Trajik bir maç olacağı belliydi… Yükselen formuyla ligde kötü oynayarak 2 kez 3-0 yenildiği rakibi Eczacıbaşı Vitra’yı Şampiyonlar Liginde 2. kez mağlup eden Vakıfbank Türk Telekom gözle görülür farkıyla rakibini saf dışı bırakır, son sekize kalırken alkışlandı…Bir taraftan Vakıfbank Türk Telekom’a sevinirken, diğer taraftan da bir başka takımımız Eczacıbaşı’na üzüldük… Gönül daha şanslı bir eşleşmeyle 2 takımımızın da son sekize kalmasını arzu ederdi… Bunu başarabilecek, belki de “Final Four”a, hatta birlikte, diğer takımımız Fenerbahçe Universal ile kalabilecek kadar güçlüydüler… Maalesef üzülerek bir fire verdik…Süper maçta büyük zevk aldığımı ve de epey heyecan duyduğumu itiraf etmek istiyorum…
Hiçbir ülke liginde bu denli güçlü, tavan seviyeli 3 takım bulunmamakta… Gönlüm Galatasaray’ı da bu guruba eklemek, “Kare As” görmek istiyor…Maç büyük bir çekişme ve taktik savaşı içinde geçti… 2 Koç da tüm teknik ve taktik zenginliklerinin içinde varlarını yoklarını ortaya koydular… Ancak birkaç faktör neticeye oldukça tesir etti…
2 Takım arasında en büyük fark Vakıfbank Türk Telekom’un hırsı, kazanma azmi ve bunu tetikleyen inancıydı…Maçın bu denli zevkli ve kaliteli geçmesinin en büyük nedeni, zaman zaman çok etkili servisler atılmasına rağmen, ilk maça oranla ortadan daha fazla seri hücum yapmaları, defansta daha çok top çıkarmaları iyi ve yerinde blok yapmaları ve de aralarda kısa sayılmayacak rallilerin oynanmasıydı…Gerek kenar yönetimlerin, gerekse sporcuların birbirlerini iyi tanımaları mücadeleye renk ve zevk getirdi…Kaptan Gözde (19) maçın yıldızıydı… Takımı hırsıyla ve zindeliğiyle zafere taşıdı… Maçın gizli kahramanı ise son 1,5 sete damgasını vuran Nilay’dı… 4. sette 16-13’te çok ta kötü oynamayan Özge’nin yerine, belki de Guidetti’nin büyük olasılıkla Özge’yi dinlendirme düşüncesiyle takımı 16-13 öndeyken oyuna dahil ettiği pasör Nilay iyi oynayınca maçı tamamladı… Glinka (23) gene etkiliydi, skorda büyük rol oynadı… Gizem defansı tek başına ayakta tuttu… Çok iyi toplar karşıladı, defansta süperdi… Furst (12), Nikolic (9) ve Bahar (12) az hatayla oynadılar… Pasör Özge her ne kadar iyi bir gününde değildiyse ve son 1,5 set oyunda kalmadıysa da ilk 3,5 sette ne olursa olsun katkısı vardı… Güldeniz ise servisleri, defansı ile Vakıfbank’a zaman zaman soluk veren oksijeni durumunda olmaya devam ediyor… Lena daha henüz bu düzeyde sorumluluk alacak, yük sırtlayacak güçte ve zenginlikte değil…Eczacıbaşı Vitra’ya gelince… Takımı ayakta tutan Mirka (22), Esra (6), Neslihan (24) ve Gülden’di… Poljak (10) ve Büşra’dan (6) yeterince faydalanılamadı… Elif’in iyi bir gününde olmayışı sonuç üzerinde büyük rol oynadı… Asuman da hala bu takımın yükünü çekecek durumda değil ?... Usic ve yeni transfer Marinkovic hakkında yorum yapacak bir ortam olmadı…
Neslihan’ın 3. sette, durum 15-12 Vakıfbank Türk Telekom lehineyken 2 numaradan yaptığı file üstü mücadelesinde Özge’nin ayağına basarak sakatlanarak, yüreklerimizi ağzımıza getirmesi her ne kadar, 24 sayıyla tamamladığı böylesine önemli ve kendisine ihtiyaç duyulan maçta takımını elde olmadan uzunca bir süre yalnız bırakmasına yol açtıysa da, sağlık kadrosunun seri ve yerinde müdahalesiyle, acı çekerek de olsa oyuna kader setlerinde tekrar dahil olarak maçı tamamlaması bizleri bir o kadar sevindirdi… Ancak gene de istediği kadar iyi sıçrayamamasına rağmen canla başla mücadele etmesi onun ne kadar özel bir star olduğunun çok açık bir ifadesiydi…İki takımın da centilmen taraftarlarını kutlamak ve de diğer bazılarına (!) örnek olarak göstermek gerek…Maçın paspal Romen hakemini gördükten sonra, hakemlerimizin değerini bazıları umarım iyice anlamışlardır ?...
