SEÇİME ÇEYREK KALA 5
Hepimizin bildiği gibi voleybolumuz daha ivme kazanmadan hakemlerimiz dünya zirvelerinde düdük çalarak bizleri büyük başarılarla temsil ediyor, göğsümüzü kabartıyor, onurlandırıyorlardı… Bu başarı artarak bu günlere kadar geldi…Ancak liglerimizde sık sık hakem şikayetleri gündemde yer alır oldu… Özellikle MHK Başkanı’nın başrol oynadığı huzursuzluk bazen had safhalara ulaştı… İçlerinde çok çalışkan ve başarılı birkaç isim dışında benim de gözlemlediğim bu talihsiz tırmanış Türk Voleybol Hakemlik Müessesesini oldukça yıpratmaktadır…Sonuç olarak, gitgide büyüyen ve ekonomik açıdan oldukça zorlaşan liglerimizde bazen bir yanlış düdük koca bir sezona, verilen maddi manevi emeğin heba olmasına sebebiyet verebiliyor…
Bu yüzden MHK’nın sorumluluğu çok büyük !... Hakemlerimizin de…
Bu tip nahoş olaylarla karşılaşmamak en büyük dileğimiz… Ancak anlattıklarımız bazılarının bir kulağından girip, öbür kulağından çıkmamak kaydıyla tabii ?...
Yüzlerce telefon, mail ve yorum mesajları...
Şikayetler, suçlamalar… Tabii hepsi iddia niteliğindeydi…
MHK ve başındaki Aydın Öztürk ciddi biçimde eleştirildi, hala da bu eleştiriler çok azalsa da devam etmekte…
Sapla samanı çok şükür ayırt edebiliyorum… Bunda insanları, camiayı iyi tanımamım ve tecrübe sahibi olmamım tabii ki çok katkısı var…
Bazı hakem ve gözlemciler arada bir fanatik ve tek taraflı yorumlarıyla beni yanıltarak kullanmaya kalkmadı değil ?... Ama samimiyetlerine inandıklarım da azımsanmayacak kadar fazlaydı…
İşin içinde, yani MHK’nin bağrında değilim… Ancak öne sürülen iddiaların bazıları yenilir, yutulur cinsten değildi… Ciddi boyutlardaki serzeniş, şikayet ve suçlamaların sahiplerinin hepsinin de aynı fikirde olduğu varsayımından yola çıkarak, bir voleybol adamı olarak ilgili konu ve şikayetlerin başta TVF, GSGM ve GS İl Müdürlüğü nezdinde incelenmesi, tüm eleştirilerin ve şikayetlerin netliğe kavuşturulması, kısacası gerekenin yapılması beklentisi içerisindeydim ve bunun da takipçisi olmayı düşünüyordum… Sonrasında, kurunun yanında yaşın da yanacağı düşüncemle bundan vazgeçtim, bazı şeyleri kalemimle çözmeye kalktım… Kalemime zaman zaman çamurlar da bulaştı ama yılmadım, yanlışların üzerine gittim… Bir süre sonra herkes sustu, köşelerine çekildiler… Sindirildiler… Resmen yalnız kaldım ?... Biz köşe yazarlarının kaderidir bu ?... Ama serdeki karakter yapısı, prensipler ve de çizgi seviyemle dimdik ayakta kaldım, onurumla da yazmaya devam ediyorum… Şimdi gördüğünüz gibi ?...
