DİŞİ ASLANLAR KÜKREDİ… Onları bir yandan tenkit ederken, diğer taraftan da iyi takım oldukları, kadronun da yeterli olduğunu vurguladım, durdum…Hatta, kendilerinden 2 gömlek aşağıda olan Asterix karşısında, bunaklar keşfi “Altın Set”te ipten dönüldüğünü düşünmüş, o faturanın bu kez Nesic’e kesileceğini de eklemiştim… Rakip bu kez 2 gömlek olmasa da, 1 gömlek aşağıdaydı ama sporumuzda da politik gazlamanın kapsama alanında, Türk-Yunan rekabetinde öyle olmasa da Milli bir dava haline gelip, bir anda atmosferi gerebiliyordu…Üstelik tribünlerde yer alan 300’ü aşkın AEK’lı fanatik “Üstsüz” (!) erkek, seksi hareketlerle (!) bu gerginliğin fitilini ateşlemekle kalmıyor, bizimkileri de fena tahrik ediyordu… Maça yeni transferleri Miletic ile başlayan Galatasaray, çok zor bir ilk set yaşadı… Özellikle yüksek olmamasına rağmen, iyi zamanlamalarıyla başta Calderon olmak üzere smaçörlerimizi durdurunca ve de defansta iyi top çıkarınca, ortadan tek becerdikleri kurşun toplarla sayılar topladılar, ilk set tehlikeye girdi… Seti kaybetmek üzereyken (22-24) Miletic’in çok kritik hücum sayısı, ardından o ana kadar bloklarla durdurulan Calderon’un nihayet beklenen yüksek ve sert smacı, ardından Lo Bianco’nun etkili taktik servisi ile gelen 4-0’lık skor, rakibin 2 kez set sayısı şansını kırmakla kalmadı, resmen bir didişme şeklinde geçen, bol hatalı bu setin kazanılmasını sağladı… (26-24) 2. setin başından itibaren Calderon sahneye, bir Assolist gibi çıkınca, maestro Lo Bianco’nun işi kolaylaştı… Galatasaray, bu sezon en olumlu ve istikrarlı topunu oynamaya başlayınca, AEK’da film koptu… Son 2 set (25-14), (25-16) gibi açık farkla bitti… Bu setlerde Galatasaraylı dişi aslanlar resmen rakibini durdurdu, “Pes” ettirdi, top oynatmadı… Hatta yıllar sonra, bir lise maçında gördüğüm, gerçekten çok uzmanlık (!) isteyen bir hareketi de görmüş oldum… Şaşkaloz smaçörleri smacında topu sahamıza filenin altından geçirdi ?... Galatasaray’da Calderon maçta ancak 2. setle kendine gelebildi… Lo Bianco her maç takır takır oynuyor, bir istikrar abidesi… Natalia bu sezon en verimli maçını oynadı… Servislerin çoğunu onun üzerine atmalarına rağmen pasör noktasına çok iyi manşetler verdi… İyi servis attı, hücumda epey etkili oldu… Çok beğendim… Gökçen elinden geleni yaptı… Takıma yakışıyor… Daha da iyi olacak… Eric daha coşkulu ve istekliydi…Takıma katkısı artmaya başladı...
Funda’nın bu takıma yeterliliğini düşünüyorum… Geride epey top topladı, iyi defans yaptı… Yüreğiyle oynuyor...
Gelelim çiçeği burnunda transfer Miletic’e… İlk maçında tenkit etmek, yorumda bulunmak istemiyorum ama bu maçta bana ümit verdi…Asterix maçı sonrası Nesiç’i sezon başından itibaren bu takıma fazla bir şey veremediğini belirtmiş, tenkit etmiştim… Bu maçta çok didindi, hopladı, zıpladı, bir takla atmadığı kaldı… Her ne kadar hoplamayla, zıplamayla bu işler olmuyor, başarı kazanılmıyorsa da, hoşuma giden taraf heyecanı ve maça konsantrasyonuydu… Takımı iyi ateşledi ve yönetti... Bu maçla zaman kazandı…Ama gene de servis, blok ve defansta beklediğimiz Galatasaray bugünkü beğendiğimiz Galatasaray’ın üstünde…
