Aldığım bir duyum üzerine, voleybol başkanlık seçimi öncesi, basketbol başkanlık seçiminde iddia edilen, taraflar arasında politik ayrımcılığın cereyan etmiş olduğu gerçeğinin aynısının yaşanma olasılığı, tarafımdan dünkü köşe yazımda yer alması sonrası iki taraf arasında ve özellikle Başbakanlık ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ve ona bağlı olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü nezdinde ciddi rahatsızlık ve huzursuzluk yarattığı görülmüştür.
Şahsımı son derece üzen söz konusu olasılık iddiasının, yaptığım çok titiz ve kapsamlı araştırma sonunda mümkün olmadığı gerçeği görülmüştür. Kamuoyu ile paylaşıyorum.
Hasan Uğur Epirden
MÜTHİŞ ADAY HEYECAN YARATTI…
Yaklaşan (2 Ekim) Genel Kurulda Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlık seçimi için yaprak kımıldamazken, bir grubun sürdürdüğü gizli hazırlıklar sonunda ortaya çıkan Özkan Mutlugil’in adaylığı camiada müthiş heyecan yarattı, canlılık ve hareket getirdi…
Adaylığa, beklide Başkanlığa giden sürecin başlangıcını aylar öncesi tahmin etmeme, ardından öğrenmeme karşın suskun kalmamın yegane sebebi Özkan Mutlugil’e yıpratılmasına yol açabilecek bir ortam yaratmamak içindi…
Erol Ünal Karabıyık tekrar aday olduğunu ilan ederken, etkileyici (!) duygusal (!) cümleler sarf etti...
Genel Kurul öncesi, artık dinlenmeyi, işini, ailesini düşünen kişi öncesinde "2050'ye kadar Başkanım !..." der mi ?...
Kişiler değil, voleybolumuz önemli... Ben "TEK ADAM"ın bencilliğine karşıyım... Kaçırılan Olimpiyat kürsüsünde baş sorumlu olarak görüyorum... SMS'lerle maalesef maç kazanılmıyor ?... Eğer öyle olsaydı teknolojinin imparatorluğu Japonya şampiyon olurdu ?...
Plaj voleybolu konusundaki 6,5 yıllık kaybını af edemiyorum... Yaptığı artıları alkışlamama rağmen eksileri artılarını götürüyor...
Özkan Mutlugil'i uzak ara çok daha faydalı olacağını düşünüyorum... Ama gene de 2 tarafın planlarının inandırıcılığı ve yol arkadaşları ben ve benim gibi düşünen çoğunluğu son defa bir kez daha düşündürebilir ?...
Tekrarlıyorum, hiçbir şahsi beklentim olmaması objektif ve cesur düşünmeme davetiye çıkartıyor...
SEÇİM YASASI ANTİ DEMOKRATİK !...
Ancak hala yeni seçim yasasının, mevcut başkanları kollayan, avantaj sağlayan anti demokratik çarpıklığı konuşulmakta... Oy kullanacak 193 delegenin % 15'inin yani 29'unun imzasını gerektiren sistemde kabul edilemez maddeler var !...
Bunlardan biri, adayların dilenciler gibi kapı kapı dolaşarak oy talebinde bulunmalarını yakışıksız hatta onur kırıcı buluyorum... Üstelik kapalı oy, açık tasnif şeklinde yapılan Başkanlık seçiminde, o kapalı oylardan çoğunun o imza, yani onay ön aşamasında tamamen bir tezat yarattığı görüşündeyim... Üstelik mevcut başkanın karşısına çıkacak aday/adayların topladıkları bu imza dosyasını direk olarak mevcut federasyona verme koşulunu da aykırı bir yanlış olarak nitelendirmekteyim... Bu aşamada, baskı, tehtit, hür iradeye müdahale olabileceği gibi bu teşebbüslerin bazen ters teptiği de görülmüştür ?...
Seçimde mevcut delege sayısının 19'u resmi sıfatlarıyla Spor Genel Müdürlüğünü temsil etmekteler ve de adaylara onay imzası veremeyecek pozisyondalar ?... Hal böyle olunca, geriye kalan 174 delegenin oranı kendiliğinden % 20'lere çıkmış oluyor ?...
Kulağıma gelen bir başka hoş olmayan durum da, mevcut Başkan tarafından bazı delegelere yönetim ve kurullarda yer verileceği vaadidir...
Bunu da, politik arenada sık sık karşılaşmamıza ve legal davranış olarak benimsenmesine karşın etik bulduğumu söyleyemem ?... Bu konuda daı yanılıp, yanılmadığım eğer seçimi kazanırsa Erol Ünal Karabıyık'ın listeleri açıklandığı anda göreceğiz ?...
