

”Küçük insanlar kişilerle, normal insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır."
Hyman G. Ricover
Hyman G. Ricover
Kişileri ve olayları konuşup tartışarak, onlarla uğraşarak (dedikodu dışında) herhangi bir şey üretmeniz mümkün değildir... Fikirleri konuşup tartışan insanlar, üretken, öngörü ve vizyon sahibi kişilerdir...
Geçen hafta "Sporda Şiddet, Spor Adamında Öngörü ve Vizyon" başlıklı yazımda, Şenes Erzik, Hıncal Uluç ve Cemal Ersen'in sporda şiddeti önlemek amacıyla 6222 sayılı yasa ile zorunlu hale getirilen elektronik kart (passolig) uygulamasına yönelik tesbit ve görüşlerine yer vermiştim. Bu tesbitler, Passolig uygulamasının Türk Futbolunu bitme noktasına getireceği endişesini taşıyordu...
Hıncal Uluç'un bu gün "Federasyon, kulüpler, biz gazeteciler, bu passolig uygulamasındaki yanlışı ve doğacak korkunç sonucu göremedik." diye ifade ettiği tehlikeyi, dört yıl önce gören ve gerekli tedbiri alan bir kişi vardı ; Erol Ünal Karabıyık...
Ve o yazıyı şu cümlelerle bitirmiştim... "Bir yanda, elektronik kartın Türk Sporu için yaratacağı tehlikeleri, yıllar önce görüp uyaran, tek başına verdiği mücadele ile spor branşlarının tamamını olmasa bile kendi branşının ve salon sporlarının 'passolig' adı verilen karttan muaf tutulmasını sağlayacak kanuni düzenlemeyi sağlayan bir yönetici... Diğer yanda, Dünya Şampiyonasında hedefi 2. tura, kendi takımı dışındakilerin maçlarına bağlayan, engin öngörüsüyle alınacak sonuçları görüp bu sıkıntılı duruma tanık olmamaları için basın mensubu götürmeyen, son iki gün maçlarının yayını için tedbir alamayan yöneticiler (!)..."
Ve o yazıyı şu cümlelerle bitirmiştim... "Bir yanda, elektronik kartın Türk Sporu için yaratacağı tehlikeleri, yıllar önce görüp uyaran, tek başına verdiği mücadele ile spor branşlarının tamamını olmasa bile kendi branşının ve salon sporlarının 'passolig' adı verilen karttan muaf tutulmasını sağlayacak kanuni düzenlemeyi sağlayan bir yönetici... Diğer yanda, Dünya Şampiyonasında hedefi 2. tura, kendi takımı dışındakilerin maçlarına bağlayan, engin öngörüsüyle alınacak sonuçları görüp bu sıkıntılı duruma tanık olmamaları için basın mensubu götürmeyen, son iki gün maçlarının yayını için tedbir alamayan yöneticiler (!)..."
Bu yazımın yayınlandığı günlerde Ankara'da İlbank'ımızın katıldığı Kulüpler Balkan Şampiyonası oynanıyordu... Seyirci durumunu merak ettiğim için bu turnuvanın haberlerini dikkatle inceliyordum... "Isteyen futbolsever, passolig sahibi değilse, canı istediğinde futbol maçına gidemezken, kulakları çınlasın Erol Başkan voleybolu bu zorunluluktan kurtaracak yasal düzenlemeyi yaptırdı ama bugünkü başarılı(!) yöneticilerimiz sayesinde yine seyirci yok !..." diye düşünürken esas bombayı yakaladım...
Meğerse Balkan Şampiyonu olan İller Bankası takımının kupa ve madalyalarını Erol Ünal Karabıyık'a verdirmişler... Gelin görün ki, TVF'nin sitesindeki bu haberde ne isim ne de resim olarak Erol Başkan yok ?... Bizim sitede, Ajansspor'da, Milliyet'te, Hürriyet'te, Sabah'ta var, TVF'de yok ?...
