaptanlıktır gidiyor. Milli takımda da kaptansın. Team Paribu’da da. Bu daimi kaptanlığın sırrı ne?
-Ben sorumluluk almayı seven biriyim. Saha içinde de böyle, dışında da. Kişiliğim bu. Hoşuma gidiyor. Sorun çözmeyi de severim. Sonra soğukkanlıyım. Kontrolümü de kolay kolay kaybetmem. Kritik anlarda, bir sayıyla oyuna ivme kazandırabilmek, takım arkadaşlarımın moralini yükseltmek benim performansımı da arttırıyor. Bunlar kişiliğimle, sporcu karakterimle ilgili şeyler. Bireysel performansım dışında, muhtemelen, takım ruhuna verdiğim katkıdan, antrenörlerim ve yöneticilerim bana hep kaptanlığı yakıştırıyorlar. Ee tabii mutluyum. Çünkü çok büyük bir çaba var. Bunun karşılık görmesi, aşkla bağlı olduğum voleybola olan aidiyetimi daha da arttırıyor.

Senden söz ederken, “Türk voleybolunun Messi’si, Alex’i” diyorlar…
-Valla ne diyeyim? Bu benzetmeyi yapanlara ancak, mahcup bir şekilde teşekkür edebilirim. Kulübümüzün efsanesi Alex de Souza, hem saha içinde hem de saha dışında koyduğu karakteriyle, herkesin örnek aldığı sporcuların başında geliyor. Benim de…

YAPTIĞIM İŞİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUM. BAŞKA TÜRLÜSÜ BENİM İÇİN MÜMKÜN DEĞİL. DOLAYASIYLA, BÜTÜN ENERJİMİ, DİKKATİMİ, ÇABAMI VERİYORUM. ÇOK ÇALIŞIYORUM

Ben gücüne, kaslarına, yüzüne, ifadene yansıyan azmine ve hırsına bayılıyorum… Her konuda böyle misin? Hep mi tutkulu bir insansın?
-Öyle de denebilir. Evet, tutkuluyum. Aslında yaptığım işi yapmaya çalışıyorum. Başka türlüsü benim için mümkün değil. Bir şeyi uçundan tutarak yapamam. Dolayısıyla, bütün enerjimi, dikkatimi, çabamı veriyorum. Çok çalışıyorum. Hepimiz, yaptığımız işin hakkını vermeliyiz değil mi? Benim de gayretim bu…

Voleybol, hayatında neleri değiştirdi? Şunu sormaya çalışıyorum: Voleybolu çekip alsak hayatında ne olur?
-Cevap vermek zor. Voleybola başladığımda, hedefim boş zamanlarımı sporla değerlendirmek ve düzenli spor yapabilmekti. Fakat şimdi durup düşündüğümde; hayatımda en iyi yapabildiğim şeyi bulduğumu, üstüne üstlük de mesleğim haline getirebildiğimi görüyorum. Bu anlamda kendimi çok şanslı sayıyorum. Voleybol olmasaydı, yine sporla ilgili bir şeyler yapardım. Belki başka bir branş olurdu, belki bu kadar da başarılı olamazdım ama yine sporun içinde olurdum. Ama bu Eda olamazdım!

OYNADIĞIM HER YILDIZ OYUNCUNUN TEKNİĞİNDEN VE DURUŞUNDAN BİR ŞEYLER ÖĞRENMEYE, KENDİME BİR ŞEYLER KATMAYA ÇALIŞTIM

Peki mutlaka örnek aldığın oyuncular olmuştur. Sana yön veren, tekniğinden, oyunculuğundan bir şeyler öğrendiğin… Kimler onlar?
-Fenerbahçe’ye transfer olduktan sonra, çok iddialı ve dünya çapında kadrolar kuruldu. Ben de voleybolda, dünya markası olmuş oyuncularla oynama fırsatı buldum. Tek tek isim sayabilmem mümkün değil. Ama oynadığım her yıldız oyuncunun tekniğinden ve duruşundan bir şeyler öğrenmeye, kendime bir şeyler katmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

İYİ Kİ FENERBAHÇELİYİM… İYİ Kİ FENERBAHÇE’DEYİM!

