Galatasaray CEV CUP’ta çok önceden tahmin ettiğim gibi final oynadı…
Yamamay gibi Dünya Şampiyonu ülkenin uzak ara lig liderinin favori olduğu kupa 2’de İstanbul’da müthiş bir maç çıkaran kızlarımızın kaderi, gene ısrarla vurguladığımız tahminlerimiz doğrultusunda “Altın Set”e kaldı…
Olmadı… Olamadı…
Tabii insanın aklına ilk gelen ilk maçı Milano’da, ikinci maçı İstanbul’da oynasaydık ne olurdu sorusu ?...
Takımımız bence ülkemizi en iyi şekilde temsil etmiştir…
Yürekten kutluyorum…
Ancak gene de şu yazık olan maça kuş bakışı bir göz atalım, ne dersiniz ?...
MAÇA ÇOK KÖTÜ GİRDİK !...
Takımımız zaten maça, ilk 4 sayı hariç, çok kötü başladı…
Rövanş maçına 2-0 geride başladık diyebilirim…
Rakibimiz, kendi saha ve arkasına aldığı seyirci avantajının yanı sıra takımımızı çok iyi etüt etmiş, adeta ezberlemiş, yani dersine iyi çalışmıştı, taktik artılarının yanı sıra psikolojik olarak ta istim üzerindeydi… Salonu tıklık tıklım dolduran İtalyan seyircilerin yanında, içlerinde Ultraslan gurubunun da bulunduğu 500 civarı olduğu söylenen Galatasaraylı taraftarlar maç boyu hiç susmadılar...
Dikkat edilmesi gereken skorerleri pasör çaprazları Havlickova (****) ve orta hücumcuları Bouer (****) ve Dall’ora (***), köşe oyuncuları Marcon (***) ve Meijners de (***) birlikte devreye girince, aksayan servislerimiz çok iyi karşılanıp, hücuma zayıf noktalarımızdan sokulunca İstanbul’da tam 19 sayıyla oynadığımız blokta da fazla bir varlık gösteremeyince, maçı başından sonuna kadar mahkum oynadık !...
Maçın yıldızı, takımıyla çok iyi uyum sağlayan ve taktik zenginlik ile pekiştirdiği oyun disiplini ile takımın pasörü Lloyd’du (****)
Liberoları Leonardi (***) de çok iyi servis karşıladı, süper defans yaptı…
CALDERON MİLANO’DA OLDU NERON…
Tabii ki bu manşet bir latife…
Ama takımımızın elemanlarından önce onu ayrı bir yere almak istiyorum…
Tabii ki sorgu odasında tepe ışığı altında bir tabureye oturtup sorgulama değil yazdıklarım…
Galatasaray’ı gurur duyduğumuz finale, hatta son sete taşıyanların başında o ve de sevmeye, alkışlamaya devam edeceğiz…
Takımımızın skor lokomotifi Calderon (**) sezonun en kötü ve katkısız maçını oynadı… Kendisine yakışmayan basitlikte hatalar yaptı…
Maça takımımızın tüm sporcuları gibi tutuk başlayan Calderon, ilk sayısını 1. sette, durum 12-17 iken kazandırdı ve seti de 1 sayıyla bitirirken, 1 servis kaçırdı, 2 smacı dışarı vurdu, 3 hücumu bloğun göbeğinde kaldı, bir kez de kucağındaki 3. topu manşetiyle uzak ara dışarı gönderdi…
Calderon gibi bir dünya yıldızı hayati “Altın Set”te de ortalıklarda yoktu…
1 servis kaçırdı, bir blok yedi, bir de süper bir yüksek pası blok üstünden 12 metreye vurdu…
Calderon’un bu maçta 18’i hücum, 2’si blok 20 sayıyla oynadı… (Kendi tutmaya çalıştığım istatistikler…) Gene hücum atalarından 9 sayı verdi…
Bunlardan biri antene, biri file direğine (!), biri de neredeyse filenin alt netine vurduklarıydı… 4 servis kaçırdı…
Calderon defansta ve blokta (2 kez dışında) yoktu…
Oysa hesap kitap onun üzerine kurulmuştu… Alıştırmıştı bizi süper istikrarlı oyununa… Alıştırmıştı takımı, lokomotifi olmaya ?...
En üst düzeyde olan sporcuların bile ara sıra böyle kötü günleri olabiliyor ?...
Şansızlık bu maça denk gelmesi ?...
DİĞER SPORCLARIMIZ…
Diğer sporcularımıza gelince…
Maça Miletiç (***), aynı ilk maçta olduğu gibi iyi başladı… Bence beklenileni de ama şöyle, ama böyle verdi sayılır…
Natalia’dan (**) bu sezon hala beklediğimi almış değilim… Servisleri iyi ama hücumda onun çok daha fazla top öldürmesini, blokta da takıma katkıda bulunmasını bekliyorum… Aslında güvenilir olması gereken servis karşılaması da tam bir piyango… Yaşı ne olursa olsun bu takıma çok daha fazlasını verebilmeli ?...
Lo Bianco (**) vatanında ve ülkesinin bir takımına karşı, kendi vatandaşlarının önünde oynuyor olmanın sanki tedirginliği içerisindeydi ?... bazı yerlerde, defanstan çıkan gelişigüzel topların da dezavantajıyla eklenmedik derecede paslar dağıttı… Oyuna soğuk başladı, soğuk bitirdi…
Eric (**) ilk maçtaki bloklarını ve file üzerindeki yırtıcılığını arattı…
Nilay (**) ve Gökçen (**) bir türlü vasatın üzerine çıkamadılar… Bloklarda ağır, hücumlarda okşar, sever gibiydiler… Sanki Yamamay bloklarından ürktüler ?...
Funda (**) ve Derya (**) servis karşılamada ve defansta zorlandılar… Atılan etkili servisler ve de bloğumuzun maç boyu bir türlü rakip hücumları kesememesi ikisini de çok rahatsız etti…
Takımın en yararlısı Selime’ydi (***)… Oyuna çok sonradan girmesine rağmen renk getirdi, gene iyi işler yaptı… Oynadığı kısa sürede takımın en iyisiydi…
NESİÇ ÇARESİZ KALDI…
Nesiç’in İstanbul’daki Yamamay maçı hariç koçluğunu beğendiğimi, takımı iyi yönettiğini söyleyemem ?... Hele Seray konusundaki tutumunu çata çat tartışırım ?...
Bu maçta eli kolu bağlandı… Resmen çaresiz kaldı…
HAKEMLERE İŞ DÜŞMEDİ…
Aldığım bazı salam istihbaratlar beni epey korkutmuştu… Özellikle Çek Baş hakem Martin Hudik’in Milano’ya 2 gün önceden gidişi haberi (Ne kadar gerçekleşti bilemiyorum zira müdahale edildi…) midemi bulandırmaya yetmişti… Ama hepimiz gördük ki neticeye tesir edecek bir düdük çalınmadı… Zaten çalınması muhtemel “Altın Set” de Yamamay aldı başını muhatap olmadan gitti ?...
LİG HEYECANIMIZA DÖNÜYORUZ…
Fenerbahçe Universal’in Avrupa Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu…
Galatasaray’ın CEV CUP ikinciliği…
İller Bankası’nın ve Nilüfer Belediyesi’nin ellerinden gelen en iyilerini yapmaları…
Vakıfbank Türk Telekom’un beceriksizliği yüzünden bizleri hayal kırıklığına uğratması…
Şimdi hepsi geride kaldı…
Şimdi zaman keyifli bir “Play Off” seyretmek zamanıdır…
Takımlarımızın hepsine başarılar diliyorum…