Merakım giderek arttı, TVF sitesindeki Erkekler Balkan Şampiyonası haberini açtım... Ne göreyim istersiniz ?... Karadağ'da Erkekler Balkan Şampiyonu olan Milli Piyango Voleybol Takımının madalyalarını takan kişinin resmi var ?...
Aklıma pek çok soru takıldı doğal olarak... Bir kaçını sizlerle paylaşayım...
1. Erol Başkana bu ambargoyu kim, niye koyduruyor olabilir ?...
2. Bu ambargoyu koyduran, kupasını Erol Başkan'dan almak isteyen İller Bankası'nı kara listeye almaz mı ?...
3. Bu tür davranışların nedeni ne olabilir ?...
4. Peki, Erol Başkan bu olanlara ne diyordur acaba ?...
Bu soruların cevabını merak ediyorsanız, Hyman G. Ricover'in yukarıdaki sözünü bir kez daha okuyun...
MUTLU BAŞKANDAN MÜTHİŞ DEĞERLENDİRME...
İtalya'da yapılan Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonası'nda, 2. tur F Grubu'nda Hollanda'yı 3-1 yendikleri maçın ardından basına açıklamalarda bulunan Mutlu Başkanımız, şampiyonada daha iyi olmaları gerektiğini ifade ederek (!) "Şampiyonaya kötü başlangıç yaptık. Turnuva bizim için henüz bitmedi, yarın son maçımızı oynayacağız ama maalesef ilk turda istediğimizi oynayamadık ve kötü başladık. İkinci grupta hedefimiz bütün maçları kazanmaktı. İlk gün ABD karşısında istediğimiz performansı gösteremedik" diye konuştu.
2. turda tüm maçları almaları halinde grup içinde pek çok sürpriz yaşanacağını ifade eden Mutlugil, devam etti...
"Takımlar birbirini yenecekti. Oradan yukarıyı zorlamayı hedeflemiştik ama maalesef olmadı. Yarınki Kazakistan maçından da 3 puan almak istiyoruz. Ondan sonra da şampiyonayı tamamlamış olacağız...”
"Takımlar birbirini yenecekti. Oradan yukarıyı zorlamayı hedeflemiştik ama maalesef olmadı. Yarınki Kazakistan maçından da 3 puan almak istiyoruz. Ondan sonra da şampiyonayı tamamlamış olacağız...”
Ben de Mutlu Başkana kısaca şunu soruyorum...
“Niçin bu hedef turnuvayı hüsranla bitirdik ?... Niye beklediğimiz oyunu oynayamadık ?... Niye kötü başladık ?... Bu sonuçtan daha kötüsü olabilir miydi ?... Önceki demecinizde yapmayı açıkladığınız sürprizler nelerdi ?... Başarı için diğer takımların aralarında yapacakları maçlara bel bağlamak nasıl bir düşünce tarzıdır ?... Bu nasıl bir vizyonsuzluktur?... Başımıza saldığınız ünlü İtalyan koçunuzdan hala memnun musunuz ?... Yolunuza bu başarısız koçla mı devam edeceksiniz ?... Hala bu sorumluluğu taşımayı üstlenmeye devam edecek misiniz ?... Kontratınızdaki müeyyideler mi sizi devama zorlamakta ?... Eğer öyleyse, bunu baştan düşünememek bir strateji hatası değil midir ?... Bundan
sonraya yönelik düşüncelerinizi paylaşır mısınız ?...”

Bir varmış, bir yokmuş...
“Masal gibi...” diyeceğim, diyemiyorum, sonra “Ne biçim edebiyatçısın, gerçek masal olur mu ?...” deyip “Ti”ye alırlar ?...
İşte herşey soğuk bir kış gününü daha da ayaza çeviren bu el ele (!) fotoğraf ile böyle başladı... Dünyanın sayılı takımlarından Sultanlarımızın önünü sonradan kesecek (!) o şanssız anının tebessümlü mutlu görüntü tablosu...
Görevi alan pek bi memnun, veren çooook memnun ?... Diğer malum memnunlar (!) ne yazık ki kareye girmemişler ?...