Maçı Şeref Tribünü’nden izleyen Başkan Ünal Aysan’ın keyfine diyecek yoktu… Başkan gelecek yıl işin daha da içine girer artık !... SEYİRCİ ANALİZİM… Maçı 330 civarında üstsüz (!) AEK seyircisi olmak üzere 3100 biletli, takriben 3500 kişi izledi… Bu, sezonun seyirci rekoruydu… Galatasaray seyircisi müthişti… İlk kez bu kadar kalabalık ve coşkuluydu… Ama işin içinde tahrik de olsa, sahaya saat, duvarlardan sökülen (!) taşlar, bayrak sopaları, bozuk para, kırılan koltukların fırlatılması hiç mi hiç yakışmadı ?...Galatasaraylılık bu değil ?... Voleybol seyircisi profiliyle de hiç bağdaşmayan bir hareket ?... Hele hele Yunan Bayrağını yakma istihbaratı üzerine aralarına sakinleştirmek ve yatıştırmak için giren idarecileri Orkun Darnel’i tartaklamak çok çirkin ve yakışıksızdı ?... Diğer aklı selim, centilmen Galatasaray seyircisini tenzih ediyor, bu kendini bilmezleri ayıplıyor, kınıyor, voleybol salonlarında görmek istemediğimizi hatırlatmak istiyorum… İlk setin başa baş geçmesi, hatta AEK’nin 24-22 öne geçip, 2 kez set sayısı atmasıyla çılgına dönen ve de havaya giren AEK’lı seyirciler, seti kaybetmelerinin ardından bir de takımları maçta havlu atınca seslerini birkaç desibel kıstılar ve de striptizleriyle (!) şekilsiz ve kıllı vücutlarını sergilemekle (!) yetindiler… Ancak Galatasaray seyircisini çileden çıkaran, AEK’lı bir fanatik, bir okadar da çirkin benlikli voleybolcunun taraftarlarının bulunduğu tribüne tırmanarak eline aldığı Yunan bayrağını salonun ortasında sallamasıydı… Oysa onun esas görevi sporunu yapmak, voleybolunu oynamaktı ?... GÜVENLİK Mİ, GÜVENSİZLİK Mİ ?... Güvenlik Allahlık, polis yetersiz olunca, 1. setin ortalarında akıl edilip (!) çağrılan Çevik Kuvvet duruma el koymasaydı belki de facia olasılığı gerçek olacak, çok daha üzücü, telafisi mümkün olmayan bir sürü şey yaşanabilecekti ?... Takımımıza Güney Kıbrıs'ta yapılan çirkinliği protesto edip, kınarken benzerini sahamızda yapmanın nasıl bir izah tarzı olabilir ?... Esas düşündürücü ve de beceriksizliğin daniskası olan, seyircilerin salona erken alınmaları ve de L şeklinde de olsa yan yana tribün paylaştırılmalarıydı... Bu uygulama zaten elektrikli olan ortamı daha da geren ve de olayları tetikleyen en büyük unsurlardı… BAYRAK YAKMAK NE DEMEK ?... Bir ulusun, düşmanınız bile olsa, hele hele sportif bir ortamda bayrağının yakılması (Sadece teşebbüs aşamasında kalmasına rağmen) çok çirkin bir harekettir !... Bir üstünlük ve güç ispatı değil, aksine dışa kompleks yansıması, acizlik ve zayıflıktır…İzmir’in kurtuluşunun hemen ardından, çiğnemesi için önüne yere serilen Yunan bayrağını gören yüce Atatürk, derhal o bayrağın kaldırılmasını emretmiş,“Bayrak bir milletin onurudur…” buyurmuştur… BASIN MENSUPLUĞU KAHRAMANLIK… Üstteki fotoğraf bir çok şeyi anlatmaya yetiyor…Sevgili Alev Anakök’ün gözüne top yemesi ve dolayısıyla gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının ardından, bu gün de kardeşim M. Korhan Gün atılan bir taşla başından yaralandı… Daha kötüsü de olabilir, bu vebalin altından kalkılamayabilirdi ?...Defalarca kendisine basın mensupları olarak hatırlattığımız “Basın Tribünü”nü bizlerden esirgeyen, kullanılışsız, masası olmayan, iletişimi sağlamak zorunda olduğumuz cereyan hattı bile olmayan, daracık bir seyirci tribününü bizlere layık gören, sahanın kenarına reklam panolarının arkasına, dizdirdiği ilkokul sıralarını bize münasip gören ve bununla yetinmemizi sağlayan (!) sayın Başkan umarım bundan sonra bir kez de olsun bizi dinler, bizlere saygı duyar, onca yatırımının arasına, programına bizlerin savunma önlemleriyle (!) zaman kaybetmeyeceğimiz, yaralanıp, berelenip, “Gazi” (!) olmayacağımız, bilgisayarlarımızın, kamera ve fotoğraf makinelerimiz eşyalarımızın çalınmayacağı, denetim altında hayali değil, gerçek bir “Basın Tribünü”nü bizlere lütfeder, bizler de kendisine teşekkür ederiz ?...
Funda’nın bu takıma yeterliliğini düşünüyorum… Geride epey top topladı, iyi defans yaptı… Yüreğiyle oynuyor...