Bu arada nasıl bir parti, bir kulüp başkanını üye olanlarından, içinden seçiyorsa, voleybolun ve diğer federasyonların da delegelerinin büyük çoğunluğu o sporun bünyesindeki bilenlerden oluşmalıdır ?...
Kimse kusura bakmasın, 193 delege arasından voleybolumuzun içinden gelen sadece 36 kişinin olduğunu görüyorum... Gerisi camiamımda yer almayanlar veya yeni girenler ?... Aralarında bir maçta, arka çaprazımda oturupta liberoları kastedip, "Bunlar niye ayrı renkte forma giyiyorlar ve de oyuna girip girip çıkıyorlar ?..." diyenine bile rastladım ?... Şimdi bu kişi ve bunun gibiler, Türk Voleybolunun kaderini belirleyecek Başkanlık Seçiminde oy kullanırken, şu anda camiamızın aktif olarak içinde olan, başta Başkanlık adayı Özkan Mutlugil olmak üzere, Alev Anakök, Ahmet Besler, Nejat Sancak, Mustafa Ekşi, Mehmet Çakmak, Jeyan Erben, Cengiz Tokgöz, Enver Bağlarbaşı, Ragıp Tekin, Adnan Kıstak, Bülemt Meriç, Aptullah Paşaoğlu, Kenan Bengü, Metin Görgün, Aylin Üstündağ, Nur Gencer, Saygun Keskin, Erdoğan Kobal, Aydın Yolaç, Celal Demirbilek, Kazım Güleken, Nedim Özbey, Işık Menküer, Mehmet Bedestenlioğlu, Reşat Yazıcıoğulları, Gökhan Edman, Şahin Çatma, Semih Oktay, Nihat Ermihan, Tekin Ateşnal, Tayyar Sümen, Can Çavuşoğlu, Osman Uraner, Muhammet Görken, Hikmet İnanlı, Muzaffer Öğütveren, Kazım Tokat, Şükrü Yengil, Yaşar Ergün, Sırma Üç, Arslan Çakır, Suat Carlı, İsmail Hakkı Esemen, Nafiz Pekel, Oktay Orkunoğlu, Mehmet Şekeryapan, Barbaros Çelenk, Murat Şenyuva, Adil Ok, Şaban Çıbık, Füsun Eldaş, Tayfun Pişiren, Atilla Atasoy, Kadir İlbeyli, Orhan Utkan, Zafer Atay, Kamil Söz, Reşat Arığ, ile genç nesilden, voleybol basınının emekçileri olarak yükünü çeken M.Korhan Gün, Ufuk Soygür, Adnan Paşaoğlu, Savaş Eskigülek, Zeliha Işık, Begüm Doğanay, Burcu Hakyemez, Başak Koç, Mehmet Sevinç, Zeynep Çiğdem Dedeoğlu, Metin Timur Tüfekçiler, Murat Mert Yücekök, (Sayamadığım daha onlarca şahsiyet var...) gibi voleybolumuzun tartışmasız kilometre taşlarının uzaktan seyretmesini içime sindiremiyorum !...
NEDEN MUTLUGİL ?...
“Neden Özkan Mutlugil ?...” şeklinde soracağınız ilk muhtemel sorunuzla karşılaşmadan, atik davranarak cevabı hemen damardan, hem de birinci ağızdan vereyim…
Federasyonun cicim aylarında (!), yani iç fırtınalar kopmadan, koca ağaçlar köklerinden zorlanmadan İstanbul’da verilen bir yemek davetinde, Başkan Karabıyık, herkesin içinde, Özkan Mutlugil’i işaret ederek, “İşte benden sonraki Federasyon Başkanı…” diye lanse etmişti…
İşte o Özkan Mutlugil, CEV Yönetimine de 1 numaralı aday gösterilmeye hazırlanırken, sağ duyulu ve voleybolun çekirdeğinden gelen yönetimdeki diğer yol arkadaşları ile Başkan Erol Ünal Karabıyık’ın bazı görüş ve icraat girişimlerine sağ duyusuyla katılmadığı gerekçesiyle onu Başkanlığa yakıştıran “Tek Adam” tarafından bir anda aforoza uğramıştı…
Geçmişi başarılarla dolu, voleybol dağarcığı ve bilgisi üst düzeyde olan, içinden çıktığı aileyi çok iyi tanıyan, geçmişinden bu güne tereddütte bırakacak en ufak bir pürüzü olmayan, beyefendiliği ve alçak gönüllüğü ile hemen hemen tüm voleybol severlerin gönlünde taht kuran Özkan Mutlugil’i ben de destekliyorum…
Geçen yazımda da ifade ettiğim gibi alkışlanacak artılarının yanında onları gölgede bırakacak kadar eksileri olan, kişiliğinde “Ben” egosuyla tarafımdan “Tek Adam” yakıştırmasını taşıyan, kendisini Başkanlık koltuğuna yükselten en yakınındakileri bile bu tutumuyla bezdiren ve küstüren, tanımadığı, tanımak ta istemediği geçmişimize resmen kapılarını kapatarak bir nevi soykırım uygulayan Erol Ünal Karabıyık’ın seçim yönetmeliğinin kendisine tanıdığı avantajlara rağmen kulislerde seçimi kaybedebileceği konuşulmaya çoktan başlandı…