ALINAN VERİLEN HER SAYIDAN SONRA, SAHANIN ORTASINDA KENETLENİP, DERİN NEFES ALARAK BİRBİRİMİZE BU MAÇI KAZANACAĞIMIZI HATIRLATIYORDUK

Unutamadığın bir maç veya turnuva var mı?
-Pek çok. Ama Apeldoorn’daki olimpiyat elemeleri, yarı finalinde, Polonya’ya karşı oynadığımız maç ilk aklıma gelen. Çok çekişmeli geçen bir 5 set olmuştu. Polonya’nın 6 kez kullandığı maç sayısını çevirip, uzayan o muhteşem 4. seti almamız ve devamında tie-break setini kazanıp, finale çıkmamız inanılmazdı! Sahada, o kadar çok duygu karmaşası vardı ki, “olimpiyat hayallerimiz bitti!” dediğimiz çok an yaşadık ama maçı kazanacağımıza olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmedik. Alınan verilen her sayıdan sonra, sahanın ortasında kenetlenip, derin nefes alarak birbirimize bu maçı kazanacağımızı hatırlatıyorduk. Muhteşemdi! Uzun zamandır bu kadar yoğun duygular yaşayıp oynadığım bir maç olmamıştı.

HER ZAMAN İSTİKRARLI BİR OYUNCU OLARAK VAR OLDUM VOLEYBOL DÜNYASINDA. HEDEFİM, BU İSTİKRARI SON GÜNE KADAR DEVAM ETTİRMEK!

Sayılamayacak kadar başarıya imza atmış bir sporcusun. Spor kariyerinin tepe noktasında olduğunu düşünüyor musun?
-Ben “kariyer” ve “tepe noktası” konusunda sanırım biraz farklı düşünüyorum.

Nasıl yani?
-Şimdi böyle “tepe noktası” filan deyince, dağa benzeyen bir grafik beliriyor insanın gözünün önünde. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen, zirveye ulaştıktan sonra da düşüşe geçen bir grafik… Ama ben “dağ” gibi değil de, “deniz” gibi olan grafikleri tercih ediyorum. Her zaman istikrarlı bir oyuncu olarak var oldum voleybol dünyasında. Hedefim de bu istikrarı son güne kadar devam ettirmek!

FENERBAHÇE’YE TRANSFER OLDUĞUM GÜN HAYATIMIN EN MUTLU GÜNLERİNDEN BİRİYDİ

Tam 13 sezondur Fenerbahçe’de oynuyorsun! Ben aşırı Fenerli bir ailenin mensubuyum. Seni hep seviyordum ama Fenerli olduğun için daha çok seviyorum! Bu kadar uzun süre aynı takımda oynamak nasıl bir duygu?
-Şa-ha-neee! Fenerbahçeli bir ailede doğdum. Ailem de herkes Fenerli. Ben de Fenerbahçe’yle büyüdüm. Transfer olduğum gün hayatımın en mutlu günlerinden biriydi. En büyük hayalimi gerçekleştirmişçesine sevinçliydim, gururluydum. Daha sonra hem saha içinde hem de saha dışında kulüp olarak çok farklı süreçler yaşadık ve hepsinde, elimden geldiğince kulübümün yanında oldum. Bir süre sonra Fenerbahçe, benim için bir takım değil, bir aile oldu. Kulübümü çok seviyorum. Her zaman söylediğim gibi, “İyi ki Fenerbahçeliyim, iyi ki Fenerbahçe’deyim!”

HİÇBİR TRANSFER TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİM… ÇÜNKÜ HAYATIMDA HEP FENERBAHÇE OLSUN İSTEDİM

Sen transfer teklifleri de aldın. Avrupa’da, ne bilim mesela İtalya Ligi’nde oynamayı hiç düşünmedin mi?
-Yok hayır. Futboldan dolayı, Avrupa liglerinin, Türkiye Ligi’nden daha üst düzey olduğuna dair bir algı var. Ama doğru bir algı değil bu. Voleybol söz konusu olduğunda, Türkiye’nin, dünyanın her yerinden en üst düzey yıldızların tercih ettiği bir lige sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden de İtalya’da oynamanın, kendi adıma, sportif anlamda bir fark yaratacağını hiç düşünmedim. İtalya’dan ya da farklı liglerden her zaman teklifler oldu -kültürel anlamda çok keyifli olacağını düşünsem de- spor kariyerimde hep Fenerbahçe olsun istedim. Ve hiçbir zaman takımımı terk etmedim. Bu kararımdan da hiç pişmanlık duymadım.

