Ne güzel şeydir sevmek...
Her şeyi...
İnsanları, hayvanları, doğayı...
Ve sevilmek...
Gerçek bir aşkı iliklerimize kadar hissedebilmek...
Birlikte paylaşmak o kutsal duyguyu...
Çılgıncasına... Delicesine...
Tüm zaman birimlerine yüklemek ve yaymak aşk denen bu vazgeçilmez insani duyguyu...
Ama bazen tenhalarda, yapayalnız kala kalmak ta vardır...
Sararmış bir fotoğraf eskisi... Bir melodi... Buruşmuş bir aşina mektup... Bir mekan...
Birkaç anı karesi...
Çoğu zaman bir içki kadehi avutmaya çabalar yaralı yüreğimizi...
Hasret yaşlarının içindedir susamışlık...
Özlemler yüklü kalp atışlarımız döver durur bağrımızdaki mendireği...
Bazen bir yaz gecesini anımsarız...
Dolunayın kovaladığı karanlıkların bir kenarında, kumsalda yakamozlarla boğuşur durur gönlümüz...
Uzaklardan, çok uzaklardan aşina bir müzik eser... Dalga dalga sisli görüntülerle zenginleşiriz...
Yarım kalmış bir sevda masalı... buruk bir ayrılık iniltisi vurur kumsala...
Bizim şarkımızdır yankılanan kulaklarımızda...
Bazen se, sararan yaprakların hüznünde bir sonbahar sabahında, penceremize vuran damlaların her tanesinde arar dururuz unutamadıklarımızı...
Masum bir veda busesi ürpertir benliğimizi... Avuçlarımızda hala O'nun sıcaklığı vardır... Ama ne yazıktır ki, kollarımız ağaç dalları gibi çıplak ve yapayalnızdır...
Evet...Çoğumuz bekleriz bir umudun yamaçlarında... Elbet bir gün dönüp, gelecek diye... Ümitsiz olsak bile, O'nu beklemek, içinde O olduğu için güzel değil midir ?..
Her sevincin, her kederin... “En ölümsüz sevgilerin... Sonsuz denen göklerin... Her şeyin bir sonu varsa... Ayrılıklarında sonu var...” diyor İlhan İrem unutulmaz parçasında... Bir diğerini ise "Zaman her şeyi siliyor..." diye bitiriyor... Bilmem, belki de bunu söylerken, kızgınlığının ve gururunun arkasına sığınıyor...
Ama ne olursa olsun, galiba en acısı, "Merhaba" diye birleşen ellerin, "Seni seviyorum" diye kenetlenen dudakların "Elveda" diyerek ayrılması değil mi ?..
Kim bilir ne büyük isyanlar, ne büyük delilikler görmüştür ayrılmalar... kavuşamamalar...
Bir dörtlüğümde bakın ben de nasıl sitem etmişim...“Ayrılıklar kavuşmak içinse...Neden bu uzaklıklar ve suskunluklar...Kavuşmalar ayrılıklara uzanıyorsa..Neden yaşanır bu nankör sevgiler ve aşklar...”
Bir başka dörtlüğümde ise O'nsuz özgürlüğe sataşmışım..."Sensizlik özgür olmaksa...Özgürlük yalnızlıksa...Özgürlük sıktı beni...Birleşince yalnızlıklar..."
Aşkın belki de en heyecanlı ve can alıcı anı, karşısındakine sevgisini ve aşkını ilan ettiği andır... Hatta belki de, bu an için çoğunuz benim gibi saatlerce aynanın karşısında prova yapmış, cesaret için bir kaç kadeh devirmiştir...
Ama eminim hiç kimse aşkını sevdiğine Özdemir Asaf gibi anlatmamıştır... "Kim o deme ?... Benim ben !... Bir ben ki gelen kapına... Baştan başa sen !...” Nazım Hikmet ise hapiste kendisini ziyarete gelen eşini aşağıdaki mısralarla karşılıyor... "Hoş geldin kadınım, hoş geldin...Ayağını bastın odama...Kırk yıllık beton çayır çimen şimdi...
Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde...Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler...
Gönlüm gibi zengin...Hürriyet gibi aydınlık oldu odam...Hoş geldin kadınım, hoş geldin..." Turhan Oğuzbaş hepimizin bildiği ölümsüz parçanın güftesinde, "Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un... Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinden..." derken çizdiği o tabloya bakar mısınız ?... bakar mısınız ?... Can Yücel, kendisini terk eden sevgilisine bakın ne kadar güzel ve anlamlı "Kal !..." demiş ?... "Sen gittikten sonra yalnız kalacağım... Yalnız kalmaktan korkmuyorum da... Ya canım ellerini tutmak isterse ?.." Ümit Yaşar Oğuzcan, "Ayrılanlar için" şiirinde, ayrılık sonrası duygularını şöyle dile getirmiş… "Her kederin tesellisi bulunur... İnsan ne kadar sevse unutabilir... Mevsimler gelir geçer... Yıllar geçer... Sen de unutursun bir gün gelir... Her şeyi...evet her şeyi... Her şeyi unutabilirsin... Hatta bütün yazdıklarını... Satır satırını..." ama son iki mısrasında da bir gerçeği kabul etmiş... "Kalırsa içimde.../ Bir derin sızı kalır..." Aşık Veysel de almış sazı eline, türküsünü çığırmaya başlamış... "Güzelliğin on para etmez... Şu bendeki aşk olmasa !..." Özellikle o ilk aşk... unutuluyor mu, yoksa hala derin iz taşıyanlarınız var mı ?... En iyisi gelin, gecenin ilerleyen bir saatinde, yalnızken, aynaya bakarak bu soruyu bir kez daha kendimize sorun... Ve ekleyin... "Şimdi O yanımda olsaydı ?.." En doğru cevap işte orada olacak !.. Gecenin karanlığında ve ıssızlığında… Yalnızken ve anılara dalmışken !...
Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde...Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler...
Gönlüm gibi zengin...Hürriyet gibi aydınlık oldu odam...Hoş geldin kadınım, hoş geldin..." Turhan Oğuzbaş hepimizin bildiği ölümsüz parçanın güftesinde, "Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un... Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinden..." derken çizdiği o tabloya bakar mısınız ?... bakar mısınız ?... Can Yücel, kendisini terk eden sevgilisine bakın ne kadar güzel ve anlamlı "Kal !..." demiş ?... "Sen gittikten sonra yalnız kalacağım... Yalnız kalmaktan korkmuyorum da... Ya canım ellerini tutmak isterse ?.." Ümit Yaşar Oğuzcan, "Ayrılanlar için" şiirinde, ayrılık sonrası duygularını şöyle dile getirmiş… "Her kederin tesellisi bulunur... İnsan ne kadar sevse unutabilir... Mevsimler gelir geçer... Yıllar geçer... Sen de unutursun bir gün gelir... Her şeyi...evet her şeyi... Her şeyi unutabilirsin... Hatta bütün yazdıklarını... Satır satırını..." ama son iki mısrasında da bir gerçeği kabul etmiş... "Kalırsa içimde.../ Bir derin sızı kalır..." Aşık Veysel de almış sazı eline, türküsünü çığırmaya başlamış... "Güzelliğin on para etmez... Şu bendeki aşk olmasa !..." Özellikle o ilk aşk... unutuluyor mu, yoksa hala derin iz taşıyanlarınız var mı ?... En iyisi gelin, gecenin ilerleyen bir saatinde, yalnızken, aynaya bakarak bu soruyu bir kez daha kendimize sorun... Ve ekleyin... "Şimdi O yanımda olsaydı ?.." En doğru cevap işte orada olacak !.. Gecenin karanlığında ve ıssızlığında… Yalnızken ve anılara dalmışken !...