Oysa isimleri bende saklı bu güzide hakemlerimizin ortak amaçları, sadece, gönülden yaptıkları voleybol hakemliğinde adil olunması, bazı kişilerin küçük ve ucuz menfaatler uğruna alışkanlık haline getirdikleri iddia edilen bazı aykırılıkların sona erdirilmesinden ibaretti…
Tüm yazılan, çizilenler karşısında, başta, sorduğum bir çok soruya ve şikayete sessiz kalan, sadece hakemler değil, tüm voleybol severler tarafından gelmiş geçmiş en kötü MHK Başkanı olarak yorumlanan Aydın Öztürk’ün o mevkinin adamı olmadığı, tahsil ve kapasitesinin de bu yükü kaldıramadığı hala konuşulmakta…
Zaten suçlamaların hedefinde bulunmasına ve sorduğum sorulara karşın sessiz kalması akla ithamların doğru olabileceği izlenimini veriyor…
Voleybolumuzun olmazsa olmazları hakemlerimizin bir kısmının sırf bu sebeple düdüklerini duvara astığı, birçok hakemin de aynı yolda olduğu, geride kalanların da bu aykırılıklara direndiği ve hukuki sınırlar içerisinde görevlerini zor şartlar altında sürdürmeye çalıştıklarını gözlemledim…
Size bir teklifte bulunsam, gidiş/dönüş otobüs biletlerini versem, elinize harçlık olarak da 150-200 YTL tutuştursam, bilmem kaç yüz kilometre uzaktaki bir şehre gidin, bir gece de imkanlarınızı kullanarak konaklayın, karnınızı da doyurun gelin desem, eminim ki bana hiç olumlu gözlerle bakmazsınız, hatta aklımdan şüphe bile edersiniz ?...
Ama bu mini seyahat, görevlendirilmiş bir Voleybol hakemi olarak yapıldığında, akan sular durur… Çünkü meslek bile olamamış, sadece sevgi ve tutkuya dayanan bu gönüllülük bambaşka bir şeydir… Bir sevdadır, bir bağımlılıktır…
Geçen sene bir maçta yapılan büyük hata sonrası maçın bitirilmesi sonrası tekrar oynatılması çok tartışılmıştı… Ben de üzülerek köşemde bu konuyu işlemiş, kendi görüşlerimi okuyucu dostlarımla paylaşmıştım !...
Üzülmüştüm… Çünkü tüm şimşekleri üzerlerine çekenler, gazete sütunlarında acımasızca eleştirilenler içimizden birileriydi… İşte o sevdanın sarıp sarmaladığı, geleceği olan iki genç hakemimizdi…
Sonra düşünüm… Bazı çarpıklıkları kendi çalışma masamın üzerine yatırdım… Bir mini konsültasyon yaptım kendi kendime... İçlerinde, çok takdir ettiğim, gönüllü olarak, büyük bir özveriyle gecesini gündüzüne katarak çalışan değerli üyelerin de bulunduğu MHK’de (Merkez Hakem Komitesi) işlerin Başkanlık görevi verilen zat-ı muhterem (!) yüzünden iyi gitmediğini, falsolar olduğunu aldığım yüzlerce mesaj, yorumla anlamaya başladım… Araştırmalarım sıklaştı… Mantıki, hatta vicdani boyutlarda ayakta alkışlanması gereken “Hakemlik Müessesi”, zorlukları, sorunları ve beklentileri ile voleybolumuzun can damarlarından birisi olduğunu ve de gerekli hassasiyetin tam gösterilmediğini, zorlukları, sorunları ve beklentileri ile kısaca paylaşmak istedim…
Voleybol Hakemliği henüz yerini bulamamış, karşılığını alamamış, meslekten pek sayılmayan, boynu bükük, gönülle, yani sevdayla yapılan bir uğraşıdır !... Kim, “Ben bu işten para kazandım” veya “Kazanıyorum…” derse yalan söylemiş olur !... Zira gelişmiş hiçbir dünya ülkesinde, hiçbir branşta bu denli boşa kürek sallayan bir başka hakemlik müessesesi bulunmamaktadır…
Buna rağmen “Türk Voleybol Hakemleri, yıllardır tüm dünyada daima yüz akımız olmuş, bir çok Uluslar arası hakemimiz Olimpiyat Oyunlarında, Dünya ve Avrupa Şampiyonalarında ve dünyaca ünlü büyük turnuvalarda final maçları dahil düdük çalma başarısını göstermişler, onurunu yaşamış, bizlere de yaşatmışlardır…