Küçük bir parantez de çizgi hakemlerimize açmak istiyorum… Eskiden takımlarımızın jokerleri (!) Milli çizgi hakemlerimiz vardı… Minnetle andığımız (!) bu nadide hakemlerimiz zaten ödüllere boğulan (!), Kapalıçarşı’dan alışverişlerine eşlik ettiğimiz (!) yabancı hakemlere çok yardımcı olurlardı… Galiba, o günleri doyasıya (!) yaşamış bazı büyüklerimiz kulaklarına kar suyu kaçırmış olmalı ki, bazı kahramanlık girişimleri (!) gördük ?. Yakışmadı… İşin enteresan yanı sahada ter döken iki takım da bizim takımlarımızdı…
Eğer konu sandığım gibi değil, kapasite noksanlığından ileri geldiyse, tek bir çizgiyi kontrol edemeyenlerin ilerde nasıl sağlıklı düdük çalabilecekleri merak konusu olmalı ?...Sonuç olarak ortaya koydukları mücadele dolayısıyla 2 takımımızı da yürekten kutluyor, Vakıfbank Türk Telekom’a üst turda Fransız şampiyonu güçlü Cannes karşısında başarılar diliyorum… 2. Maçın deplasmanda oynanacak olması dezavantaj ama bu zorlu turu geçip, “Final Four”a adlarını yazdırmalarını bekliyorum…
Tebrikler ve başarılar Vakıfbank Türk Telekom…Bu arada ilk sekize adını yazdıran diğer takımımız Fenerbahçe Universal’i de kutluyor, Rabıta Bakü karşısında üstün başarılar diliyorum… İkinci maçın İstanbul’da olması avantaj ama ben 2 maçı da kazanacaklarını, işi “Altın Set”e bırakmayacaklarını iddia ediyorum…
Hiçbir ülke liginde bu denli güçlü, tavan seviyeli 3 takım bulunmamakta… Gönlüm Galatasaray’ı da bu guruba eklemek, “Kare As” görmek istiyor…Maç büyük bir çekişme ve taktik savaşı içinde geçti… 2 Koç da tüm teknik ve taktik zenginliklerinin içinde varlarını yoklarını ortaya koydular… Ancak birkaç faktör neticeye oldukça tesir etti…
2 Takım arasında en büyük fark Vakıfbank Türk Telekom’un hırsı, kazanma azmi ve bunu tetikleyen inancıydı…Maçın bu denli zevkli ve kaliteli geçmesinin en büyük nedeni, zaman zaman çok etkili servisler atılmasına rağmen, ilk maça oranla ortadan daha fazla seri hücum yapmaları, defansta daha çok top çıkarmaları iyi ve yerinde blok yapmaları ve de aralarda kısa sayılmayacak rallilerin oynanmasıydı…Gerek kenar yönetimlerin, gerekse sporcuların birbirlerini iyi tanımaları mücadeleye renk ve zevk getirdi…Kaptan Gözde (19) maçın yıldızıydı… Takımı hırsıyla ve zindeliğiyle zafere taşıdı… Maçın gizli kahramanı ise son 1,5 sete damgasını vuran Nilay’dı… 4. sette 16-13’te çok ta kötü oynamayan Özge’nin yerine, belki de Guidetti’nin büyük olasılıkla Özge’yi dinlendirme düşüncesiyle takımı 16-13 öndeyken oyuna dahil ettiği pasör Nilay iyi oynayınca maçı tamamladı… Glinka (23) gene etkiliydi, skorda büyük rol oynadı… Gizem defansı tek başına ayakta tuttu… Çok iyi toplar karşıladı, defansta süperdi… Furst (12), Nikolic (9) ve Bahar (12) az hatayla oynadılar… Pasör Özge her ne kadar iyi bir gününde değildiyse ve son 1,5 set oyunda kalmadıysa