ÜLKEMİZDE EN ÇOK TAKİP EDİLEN BRANŞ FUTBOL VE BASKETBOL. VOLEYBOLA GELİNCE, BİR İVME YAKALADI VE GİDEREK ARTAN BİR İLGİYE SAHİP. ÖZELLİKLE YENİ NESİL, AİLELERİNİN DE DESTEĞİYLE VOLEYBOLA YÖNELİYOR

Kadın voleybolunda hem kulüp seviyesinde hem de milli takım olarak başka hiçbir dalda olmadığı kadar başarılıyız. Voleybolun, bu başarıyla orantılı olarak desteklendiğini düşünüyor musun?
-Ülkemizde en çok takip edilen branş futbol. Arkasından da basketbol geliyor. Bu sıralamayı, stat ve salonları dolduran seyirci sayıları ve branş gelirleriyle de doğrulayabiliriz. Voleybola gelince, bir ivme yakaladı ve giderek artan bir ilgiye sahip. Özellikle yeni nesil, çocuklar ve gençler, ailelerinin de desteğiyle voleybola yöneliyor. Günümüz şartlarında, biz oyuncular olarak, bu desteği hissediyoruz ve ileride katlanarak artacağını düşünüyoruz. Şu an için bize düşen görev, bizden önceki nesilden daha fazla başarılı olarak, bizden daha başarılı olacak yeni nesillere bayrağı devretmek diye düşünüyorum. İlgi ve destek başarılarla birlikte hak ettiği şekilde voleybola yönelecektir.

Yeni nesle, geleceğin sporcu kadınlarına ne öğütler vermek isterdin?
-Çok çalışsınlar! Ben yapabiliyorsam, biz yapabiliyorsak, onlar da yapabilirler. Neden olmasın? Ama şunu da unutmasınlar: Spor, ne yazık ki, geri dönüş garantisi olan kariyer planına sahip bir meslek değil. İşler, her zaman planlandığı gibi gitmeyebiliyor. Bu yüzden her zaman bir B planına sahip olmaları gerekiyor. Benim en önemli tavsiyem: Eğitim. Eğitim hayatlarını da ciddiyetle, aynı paralelde yürütmeleri gerekiyor. Eğitimi kesinlikle ihmal etmesinler!

OLİMPİYATLARDA HER MAÇA, FİNAL MAÇI KONSANTRASYONUYLA ÇIKARAK GİDEBİLDİĞİMİZ EN ÜST NOKTAYA KADAR GİTMEMİZ GEREKİYOR

Gelelim olimpiyatlara… Sence Türkiye, Tokyo Olimpiyatları’nda nasıl bir başarı elde edecek?
-Aslında olimpiyatlara katılmak bile Türk sporu açısında çok büyük bir başarıydı. Olimpiyat tecrübesi, çok farklı bir tecrübe. Rakiplerimiz arasında, defalarca olimpiyat oynamış, şampiyonluklar yaşamış ekipler var. Biz 2012’den sonra, ikinci defa olimpiyatlara katılacağız. Elbette hepimiz, kendimizi kürsüde, boynumuzda olimpiyat madalyasıyla hayal ediyoruz. Bunu başarabilecek potansiyele sahip olduğumuzu da biliyoruz. Fakat maçlar, sahada kazanılıyor. Her maça, final maçı konsantrasyonuyla çıkarak, gidebildiğimiz en üst noktaya kadar gitmemiz gerekiyor. Eğer bu motivasyonu sahaya yönlendirebilir ve her birimiz sahip olduğumuz potansiyeli maksimum şekilde sahadaki oyunumuza yansıtabilirsek, hayallerimizi gerçekleştirebiliriz diye umut ediyorum.

PARİBU CEO’SU YASİN ORAL: TÜRK SPORUNUN YARINI İÇİN DESTEK SAĞLIYORUZ!

  • Türkiye, spor ülkesi olabilecek bir potansiyele sahip.
  • Özellikle bireysel sporlarda, destek göremeseler de çok önemli başarılar elde eden sporcular var. Ama ne yazık ki, destek göremeyen sporcu adayları çalışmalarını sürdüremiyor.
  • Biz, bu durumu değiştirmek istiyoruz. Sporda motivasyon, maddi ve manevi destek görmek çok önemli bir konu. Burada yapılan küçük ya da büyük tüm çalışmaların çok önemli sonuçlar yaratabileceğini düşünüyoruz.

  • Kadın sporcuların yaşadığı dezavantajları da elimizden geldiğince ortadan kaldırmak için çalışıyoruz.
  • Bugün Team Paribu çatısı altındaki sporcuların, olimpiyatlar gibi evrensel bir organizasyonda verdiği mücadele, yarının sporcuları için örnek oluşturacak.
  • Hep söylediğimiz bir şey var: Yarını beklemiyor, inşa ediyoruz. Bu noktada da aslında Türk sporunun yarını için destek sağlıyoruz!