Ülkemizde şu an faal olarak 4.000’e yakın voleybol hakemi bulunmaktadır… Bunları ben Voleybolun neferleri, olmazsa olmazları olarak görüyorum… Ve çoğunun, bırakınız para kazanmayı, elinde üç beş kuruş biriktirmeyi, görev yaptıkları maça gidip, gelirken harcadıkları para sonrası ellerinde kuruş kalmamasına hatta ceplerinden bile harcama yapmalarına rağmen bu denli sessiz kalmalarını sadece ve sadece özveri, saygı ve sevgilerinden kaynaklanan bir ulvi olgu olarak nitelendiriyorum…
Zaten hemen hemen hepsinin kazancı da çalıştıkları meslek dallarından gelmektedir… Bu yüzden, hiçbir güvencesi olmayan “Voleybol Hakemliği”ni bir meslekten saymakla saymamak arasında ciddi bir ikilem yaşanmaktadır…
Bakın sizlere küçük ancak düşündürücü örnekler vereyim…
Senelerini bu dala veren, olanaksızlıklarla “Ulusal” hakem statüsüne
kadar yükselme başarısını gösteren bir hakem dostumuzun bazen bu meşakkati karşılığı bırakın para kazanmayı, üstte de belirttiğim gibi, cebinden üzerine para koyarak yaptığı görevler gözden kaçmayacak orandadır… İşin en enteresan yanı da, bugün gerek bayanlar, gerekse erkekler 1. Deplasmanlı Liginde takımların değeri ve sezonluk bütçeleri bazı takımlarda 4-5 milyon YTL’yi bulmaktadır…
Düşünün, bir hakem 125 lira alacak, deplasmana gidecek (Otobüs parasını TVF’nundan alıyor, uçakla gitmek isterse, Federasyon’un gidiş/dönüş verdiği 80+80 YTL’nin üzerine para koyacak), gittiği yerde en az
1 gece otelde kalacak, karnını doyuracak, ara vesaitleri karşılayacak ve çıkıp milyonlarca YTL’lik takımların kader maçlarını yönetecek ?...
Düşünmeye devam edelim… Sağında ve solunda o sezona 4-5 milyon YTL para harcamış 2 takımın sporcularının, antrenörlerinin, idarecilerinin ve de seyircilerinin arasında cebinden para koyarak gelip, o maçı yönetecek olan hakemin psikolojisini anlamaya çalışalım !... Bir yardımcısı, bir yazı, bir skor, 4 tane de çizgi hakemi var yanında… Üstüne üstlük bilen bilmeyen herkes onu seyrediyor, onu eleştiriyor, sataşıyor, aklınca fetva veriyor, basın mensuplarının gözleri üzerinde… Federasyon’un gözlemcisi pür dikkat onu izliyor !... Not verecek, rapor tutacak… Sözlüye kalkmış bir öğrenci gibi mübarek !... A takımının baş smaçörü final sayısında topu karşı duvara, servisi filenin göbeğine vurabilir, B takımının liberosunun aldığı manşet yan tribünün 5.ci sırasındaki seyircinin kucağına gidebilir, ama sıkı mı Baş Hakem bir faul çalsın ?... Yardımcı Hakem bloğun tırnak ucundan seken bir topu görmesin ?... Çizgi Hakemi saatte 120 km ile çizgiye düşen
bir dahil veya hariç topa arzu edilenin (!) dışında bayrak kaldırsın, indirsin ?...
Maçı kaybeden taraf haçlı orduları gibi üzerlerine abanır, fatura anında onlara kesilir, kimse bakmaz, anlamak istemez o takım o son sayıya gelene kadar sezon içinde kaç bin hata yaptı, kaç puanı pisi pisine o hatalarından kaybetti ?... Seyirci ise bıktırıcı, yıldırıcıdır !... Bacak kadar çocuğuna dişini, evde eşine, işte çalışanına sözünü geçiremeyen uslu (!) taraftarlar bile başlar orada el/kol işaretlerine, övgü dolu (!) sözcükleri birbiri ardına sıralamaya… Dahası hakemlerin tüm sülalesinin ipliği pazara, türlü sıhhat (!) ve benzetmelerle (!) çıkar !... Maçı belki de yüzde 1-2 hatayla yönetmiş hakem evine dayak yemiş, ayıptır benzetmesi, tecavüze uğramış gibi, taciz salvoları ile döner…
Gelelim aldığı servete… İster harcasın, ister kumbarasına atsın !... Ne demişler, “Damlaya damlaya göl olur…” 4.000’e yakın vatandaşımız boşuna mı hakem olmakta karar kıldı ?...
