Günlerdir süregelen “Wild Card” tartışması resmen bir didişmeye dönüşürken, malum bazı mihraklarca iyice tetiklenip tehlikeli boyuta tırmanmakta, yanlış bilgilendirmeler ve yorumlar, kişi ve kuruluşları dönüşü olmayan uçurumların kenarlarına iteklemektedir…
Olayları en başından bilen ve araştırarak takip eden bir kişi olmama rağmen, basit “rayting” gazeteciliği ve yazarlığından mümkün olduğunca kendimi sıyırıp, uzak tutmaya özen gösterdim…
Ancak iş, iki güzide kulübümüzün şu aralar yerlerde sürünen rekabeti ve üzücü restleşmesini daha da tetikleyici bir safhaya taşımaya, dahası yükselen voleybolumuza, tam Londra Olimpiyat Oyunları’nın konsantrasyonu, heyecanı ve coşkusu içerisindeyken zarar vermeye, olur olmaz demeçlerin havada uçuşmaya başlamasını görünce ben de bana ve düşüncelerime saygı gösteren özel okuyucularım için düşüncelerimi paylaşma ihtiyacı duydum…
“WILD CARD”A KARŞIYIM…
Oldum olası şu “Wild Card”ı etik bulmamışımdır…
Gerek FIVB’in, gerekse CEV’in kendi yönetmeliklerindeki bu yetkilerini kullanırlarken dürüst ve samimi olduklarına inanmıyorum… Ülke Federasyonlarının görüş ve oyları alınarak yönetmelik kapsamına alınan ve resmileşen “Wild Card” ile hak ve dürüstlük ilkeleri bazı özel dostluklarla pekişen menfaatle (!) ayaklar altına alınmaktadır…
Avrupa Bayanlar Şampiyonası sonrası, Dünya Şampiyonası ile ilgili “Wild Card”larını kullanmadan ve de kullandıktan sonra FIVB’nin bu tutumunu sert bir şekilde eleştirmiş, “Wild Card” uygulamasının kaldırılması konusunda düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım…
Dünya ve Avrupa Şampiyonaları, Avrupa Ligleri özel ve keyfi tercihlerle organize edilen turnuvalar değildir, olmamalıdırlar da… Ben bir özel turnuva düzenlesem, canımın istediği takımları davet eder, hatta VIP protokolümü bile canımın istediği kişilerle doldurabilirim... Ama işim resmi turnuvaları organize etmek ise, orada hak ve hukuk ilkelerine azami dikkat etmem, dürüst ve yapıcı olmam gerekliliği kaçınılmaz olmalıdır…
Bence FIVB ve CEV kendilerine ayırdıkları bu kontenjan tercihini takımları yarıştırarak, hak edene vermeleri en doğru ve hakkaniyetli çözüm olacaktır…
CEV’İN “WILD CARD” TERCİHİ MAALESEF KENDİ İNİSİYATİFİNDEDİR…
Önce gelin bazı gerçekleri vurgulayalım ?...
Fenerbahçe’nin Avrupa Şampiyonlar Ligi’ne alınmayacağı ifadesi yanlıştır…
Bayanlar Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı ülkemizde 2 takıma tanınmıştır… Bu hak da, benim de çok yanlış bularak oldukça eleştirdiğim, ancak kulüp temsilcilerinin katıldığı TVF toplantısında hep birlikte kararlaştırılan statü doğrultusunda ligde ilk 2 dereceyi alan Eczacıbaşı Vitra ve Vakıfbank TT tarafından elde edilmiştir…
Gene üstte de belirttiğim gibi tamamen karşı olduğum ve hak gaspı olarak nitelendirdiğim “Wild Card” saçmalığı legal (!) bir haktır ve maalesef CEV bunu dilediği takım lehine kullanmakta hürdür…
Gerek bu konunun yanlış irdelenmesi ve sanki Fenerbahçe’nin hakkı da elinden alınmış gibi algılanması, gerekse bu tercihin inadına ezeli rakibi Galatasaray lehine kullanılması yanılgısı konuyu oldukça tırmandırmış ve lüzumsuz bir prestij ve onur meselesi (!) haline getirmiştir… Bu konuyu çok iyi bilmelerine rağmen provoke eden bazı yazarların spor kimliklerini ayıplıyorum…
HATA SARI LACİVERTLİ 2-3 KİŞİNİN…
Organizatörün gösterdiği otelde kalınmaması, menajerin toplantı davetlerine katılmaması, final seremonisinde keyfi kıyafet kullanılmasının yanında Fenerbahçe takımının doğal olan sevinme sürecini tam 22 dakika fazladan uzatarak protokolü ve onlarca ülkeye zamanlama taahhüdü olan yayıncı televizyon kuruluşunu çok zor durumda bırakmış olması CEV Yönetimini çileden çıkarmıştır… Bu yüzden, CEV “Wild Card” tercihini Fenerbahçe’den yana kullanmamıştır…
Bu kararda TVF Başkanı Erol Ünal Karabıyık’ın aktif bir rolü olduğunu sanmıyorum… Pasif kalıp kalmadığı tartışmasına da elimdeki veri eksikliği dolayısıyla yorum yapamıyorum… Zaten ortada bariz olarak duran yanlışların müdafaasını yapmanın da alınan bu karar doğrultusunda pek bir şey değiştirmeyeceği kanısındayım…
Açıkça ifade etmem gerekirse, ortada kazanılmış bir hak gaspı yoktur…
Tercih edilmeme vardır…
Bence CEV’e, Federasyon Başkanı Erol Ünal Karabıyık’a öfkelenip, yüklenenlere önerim, önce kendi idareci ve menajerlerini sorgulamalarıdır…
YÖNETİCİLİĞİN VE MENAJERLİĞİN EĞİTİMİ YOK !...
Bana kızanlar olabilir ama gene tekrarlıyorum…
Sporcu olmak için bir eğitim süreci şart…
Antrenör ve hakem olmak için kademeli kurslardan geçmek gerek…
Ama kulüp yöneticisi ve menajer olmak için en ufak bir kriter yok !...
Öyle olunca da elini sallasan yönetici ve menajere çarpıyor ?...
Voleybolun içinde olmak asla yeterli değildir…
Bu kişiler birçok kritere sahip olmaları gerek…
Burada uzun uzadıya detaylara girmek istemiyorum…
Gerekirse sadece bu konuya ilişkin uzun uzun yazarım ?...
Bugün tüm bu tartışılanların baş sorumlusu 2 bilemediniz 3 kişidir…
Olayları, yapılan yanlışları görmezden gelerek, yaygara yaparak ve kişileri kandırarak, yanıltarak halı altına süpürerek başka mecralara çekmek yakışıksızdır…
Fenerbahçe gibi dünyanın sayılı kulüplerinden biri 2-3 kişinin kuklası olmamalıdır… Tüm Fenerbahçelileri mantıklı ve yapıcı olmaya davet ediyor, haklarını savunurlarken kılı kırk yararak doğruları bulmalarını öneriyorum…