Öte yanda, endişeli, öfkeli bir kitle... Yani bizler ?... Yani Sultanlar ?... Yani voleybolseverler ?...
Hani derler ya, “Bir dokun, bin ah işit...”
Dokunulmaya pek gerek kalmadı ?...
Eserler ortada... Tartışılamayacak kadar açık ve net...
“Masal gibi...” diyeceğim, diyemiyorum, sonra “Ne biçim edebiyatçısın, gerçek masal olur mu ?...” deyip “Ti”ye alırlar ?...
İşte herşey soğuk bir kış gününü daha da ayaza çeviren bu el ele (!) fotoğraf ile böyle başladı... Dünyanın sayılı takımlarından Sultanlarımızın önünü sonradan kesecek (!) o şanssız anının tebessümlü mutlu görüntü tablosu...
Görevi alan pek bi memnun, veren çooook memnun ?... Diğer malum memnunlar (!) ne yazık ki kareye girmemişler ?...
Öte yanda, endişeli, öfkeli bir kitle... Yani bizler ?... Yani Sultanlar ?... Yani voleybolseverler ?...
Hani derler ya, “Bir dokun, bin ah işit...”
Dokunulmaya pek gerek kalmadı ?...
Eserler ortada... Tartışılamayacak kadar açık ve net...

BARBOLİNİ'DEN İNCİLER...
Federasyonumuzun hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak (!) Bayan Milli Takımımızın başına saldığı, Dünya Şampiyonası öncesinde “Hedefimiz final oynamak...” diyen pek ünlü İtalyan çalıştırmayıcı (!) Barbolini, şampiyona sonrası verdiği demeçte, “Şampiyonayı ilk 10'da bitirdik. Bu da bizim için önemliydi." diyerek gene döktürdü ve gözlerimizi yaşartarak büyük ilgi ve alkış (!) topladı...
Vallahi söyleyecek söz bulmakta zorluk çekiyorum... Kürsüde yer alması gereken Bayan Milli Takımımızı ilk ona sokma başarısını gösteren, bunu da kendi kariyerinde (!) övünç vesilesi yapan, bu denli popüler (!), vizyon sahibi (!) ünlü İtalyan koçumuz signor Barbolini'yi alkışlıyor, Federasyonumuzu da bu isbetli kararından ve elde edilen büyük başarıdan dolayı tebrik ediyorum...
HESAP LÜTFEN ?...
Mutlugil Yönetiminin federasyon seçimini kazanmasında oynadığım pozitif rol için inanılmaz pişmanım... Hayatımda yaptığım ender ama çok önemli hatalarımdan biriydi... Yanıldım, çok üzgünüm...
Genel Kurulun hemen akabinde, neyin ne olduğunu , onlara hiç güvenmediğimi anladım ama çok geçti. Zaten sonrasında beni hiç yanıltmadılar?...
İnsanoğlu bazen bilmeyerek, farkında olmayarak yaptığı yanlışlıklarla, maalesef, etrafına zarar veriyor; doğruları, ne yazık ki, geç de olsa böyle buluyor ?... Gelecek Genel Kurulda aynı hatalara düşmem mümkün olmayacak... Koca bir "bilirkişi" dosyam var elimde ve her geçen gün de içeriği zenginleşiyor...
Bir okuyucumuzun paylaştığı ilginç yorum galiba herşeyi gayet iyi özetlemekte ?...
“Çok değil, 4 yıl önce basketbol voleybolu kıskanıyordu. Bugün biz onları kıskanacak hale nasıl ve niye geldik? Kim, nasıl becerdi bunu? 2010 yılında Basketfaul dergisinde Necip Kapanlı imzasıyla yayınlanan Voleybol bu işi nasıl başardı?' başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
“Çok değil, 4 yıl önce basketbol voleybolu kıskanıyordu. Bugün biz onları kıskanacak hale nasıl ve niye geldik? Kim, nasıl becerdi bunu? 2010 yılında Basketfaul dergisinde Necip Kapanlı imzasıyla yayınlanan Voleybol bu işi nasıl başardı?' başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
Linkini veriyorum: http://m.basketfaul.com/makale/16658/edirnesporda-antrenor-belli-oldu.html
Birşeyler yapıyor gözükmek, o şeyin iyi yapıldığının göstergesi değildir...