Bu güne kadar tüm Federasyonların gözünde hakem en önemsiz faktör oldu hep… Onlara yapılacak zammın getireceği külfetten (!) kaçınıldı… Yabancı antrenörlere yatırım (!) yapıldı… Menajerlere bonkör (!) davranıldı !...
Basketbolda bile hakemlerin net 600 YTL aldığı bir devirde voleybol hakemlerinin görev koşullarını düşünme ve gerekeni yapma zamanıdır… Bu konuda Türkiye Voleybol Federasyonu’na bir vefa görevi düşmektedir !... Yapılacak bir iyileştirme bu camianın çok daha rahat görev yapmasına vesile olacaktır… Bu Federasyonun bir görevi olmalıdır…
MHK BAZEN ELEŞTİRİLERİ HAK ETMEDİ DEĞİL ?...
Aydın Öztürk kumandanlığında (!) MHK bazen tam bir mizah kaynağı da olmadı değil ?...
Nasıl mı ?...
Sayısız örneklerden sadece birisini vereyim…
Geride kalan bir hafta, elime, bitirdiğimiz haftanın MHK tarafından titizlikle (!) hazırlanan “Hakem Atamaları” görev listesi geçti… Şöyle bir inceleyeyim dedim… Hay demez olaydım ?...Gerçi “Bana ne hakemlerin görev dağılımı ?...” da diyebilirdim ?... Ama hassasiyet işte ?...
İstanbul hakemlerinden E. Akıncı 25 aralık cumartesi günü İstanbul Burhan Felek Spor Salonu’nda saat 13.00’te oynanacak Fenerbahçe – Torul Gençlik 1. Lig Erkek maçına baş hakem olarak, saat 15.00’te ise Bursa’da oynanacak Nilüfer Belediyesi – Karşıyaka İZKA İnşaat 1. Lig Bayan maçında gene baş hakem olarak atanmış ?...
Yani Akıncı İstanbul’daki maçı şipşak bitirecek, Burhan Felek’in terasından özel helikopteriyle (!) Bursa’ya geçecek maça yetişecek ?...
Ben kafamdan atmıyorum… MHK öyle uygun görmüştü ?...
Kuyuya atılan taşı bir akıllı tesadüfen çıkarınca, hemen görev kağıdında değişiklik yapılmış, saatler kala listeye Bursa’daki maçın Baş hakemi olarak M. Demirdelen yazılmıştı…
Böylece Aziz Nesin’in kulakları çınlatılmıştı…
VE HEDEFTEKİ ADAM : AYDIN ÖZTÜRK…
“Abi bir kişinin kariyer olarak, tahsil, kapasite ve beceri olarak kendisinin çok üzerindekileri yönetmesi doğru mudur, mümkün müdür?” diye sordu bir kariyerli hakem… Cevap veremedim ?...
Onunla ilgili rekor miktarda mektup ve yorum aldım !... İşin en ilginç tarafı bir Allah’ın kulunun onun hakkında iyi şeyler söylemiyor oluşu?...
Zat-ı muhteremin her hangi bir yanını savunmuyor, yazılanlar hakkında “Yanlış” demiyor oluşu, yani sessiz kalışı hakkındaki iddialarla ilgili tereddütleri arttırdı durdu…
MHK Başkanı Aydın Öztürk hakkında çok çarpıcı iddialar ve suçlamalar vardı !... İçlerinde voleybol hakemlerinin çoğunlukta olduğu 100’e yakın kişi beni telefonla arayarak, mail yoluyla uyarak, yorum bölümlerine yazarak, bizzat söz konusu kişi hakkında sorular yağdırdı durdu…
Yazdığım tüm yazılarda kendisine, cevap hakkını kullanarak yapacağı tüm açıklamaları aynen köşemde yayınlama sözü vermeme karşın hep sessiz kaldı…
Gene de yapacakları her türlü açıklamayı bu sütunlardan yayınlarım. Benim işim doğrulardan ve iyilerden yana olmak… Savcı değilim, hakim değilim ?... Suçlamalar yanlış veya asılsızsa bunları ortaya çıkarmalılar…
İşte sadece çarpıcı bulduğum birçok kişiden gelen o iddiaların birkaçı…
Geçen yıl, İzmir’de yapılan Aroma Bayanlar Ligi maçında MHK başkanı Aydın Öztürk Karşıyaka’nın kurallara aykırı “Oyuncu değişikliği – Mola – Oyuncu değişikliği” talebinin yerine getirilmesini örtbas etmekle suçlanmakta…
Gene birçok kişi Aydın Öztürk’ün hakemlik aşamalarında gerekli olan tahsil seviyesinde olmadığını, Uluslar arası seviye için aranılan “Dil Bilme” şartına rağmen yeterli derecede İngilizce bilmediğini, MHK dahil bir çok göreve torpille, haksız olarak geldiğini iddia etmekte ?...