Gene daha önceki yazımda da belirttiğim gibi,
Bencil ve menfaat bekleyen bir zümrenin aksine, sadece voleybolumuzu sarıp sarmalayan olgun ve yapıcı bir düşünce sürecinde, Voleybolumuzun geleceği yönünden Özkan Mutlugil’e ben de çok inanıyor destek veriyorum…
Gençliği, duruşu, dinamizmi ve çoğulcu paylaşımıyla Voleybol Federasyonu Başkanlığı koltuğuna çok yakışacağına inandığım Özkan Mutlugil’in yurtdışı ilişkilerinde de dünya voleybol otoriteleri tarafından oldukça sevildiği ve tutulduğunu yakından biliyorum… Ayrıca lisan bilgisi de bire bir ilişkilerinde lehimize büyük avantaj, dahası prestij sağlayacaktır...
Şimdi isminin üzerine daha da heyecan katacak yol arkadaşları listesini, plan ve programını herkes gibi ben de sabırsızlıkla bekliyorum…
Özetle, Özkan Mutlugil’den beklentilerim çok fazla…
Bu arada tüm delegelerin bu kez her zamankinden daha duyarlı olmalarını, sadece ve sadece voleybolumuzu ve evrimini düşünmelerini, önceki seçimde yaşanan aleni ve gizli her türlü baskıya (!) aldırış etmeden, kendi ve temsil ettikleri kurum/kulübün hür iradeleriyle sandığa gitmelerini salık veriyor, özellikle rica ediyorum… Burada artık “Ben” süreci yerini “Biz” sürecine bırakmalıdır…
Erol Ünal Karabıyık’ın tekrar seçileceğini, oy yerine koymaya çalışarak sanki seçimi sandığa gidilmeden kazandığını ilan ettiği 100 delege imzasının ise ne şekilde, hangi koşullar içerisinde verildiğini, paylaşımlar ışığında en iyi bilenlerdenim… O 100 imza sahibinin çoğunun düşüncesinin ve oyunun aşağı yukarı renginin ne olacağını tahmin edebiliyorum…
MUTLUGİL’DEN BEKLENTİLERİM :
* Yönetim Kurulunu ve hatta alt kurullarını camiada yıpranmamış, geniş zamanları olan, çalışkan, tecrübeli, güvenilir, sevinç ve heyecan yaratacak kişilerden oluşturmalı… Bu kişilere yetki vermeli, sık sık toplanmalarını ve tartışmalarını sağlayarak çalışmalarında önlerini açmalı…
* Kulüplerle eşit yaklaşımlar içerisinde olmalı, sıkı diyalog içerisine girmeli, problemlerine, sıkıntılarına ve de önerilerine ortak olmalı, çözüm bulmalı…
* Plaj voleyboluna, Erol Ünal Karabıyık’ın aksine, doğruları bularak, gereken önemi vermeli, çok iyi bir ekip kurmalı, yaz aylarını çok iyi değerlendirmeli, organizatörlere destek vermeli, pay adı altında karşılıksız (!) alınan mantık dışı ücreti kaldırmalı veya karşılığında hizmet sunmalıdır… Gene ihmal edilen, bir türlü becerilemeyen Plaj Voleybolu Merkezi mutlaka tesis edilmeli, pilot bölgeler saptanmalı, kapsamlı ve yepyeni bir sayfa açılmalı, gerekirse (ki bence şart) bir zirve yapılmalıdır…
* Merkez Hakem Komitesi yeniden tanzim edilmeli, kaos yaratan, oldukça yetersiz gördüğüm mevcut MHK Başkanı Aydın Öztürk bu yapılanmanın kesinlikle dışında bırakılmalıdır…
* Lig statüleri daha verimli olmalıdır…
* Yabancı oyuncu sayısı tekrar gözden geçirilmelidir…
* Bu arada görev süresi dolan Motta ile yollar ayrılmalıdır… (Bunun için zamanlama çok uygundur…) Milli Takımlarımızın teknik ve idari kadroları yeniden oluşturulmalıdır…
* Başta Milli Takım antrenörlerimiz olmak üzere üst düzey antrenörlerimiz Uluslar arası kurslara, seminerlere ve turnuvalara gönderilmeli, böylelikle dünya voleybolun yakından takip etmeleri sağlanmalıdır...