Erkek Milli Takımlarımızda ve özellikle A Bayan Milli takımımızda alınabilecek en kötü sonuçlar alınmıştır... Bunda takımlarımızın seçimlerindeki yanlışlıklar, kenar yönetimlerin zafiyetleri ve beceriksizlikleri büyük rol oynamışsa da, Federasyon yönetiminin vebali daha büyüktür !...
Erkek Milli Takımlarımızda ve özellikle A Bayan Milli takımımızda alınabilecek en kötü sonuçlar alınmıştır... Bunda takımlarımızın seçimlerindeki yanlışlıklar, kenar yönetimlerin zafiyetleri ve beceriksizlikleri büyük rol oynamışsa da, Federasyon yönetiminin vebali daha büyüktür !...
Türk antrenörleri küçümsenmiş, aşağılanmış, Milli Takımlarımız gelişigüzel mantıklarla, bazı çok bilmiş kişilerce (!) tüm ikazlarımıza rağmen yetersiz ve ruhsuz ellere büyük döviz rezervlerimiz (?) çarçur edilerek teslim edilmiş, takımlarımız hedeflenen beklentilerin çok uzaklarında kalmışlardır...
Bir önceki federasyon projeleri, isim değişikliğiyle tekrar, sanki yeni bir projelermiş gibi kamuoyuna sunulmuştur...
Plaj voleybolunda büyük hareket gözlenmiş ise de sonuç olarak bir önceki yönetimin kazandırdığı tek bir erkek takımımız dışında elle tutulur bir başarı alınamamıştır... Faal sporu sayısı ise daha da gerilemiştir...
Harcanan para ile elde edildiği sanılanlar arasında bir ters orantı olduğunu tahmin ediyorum...
Harcanan para ile elde edildiği sanılanlar arasında bir ters orantı olduğunu tahmin ediyorum...
Basın ile ilişkiler, Genel Kurul sonrası kısa bir süre, göstermelik olarak üst düzeye çekilme kandırmacasıyla planlanmış (!) ancak sonrasında mevcut davetleri iptal edecek kadar (!) saygısız seviyelere düşmüş, eleştirilere tahammül erdemi yerini muhatapsızlık, sorulara cevap vermeme umursamazlığına bırakmıştır...
Son Grand Prix ve Dünya Şampiyonasında Federasyonumuz tarihimizin en kalabalık kadrolarıyla miras kasadan (!) bonkörlük yaparak yer alırken, tek bir gazetecinin davet edilmemesi düşündürücüdür ?... Sanırım artık çer çöpler halı altına (!) süpürülürken, basının gözünden ırak olunması düşünülmüştür ?... Belki de ekonomi düşüncesi de (!) bu ayıbın tuzu biberi, çeşnisi olmuştur ?...
Miras kasa derken, Federasyonun bir önceki dönemden devraldığı kasanın ne olduğu ve olanakları ne şekilde harcadığı, üzerine neler koyduğu, şu anda kasasında kaç para bulunduğu hala bilinmemekte, gizemini (!) korumaktadır ?...
Yaklaşan Mali Kongrede bu hesaplar mutlaka ortaya dökülecektir...
Federasyonun tesis konusunda da bırakın çivi çakmayı (!), eline çekiç bile almayı düşünmediği aşikardır ?...
Bu arada Vera Şirketine karşı açılmış Tazminat Davasının bir anda uzlaşmayla (!) tatlıya bağlanmasının gerekçeleri de gizemini korumakta, çeşitli senaryolarla (!) mide bulandırmaktadır ?... Tabii bu görüşleri ele avuca sığar, mantıklı doğrularla çürütecek olan da Federasyonumuzun ta kendisidir ?...