Ayrıca kendisinin Voleybol Hakem camiası tarafından sevilmediği, MHK’nın gelmiş geçmiş en kötü dönemi yaşandığı iddia edilmekte ?...
Aylardır köşelerimde yer verdiğim bu iddialara Aydın Öztürk’ün sessiz kalması bu endişeleri sanki doğrular hissini ve intibaını vermekte ?...
AYDIN ÖZTÜRK’E CEVAPSIZ KALAN DİĞER SORULAR…
Hakkında o kadar şeyler söylendi, iddialarda bulunuldu ki ?...
Her keresinde araştırıp, doğru olduğuna inanarak yazdım…
Telefonu haddini aşarcasına yüzüme kapattığı ana kadar da hep kendisini saygı ve mesleki ahlak gereği arayarak doğruluk derecelerini sordum… Meğerse işine gelmeyen, uzman sorularmış tüm bunlar ?...
Bugüne kadar hep konuşmama hakkını kullanması, cevap veremeyip, suskun kalması kendisine bizzat en yakın (!) arkadaşlarının hep doğruları söylemesinden kaynaklanmış ?…
İşin en ilginç yanı, bu güne kadar bir Allah’ın kulunun da çıkıp, kendisi hakkında bir çift müspet söz söyleyememiş olması ?... Gelin, şu cevaplanması hiç de zor olmayan sorulardan sadece birkaçını bir kez daha hatırlayalım…
1) Tahsil durumunun ortaokul terk olduğu doğru mu ?... Sonrasında lise diplomasını dışarıdan sınava girerek hangi tarihte aldı ?...
2) İngilizce biliyor mu ?... Bildiğini iddia ediyorsa herkesin önünde benimle İngilizce konuşmaya var mı ?...
3) Uluslar arası Hakem olabilmek için yaşını küçülttüğü doğru mu ?... İngilizce sınavını nasıl geçti ?...
4) Herkesin dilinde pelesenk olan, İzmir’de oynanan Karşıyaka-Ereğli bayanlar voleybol maçında ev sahibi takımın, aynı ölü zaman içerisinde Oyuncu değiştirme / Mola / Oyuncu değiştirme verilmesini, yani kaide hatasını maçın gözlemcisi olarak bile bile görmezden gelişi doğru mu ?...
5) Sınav sisteminin ve sınavların doğru yapıldığı konusunda şüpheler var… Klasman belirlemesindeki puanlama sisteminin uygunluğu tartışılır durumdadır… Klasman belirlemede uygulanan ve sonuçlara direk tesir eden %30 kanaat notunu etik bulduğumu söyleyemem… Bana sanki hak yemeğe çok müsaitmiş gibi geliyor… Ankara’da yapılan gözlemci sınavının iptalinin gerekçelerini izah edebilir misiniz ?... Kavga yaşandığı doğru mu ?... Doğruysa ki duyumlarım bu şekilde, kavga niçin çıkmış ve kimler arasında yaşanmıştır ?...