da ilk 3,5 sette ne olursa olsun katkısı vardı… Güldeniz ise servisleri, defansı ile Vakıfbank’a zaman zaman soluk veren oksijeni durumunda olmaya devam ediyor… Lena daha henüz bu düzeyde sorumluluk alacak, yük sırtlayacak güçte ve zenginlikte değil…Eczacıbaşı Vitra’ya gelince… Takımı ayakta tutan Mirka (22), Esra (6), Neslihan (24) ve Gülden’di… Poljak (10) ve Büşra’dan (6) yeterince faydalanılamadı… Elif’in iyi bir gününde olmayışı sonuç üzerinde büyük rol oynadı… Asuman da hala bu takımın yükünü çekecek durumda değil ?... Usic ve yeni transfer Marinkovic hakkında yorum yapacak bir ortam olmadı…
Neslihan’ın 3. sette, durum 15-12 Vakıfbank Türk Telekom lehineyken 2 numaradan yaptığı file üstü mücadelesinde Özge’nin ayağına basarak sakatlanarak, yüreklerimizi ağzımıza getirmesi her ne kadar, 24 sayıyla tamamladığı böylesine önemli ve kendisine ihtiyaç duyulan maçta takımını elde olmadan uzunca bir süre yalnız bırakmasına yol açtıysa da, sağlık kadrosunun seri ve yerinde müdahalesiyle, acı çekerek de olsa oyuna kader setlerinde tekrar dahil olarak maçı tamamlaması bizleri bir o kadar sevindirdi… Ancak gene de istediği kadar iyi sıçrayamamasına rağmen canla başla mücadele etmesi onun ne kadar özel bir star olduğunun çok açık bir ifadesiydi…İki takımın da centilmen taraftarlarını kutlamak ve de diğer bazılarına (!) örnek olarak göstermek gerek…Maçın paspal Romen hakemini gördükten sonra, hakemlerimizin değerini bazıları umarım iyice anlamışlardır ?...
Küçük bir parantez de çizgi hakemlerimize açmak istiyorum… Eskiden takımlarımızın jokerleri (!) Milli çizgi hakemlerimiz vardı… Minnetle andığımız (!) bu nadide hakemlerimiz zaten ödüllere boğulan (!), Kapalıçarşı’dan alışverişlerine eşlik ettiğimiz (!) yabancı hakemlere çok yardımcı olurlardı… Galiba, o günleri doyasıya (!) yaşamış bazı büyüklerimiz kulaklarına kar suyu kaçırmış olmalı ki, bazı kahramanlık girişimleri (!) gördük ?. Yakışmadı… İşin enteresan yanı sahada ter döken iki takım da bizim takımlarımızdı…
Eğer konu sandığım gibi değil, kapasite noksanlığından ileri geldiyse, tek bir çizgiyi kontrol edemeyenlerin ilerde nasıl sağlıklı düdük çalabilecekleri merak konusu olmalı ?...Sonuç olarak ortaya koydukları mücadele dolayısıyla 2 takımımızı da yürekten kutluyor, Vakıfbank Türk Telekom’a üst turda Fransız şampiyonu güçlü Cannes karşısında başarılar diliyorum… 2. Maçın deplasmanda oynanacak olması dezavantaj ama bu zorlu turu geçip, “Final Four”a adlarını yazdırmalarını bekliyorum…
Tebrikler ve başarılar Vakıfbank Türk Telekom…Bu arada ilk sekize adını yazdıran diğer takımımız Fenerbahçe Universal’i de kutluyor, Rabıta Bakü karşısında üstün başarılar diliyorum… İkinci maçın İstanbul’da olması avantaj ama ben 2 maçı da kazanacaklarını, işi “Altın Set”e bırakmayacaklarını iddia ediyorum…