Televizyon yayınları konusunda da çok eleştirilecek yanlışlar vardır... Her hafta 2 ve 3. Ligden canlı maç yayınları yapılan dönem, yerini milli maçların dahi yayınlatılamadığı bir sürece bırakmıştır. Son olarak, anlaşma yaptığı yayıncı kuruluşun Sultanlarımızın son 2 canlı yayınını keyfen iptal etmesi karşısındaki pasifliği ve sessizliği de büyük öfke yaratmıştır...
Koca Federasyonumuzun resmi web sitesi de evlere şenliktir... Amatör görünümlü ve de fakir içerikli, zaman zaman yanlışlar, gecikmelerle dolu olan sitede en başarılı köşe (!) “Basında Voleybol” köşesi... Maşallah, basının kendileriyle ne kadar ilgili (!) olduğunu ispatlamak için yerel gazetelerde koca sayfada bir kez “Voleybol” kelimesi geçse kapıp haber olarak koyuyorlar, beğenmediklerine sansür uyguluyorlar, yayınlamıyorlar... Voleybol ile yakından uzaktan alakası olmayan inşaat ilanlarını, muhtelif reklamları da araya bol keseden serpiştiriyorlar ?... Orada her türlü haber, reklam, sünnet düğünü, hatta güç arttırıcı (!) krem pazarlamalarınızı sıradan bir yerel gazeteyi kullanarak bedavaya yapabilirsiniz ?... Yeter ki bir yerlerde “Voleybol” kelimesini bir kez olsun geçirin ?...
Merkez Hakem Komitesi ve başkanı hakkında yazdığım methiyeler, yakın arşivimde korunmasına (!) karşın, son zamanlarda aldığım bazı istihbaratlar nedeniyle bu konuda geniş açıklamalar yapmayı şu anda doğru bulmuyorum... Bazı malzemeler toplanıp, tarafımdan iyice incelendikten sonra hiç bir tesir altında kalmadan gerekli yorumumu yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın ?... Zaten yaklaşık 5 hafta önce MHK Başkanına sorduğum ve cevaplamasını rica ettiğim sorular hala cevapsız kaldığı için, bende bazı yeni tereddütler oluştu... Bunlardan en önde geleni, Mutlu Başkanın MHK Başkanına, kendisini örnek göstererek (!), benimle muhatap olmamasını öğütlemiş olabileceği olasılığıdır ?...
Bir büyük ayıp zinciri de Milli değerlerimizde yaşanmıştır ?...
Geçtiğimiz yıl Meksika'da maç öncesi seremonisinde yaşanan, dehşet verici Bayrak krizine bir yenisi eklenmiş, Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonasının FIVB'de tanzim edilen ilgili sayfasında logo niyetine (!) kullanılan kavuniçine çalan rengi ve yanlış ay-yıldız biçim ve ölçülerindeki bayrağımıza, gene sonradan düzeltilse de FIVB'nin istediği minütajdan daha uzun teslim edilen Milli Marşımızın yarıda kesilmesine karşı sessiz ve duyarsız kalınmıştır...
Geçtiğimiz yıl Meksika'da maç öncesi seremonisinde yaşanan, dehşet verici Bayrak krizine bir yenisi eklenmiş, Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonasının FIVB'de tanzim edilen ilgili sayfasında logo niyetine (!) kullanılan kavuniçine çalan rengi ve yanlış ay-yıldız biçim ve ölçülerindeki bayrağımıza, gene sonradan düzeltilse de FIVB'nin istediği minütajdan daha uzun teslim edilen Milli Marşımızın yarıda kesilmesine karşı sessiz ve duyarsız kalınmıştır...
Onuncu Yıl Marşına konulan ambargo işin bir başka boyutunu oluşturmaktadır.
Milli değerlerimize karşı sergilenen ayıplar, voleybolumuza eşsiz hizmetler veren değerlerimize karşı da vefasızlık olarak pervasızca sergilenmiştir...