* CEV ile ilişkilerimizde stratejiler planlanmalı, FIVB yönetim ve kurullarına mutlaka temsilcilerimiz sokulmalıdır...
* Dış ilişkilerimiz açısından eksik olarak gördüğüm dil bilgisi dikkate alınmalı, güçlendirilmelidir...
* Hafife alınan ve çok önemli ve kapsamlı olarak gördüğüm “Menajerlik” görevi bir eğitim süreci geçirildikten sonra çok isabetli, ehil kişilere verilmelidir...
* Karabıyık’ın olumlu icraatlarından olan TVF Lisesi daha rasyonel ele alınmalı ve yönetilmelidir…
* Gene Karabıyık’ın olumlu görüşü ancak yanlış icraatı ve takipsizliği nedeniyle okullara ne olduğu, kullanılıp kullanılamadığı meçhul olan araç gereçlerle (Top/file vs…) yapılandırılmaya çalışılan “Mini Voleybol”un hayata geçiriliş ve işleyiş dişlileri tekrar gözden geçirilmeli, icraatla kalmamalı, sonuç alınmaya, meyveleri toplanmaya başlamalıdır…
* Basın/Medya ilişkilerine gereken değer verilmeli, önemsenerek ve de değer ve saygı gösterilerek düzeltilmelidir…
* Özellikle Milli şampiyonalar Ankara dışındaki şehirlere de dağıtılmalıdır…
* Gelişen dünya sporlarındaki “Marketing” en dikkate alınması gereken eksikliklerimizden biridir… Çok profesyonel bir kadroya ihtiyaç vardır… Bu konuda kapsamlı, titiz bir çalışma yapılmalı, proje hayata geçirilmelidir…
* Anadolu Kulüpleri ile sıkı diyaloga girilip, sorunları ve beklentileri, gerekirse ayrı bir üst kurul teşkil edilerek giderilmelidir…
* Voleybolun tüm gelirlerinden kulüplere hatırı sayılır geri dönüşüm sağlanmalıdır…
* Tesisler daha etik ve yararlı kullanılmalıdır… (Büyük kiralar istenildiği için çoğu zaman bomboş kalmaktalar…) Başta Basın Tribünü olmak üzere tüm eksikleri tamamlanmalıdır…
* Basın ve medya ilişkilerine değer verilmeli, olumlu bir platforma oturtularak, canlılık süreklilik ile ivme kazandırılmalıdır… Milli Takımlarımızın gerek iç gerekse dış organizasyonlarına basın/medya konuk edilmeli, haber/sonuç/fotoğraf zenginliği yaratılmalıdır… Karabıyık tarafından tesis edilen, ancak yanlışlıklar yapıldığı, özen gösterilmediği için büyük tepkilere maruz kalan ve de gene Karabıyık tarafından sanki cezalandırılma süreciyle devamı iptal edilen “Basın ve Medya Odülleri” yarışması tekrar, bu kez amatörce değil, çok özen gösterilerek, imrendirici unsur ve ödüllerle yeniden yapılandırılmalıdır… Bu kapsamda gene Karabıyık tarafından nazarı dikkate alınmayarak yarışma dışı bırakılan Web siteleri bu kez kucaklanmalı, desteklenmelidir…
* Camiamız geçmişiyle, küskünleriyle sarıp sargılanmalı, bütünlük ve güç birliği sağlanmalıdır…
* Kesinlikle Veteranlar Ligi kurulmalıdır…
* TVF Web sayfası profesyonel ellerde yeniden yapılandırılmalıdır…
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar… Unutmamak gerekir ki, Voleybol Federasyonu Başkanlığı masası ve koltuğu bir hizmet aracıdır, üzerine oturanın konumu ise, bir nevi üst düzey memuriyet eş değerindedir…
Gerek telkinlerimi nazarı dikkate alacağını umduğum Mutlugil’e, gerekse her dediğimi kulak arkası etme ayrıcalığını (!) gösteren Karabıyık’a çalışmalarında başarılar diliyor, kazanmayı bir zafer, kaybetmeyi ise hezimet addedip, onur meselesi yapmamalarını şimdiden tavsiye ediyorum…
Voleybolumuzun kazanması, çok daha başarılı olup, daha yükseklere tırmanması dileklerimle ve beklentilerimle aileme mutlu, başarılı, keyifli yarınlar diliyorum…