Gelelim çiçeği burnunda transfer Miletic’e… İlk maçında tenkit etmek, yorumda bulunmak istemiyorum ama bu maçta bana ümit verdi…Asterix maçı sonrası Nesiç’i sezon başından itibaren bu takıma fazla bir şey veremediğini belirtmiş, tenkit etmiştim… Bu maçta çok didindi, hopladı, zıpladı, bir takla atmadığı kaldı… Her ne kadar hoplamayla, zıplamayla bu işler olmuyor, başarı kazanılmıyorsa da, hoşuma giden taraf heyecanı ve maça konsantrasyonuydu… Takımı iyi ateşledi ve yönetti... Bu maçla zaman kazandı…Ama gene de servis, blok ve defansta beklediğimiz Galatasaray bugünkü beğendiğimiz Galatasaray’ın üstünde…
Maçı Şeref Tribünü’nden izleyen Başkan Ünal Aysan’ın keyfine diyecek yoktu… Başkan gelecek yıl işin daha da içine girer artık !... SEYİRCİ ANALİZİM… Maçı 330 civarında üstsüz (!) AEK seyircisi olmak üzere 3100 biletli, takriben 3500 kişi izledi… Bu, sezonun seyirci rekoruydu… Galatasaray seyircisi müthişti… İlk kez bu kadar kalabalık ve coşkuluydu… Ama işin içinde tahrik de olsa, sahaya saat, duvarlardan sökülen (!) taşlar, bayrak sopaları, bozuk para, kırılan koltukların fırlatılması hiç mi hiç yakışmadı ?...Galatasaraylılık bu değil ?... Voleybol seyircisi profiliyle de hiç bağdaşmayan bir hareket ?... Hele hele Yunan Bayrağını yakma istihbaratı üzerine aralarına sakinleştirmek ve yatıştırmak için giren idarecileri Orkun Darnel’i tartaklamak çok çirkin ve yakışıksızdı ?... Diğer aklı selim, centilmen Galatasaray seyircisini tenzih ediyor, bu kendini bilmezleri ayıplıyor, kınıyor, voleybol salonlarında görmek istemediğimizi hatırlatmak istiyorum… İlk setin başa baş geçmesi, hatta AEK’nin 24-22 öne geçip, 2 kez set sayısı atmasıyla çılgına dönen ve de havaya giren AEK’lı seyirciler, seti kaybetmelerinin ardından bir de takımları maçta havlu atınca seslerini birkaç desibel kıstılar ve de striptizleriyle (!) şekilsiz ve kıllı vücutlarını sergilemekle (!) yetindiler… Ancak Galatasaray seyircisini çileden çıkaran, AEK’lı bir fanatik, bir okadar da çirkin benlikli voleybolcunun taraftarlarının bulunduğu tribüne tırmanarak eline aldığı Yunan bayrağını salonun ortasında sallamasıydı… Oysa onun esas görevi sporunu yapmak, voleybolunu oynamaktı ?... GÜVENLİK Mİ, GÜVENSİZLİK Mİ ?... Güvenlik Allahlık, polis yetersiz olunca, 1. setin ortalarında akıl edilip (!) çağrılan Çevik Kuvvet duruma el koymasaydı belki de facia olasılığı gerçek olacak, çok daha üzücü, telafisi mümkün olmayan bir sürü şey yaşanabilecekti ?... Takımımıza Güney Kıbrıs'ta yapılan çirkinliği protesto edip, kınarken benzerini sahamızda yapmanın nasıl bir izah tarzı olabilir ?... Esas düşündürücü ve de beceriksizliğin daniskası olan, seyircilerin salona erken alınmaları ve de L şeklinde de olsa yan yana tribün paylaştırılmalarıydı... Bu uygulama zaten elektrikli olan ortamı daha da geren ve de olayları tetikleyen en büyük unsurlardı… BAYRAK YAKMAK NE DEMEK ?... Bir ulusun, düşmanınız bile olsa, hele hele sportif bir ortamda bayrağının yakılması (Sadece teşebbüs aşamasında kalmasına rağmen) çok çirkin bir harekettir !... Bir üstünlük ve güç ispatı değil, aksine dışa kompleks yansıması, acizlik ve zayıflıktır…İzmir’in kurtuluşunun hemen ardından, çiğnemesi için önüne yere serilen Yunan bayrağını gören yüce Atatürk, derhal o bayrağın kaldırılmasını emretmiş,“Bayrak bir milletin onurudur…” buyurmuştur… BASIN MENSUPLUĞU KAHRAMANLIK… Üstteki fotoğraf bir çok şeyi anlatmaya yetiyor…Sevgili Alev Anakök’ün gözüne top yemesi ve dolayısıyla gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının ardından, bu gün de kardeşim M. Korhan Gün atılan bir taşla başından yaralandı… Daha kötüsü de olabilir, bu vebalin altından kalkılamayabilirdi ?...Defalarca kendisine basın mensupları olarak hatırlattığımız “Basın Tribünü”nü bizlerden esirgeyen, kullanılışsız, masası olmayan, iletişimi sağlamak zorunda olduğumuz cereyan hattı bile olmayan, daracık bir seyirci tribününü bizlere layık gören, sahanın kenarına reklam panolarının arkasına, dizdirdiği ilkokul sıralarını bize münasip gören ve bununla yetinmemizi sağlayan (!) sayın Başkan umarım bundan sonra bir kez de olsun bizi dinler, bizlere saygı duyar, onca yatırımının arasına, programına bizlerin savunma önlemleriyle (!) zaman kaybetmeyeceğimiz, yaralanıp, berelenip, “Gazi” (!) olmayacağımız, bilgisayarlarımızın, kamera ve fotoğraf makinelerimiz eşyalarımızın çalınmayacağı, denetim altında hayali değil, gerçek bir “Basın Tribünü”nü bizlere lütfeder, bizler de kendisine teşekkür ederiz ?...