Milli değerlerimize karşı sergilenen ayıplar, voleybolumuza eşsiz hizmetler veren değerlerimize karşı da vefasızlık olarak pervasızca sergilenmiştir...
Tüm karanlıkta kalan, gizemini koruyan, bu süreç içinde Federasyonumuzu zan altında bırakan bilinmeyenler ve sorularının cevaplandırılması kendileri için bir görev olduğu kadar onur meselesidir de ?...
Şu unutulmamalıdır... Yanlışlar er geç ortaya çıkar, gecenin karanlığı yerini, her zaman, şafakta aydınlığa, güneşe bırakır... Gene öyle olacak, emin olun ?...
Bu arada Voleybolu yönettiklerini zannedenler arasında, “EPİRDEN'i kimse okumuyor ?...” açıklamasıyla önce kendini, sonrasında da voleybolumuzun bazı değerli aile fertlerini kandırmaya çalışan fesat dedikodu çaylağı (!) için özel bir bilgilendirmede bulunmak istiyorum... Öncelikle arkamdan konuşacağına, çıksın karşıma delikanlılar gibi, ona belgelerle EPİRDEN'i kaç kişinin okuduğunu / takip ettiğini izah edeyim ?...
EPİRDEN'in sadece son üç ay, VOLEYBOLX, TÜRKİYE HABER AJANSI, TÜRK SPOR AJANSI ve DAKTİLO SAYFASI'ndaki köşe yazıları, özel haberleri ve maç yorumlarının okunma sayısı 12.10.2014 tarihi itibarıyla tam 1.526.282'dir...
Şimdi bir bilmecem var çocuklar... (“Haydi sor, sor...” dediğinizi duyar gibiyim ?...) Federasyonun yazılarımı en sıkı takip ettiğinden emin olduğum bu pek sevimli (!) üyesinden bekliyorum sorumun cevabı... “Türkiye Voleybol Federasyonumuzun resmi web sitesinin son 3 aydaki ziyaretçi sayısını bana açıklayabilir mi ?...”
CENGİZ AĞABEY İLE KAHVALTI KEYFİ...
Türk Bayan Voleybolunun efsane sembol ismi Cengiz Göllü hocamız bir süredir hastalığıyla mücadele ediyor...Hastaneden eve çıkar çıkmaz kendisini ziyaret ettim... Günlerden sonra yatağından kaltı, masada birlikte kahvaltı ettik...
Balkonda çayımızı yudumlarken, söz voleyboldan, Sultanlarımızdan açıldı haliyle... Epeyce dertleştik... Sonrasında da birlikte yaşadığımız ilginç anıları paylaştık, gülüştük...
Ustanın herkese selamları var... Elçiye zeval olmaz, iletiyorum... Kendisine şifa diliyorum, daimi elektriğimi paylaşıyorum... Eminim sizler de aynı şeyi yapıyorsunuzdur ?...

BÜYÜK USTAYA SAYGI TURNUVASI...
Erol Ünal Karabıyık Başkan tarafından temeli atılıp, döneminde Bursa'da inşa edilen, açılışı mirasçıları (!) tarafından yapılan CENGİZ GÖLLÜ SPOR SALONU'nda bu kez gelenekselleştirilecek bir dörtlü turnuva vardı...
Alışık olmadığım (!) bir nezaketle davet edildiğim, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Cengiz Göllü hocamız adına düzenlenen, Sırbistan'dan Ok Vizura, Azerbaycan'dan Azerrail, Bulgaristan'dan BK Maritza ve ev sahibi olarak da Bursa Büyükşehir Belediyesi takımlarının katıldığı dörtlü turnuva büyük ilgi gördü...
Türk voleybol basınının Alev Anakök, Cengiz Tokgöz, Zeki Kuban, Enver Bağlarbaşı, Tayyar Sümen gibi kıymetli emekçilerinin de mükemmel ev sahipliğiyle ağırlandığı turnuva öncesi, Göllü ustaya yapılan toplu ziyarette duygulu anlar yaşandı...