6) Sınavın iptaliyle gözlemcilerin harcadıkları zaman, yol yorgunluğu ve parayı tazmin etmeleri gerekmiyor mu ?...7) Ankara’da yapılan hakem ve gözlemci sınavlarında kişi başı alınan 5’er TL hangi amaçla toplanmıştır ?... Federasyonun bu paraya ihtiyacı mı vardır? Bu para nerede kullanılmıştır ?...8) Sınav tarihi için onca gün varken neden okulların açılmasına 1 gün kala olan 18 eylül seçilmiştir ?... Gün seçimi yapılırken neden okulların açıldığı gün olan 19 eylülde sınava girecekler içinde öğretmenlerin de olduğu düşünülememiş, mağdur edilmiştir ?...9) Sınavda başarısız olduğunu ima ettiğiniz ve de prestijlerinin kaybına sebebiyet verir düşüncesiyle açıklamadığınız uluslar arası hakemlerin puanları yanında açıkladığınız kazanamayan ve klasman düşürdüğünüz hakemlerin de prestijleri olduğunu düşünemediniz mi, yoksa düşünmek için onları önemsiz kişiler olarak mı nitelendirdiniz ?...10) Marmaris seminerinin tarihi için neden okulların açılması beklenmiştir ?...11) Seminerin Marmaris’te yapılması niçin tercih edilmiştir ?...12) Marmaris’te kalınacak otel, internette “Tatil Sepeti” sitesinde 49 TL gözükürken neden hakem ve gözlemcilerden 85 TL talep edilmiş? Ücret hangi nedenlerle sonrası 65 TL’ye düşürülmüştür ?...13) 21 Eylülde başlayacak bir seminer için son para yatırma tarihi niçin sınav sonuçlarının açıklanması öncesi sona ermektedir ?... Para yatıran ama sınavda başarılı olmayan bu kişilere yazık değil mi ?...14) Maçlarda verilen ve de klasman tayininde önemli rol oynayan gözlemci notlarının ortalamalarında 85 ile 95 olanın arasında sadece 1 puan fark etmesine rağmen, MHK’nın kanaat notunun 30 puan üzerinden değerlendirmeye alınması sizce etik midir ?...15) Yurt genelinde Anadolu ve Trakya hakemlerini MHK’den kaç kişi izlemektedir ?... İzleyemeyenler kanaat notunu nasıl verebilmektedir ?...16) Sınavda gözetmen ücretlerinin ödenmediği doğru mudur ?...17) Hakemlerden zaten yetersiz olan maç ücretlerinden maç başı 2,5 TL kesildiği doğru mu ?... Bu paralar için makbuz veriliyor mu ?... Bu paralar nerede toplanıyor ve nerede harcanıyor ?...18) Errea firmasının reklamı yapılması doğrultusunda Federasyon bu firmadan sponsorluk parası almış mıdır ?... Almışsa bu bedel ne kadardır ?... Almamışsa, her fırsatta para toplayan federasyon bu firmaya neden reklam kıyağı yapmıştır ?...19) Başkan olarak bunca sorun, yanlış, aykırılık ve şikayete karşın suskun kalmanızın sebebi nedir? Tüm bu gidişatı tasvip ediyor musunuz ?...?Gelin 2 ayrı tebessüm molasıyla 5 bölümden oluşan, “SEÇİME ÇEYREK VAR” dosyama son noktayı koyalım…
Aylar önce, Aydın Öztürk kumandasındaki (!) MHK’nın ismi ve ünü nam salmışken, bizim bizim tiyatrocu Ragıp davet etti… Yeni oyunlarının galasıymış, daveti kıramadım, icabet ettim…
Oyun “Komedi”…
“Hakem Dosyası” yazımı hazırlarken zaten içimi kasvet istila etmiş, biraz o havadan uzaklaşırım dedim…
Baktım, sahne kenarında bir sürü güvenlik memuru…
Garibime gitti, boş boş duruyor, resmen kalabalık yapıyor, dikkat dağıtıyorlar…
Neye yalan söyleyeyim, çokça rahatsız oldum… Dayanamadım, oyun sonrası kulise gidip Ragıp’ı yakaladım !...
“Yahu Ragıp” dedim… “Bu sahne kenarındaki güvenlikçiler ne işe yarar Allah aşkına ?...”
Bıyık altından gülümseyerek cevabı yapıştırdı…
“Yahu hocam, sizin de MHK’nız var, biz bir şey diyor muyuz ?...
Aydın Öztürk, bayramlık ayakkabısını alırken, satıcı “10-15 gün sıkar ama sonra esner, rahat giyersiniz…” demiş…
Aydın Öztürk de ayakkabısını 15 gün sonra giymiş…
Sağlıklı, saygılı, centilmenlik dolu, camiamıza yakışır olgunlukta ve düzeyde bir Genel Kurul temennilerimle hepinizi kucaklıyorum…