Bursa, Türk voleybolunun önemli kalelerinden biri... Zamanında başta Sönmez Filament, Makospor ile erkekler ligine büyük renk ve heyecan getiren Bursa, son yıllarda Bursa B. Bel Spor ve Nilüfer Belediye Spor takımları ile bayan voleybolumuza büyük katkılarda bulunmakla kalmamakta, yetiştirdiği voleybolcularla alkış toplamakta...
Reha Pekünlü'den sonra, Emin İmen ve Şahin Çatma gibi üst düzey antrenörlere sahip olan Bursa B. Bel Spor'un en büyük avantajlarından bir diğeri de, ülkemizde maalesef sık sık gündeme taşıdığım, spor / voleybol idareciliği zafiyetinin aksine bu işin ehli, idealist idarecilere sahip olmasıdır...
Ülkemize Şani Güllü, Orhan Bilgütay, Mustafa Elitez gibi sembol hakemler, Sait Bademlioğlu gibi üst düzey bir yönetici hediye eden Bursa'mızın voleybol hakem ordusu da her türlü övgüyü ve de alkışı hak edecek seviyededir...
Voleybol İl Temsilciliğini uzun yıllar üstlenen Yılmaz Özbabacan'dan devraldığı bayrağı gene yıllarca başarıyla omuzlayan, çalışkanlığıyla ve de nezaketiyle yakından tanıdığım Şevket Günay, hayatı voleybol olan ve Bursa voleybolu için didinen idareci Ersin Yılmaz, Uluslararası voleybol hakemimiz Ali Bağde ve tabii ki artık “Bursalı” dediğimiz, sadece eserleriyle değil, ismi kazınan modern salonuyla da ölümsüzleşen Cengiz Göllü hocamız Bursa Voleybolu'nda artık tarihe geçmiş değerli isimleri olmuşlardır...

NOSTALJİ... AMA NE NOSTALJİ ?...
1962 Atina...
Efsane Milli Takımımızın ilk altısı...
Değer-Tanzer-Yalçın G.-Ender-Erdal-Yavuz...
Takımımızın kadrosu şu isimlerden oluşuyordu...
Deger Eraybar (K), Tanzer Uçak, Yalçın Sarısözen, Haldun Bazlar, Yalçın Gördürür, Ender Kurt, Orhan Oruç, Erdal Önder, Coşkun Duyal, Cengiz Göllü, Yavuz Işılay, Oktay Enünlü.
O seyahatte Cengiz Göllü ile Yavuz Işılay'ın, Ender Kurt ile B.Yalçın'ın, Erdal Önder ile K.Yalçın'ın, Değer Eraybar ile Tanzer Uçak'ın, Haldun Bazlar ile Oktay Enünlü'nün, Orhan Oruç ile Coşkun Duyal'ın aynı odaları paylaştıklarını, bir keresinde, aksam yemekten sonra Cengiz Göllü ile Yavuz Işılay'ın birlikte şehirde tur attıktan sonra otele 10 dakika geç döndükleri için meraktan herkesin seferber olduğunu, sonrsında otele dönüşlerinde antrenör Baba Oral'dan (Yılmaz) beklenmedik bir tepki gördüklerini, bunu hazmedemeyen Cengiz Göllü'nün sabaha kadar uyuyamadığını, Takımın aslarından Ender Kurt'un, her maç öncesi heyecandan alerjik nezlesinin azdığını, ama maç başladıktan sonra kendiliğinden geçtiğini biliyor muydunuz ?...
Takımımızın antrenörü Oral Yılmaz Galatasaray antrenörüydü, takımımızın ilk altısında 4 Galatasaraylı vardı : Değer Eraybar, Yavuz Işılay, Erdal Önder ve Yalçın Gördürür... Galatasaray'ın unutulmaz voleybolcusu “Parmak kıran” Baba Haldun ise henüz yedekti... Sadece 17 yaşındaydı ve de annesinin muvaffaknamesiyle pasaportu çıkarılmış, antrenör Baba Oral'a emanet edilip (!), Atina'ya götürülmüştü...
Yunanistan'ı arka arkaya, bir gün arayla 3-0 yenerlerken tüm oyuncular maçlarda şans bulmuşlardı...
Hey gidi günler hey ?...

97'LİK KOCA ÇINAR...
Selami (Atar) amcam...
Tam 97 yaşında... (Maşallah)
Tam 65 yıldır Gemlik'te bir derneğin Başkanı...
Tam 97 yaşında... (Maşallah)
Tam 65 yıldır Gemlik'te bir derneğin Başkanı...
Bayramda elini öpmeye gittim... Bu vesileyle aile fertlerimle de kucaklaşma, hasret giderme fırsatım oldu...
Bana rahmetli annemi ve rahmetli babamı anlattı...
Babam kaybettikten tam 30 yıl sonra bilmediklerimi öğrendim...
Futbolculuğu, insanlığı ve daha neler neleri 60 yaşımda öğrendim...
Beraber gözyaşları döktük, damlalarında mutluluk ve özlem vardı...
Selami amcamdan bu yaşa kadar ayakta bu denli sıhhatli kalmasının sırrını sordum...
Cevabı ilginçti...
"Günde 2 paket sigara ?????????????”
Bana rahmetli annemi ve rahmetli babamı anlattı...
Babam kaybettikten tam 30 yıl sonra bilmediklerimi öğrendim...
Futbolculuğu, insanlığı ve daha neler neleri 60 yaşımda öğrendim...
Beraber gözyaşları döktük, damlalarında mutluluk ve özlem vardı...
Selami amcamdan bu yaşa kadar ayakta bu denli sıhhatli kalmasının sırrını sordum...
Cevabı ilginçti...
"Günde 2 paket sigara ?????????????”
Aman siz siz olun, sakın ola ki bu örneği dikkate almayınız ?...
Gemlik'te tekrar ve çok daha uzun bir araya gelmeye ve nostaljik anılara kaldığımız yerden devam etmeyi kararlaştırdık...
O gece, ömrüme ömür kattı...
Gemlik'te tekrar ve çok daha uzun bir araya gelmeye ve nostaljik anılara kaldığımız yerden devam etmeyi kararlaştırdık...
O gece, ömrüme ömür kattı...

KEREM ÖNCEL'DEN BAŞUCU KİTABI...
Türk sporunun çok özel spor spikeri, habercisi, gazeteci sevgili dostum Kerem Öncel'in çok titiz bir çalışmyla hazırladığı “O PASI GOL YAPAMADIM” kitabı baskıda, yayınlanacağı ve sporseverlerle buluşacağı günü bekliyor...
Kerem Öncel kitabında, 1992 TRT'nin sınavını kazanıp kuruma girişinden 2012'ye kadar futbolda tanık olduğu ilginç, komik, düşündürücü olayları paylaşıyor... İçinde kimler yok ki ?... Halit Kıvanç, Fatih Terim, Can Bartu, Erman Toroğlu, Kenan Onuk, Ömer Üründül ve daha niceleri...
T.R.T.'de kendi kendini yetiştiren değerlerden biri olan ve özellikle anlattığı maçlara büyük renk katan, yaptığı seviyeli programlarla da bizleri ekran başına kilitleyen Öncel, aynı zamanda da çok iyi bir atlet...
İleri görüşü, Atatürk'e onun devrim ve inkılaplarına, laik Cumhuriyete tutkulu, spora daima çağdaş penceresinden bakan bir spor adamı olan Kerem Öncel'i bu vesileyle bir kez daha kutluyor, başucu kitaplarını çoğaltmasını bekliyorum...
Zaten sırada bir aşk romanı olduğunu ve tamamlanma safhasına gelindiğini biliyorum...
Öncel'in çok önemli, heyecan verici bir büyük projesi daha var... 2 Yıl sonra emekli olduğunda, bu son dönemin kepazeliklerini bir bir, açık açık anlatacağı, tarihi bir kitap projesi için ufak ufak hazırlıklara başlamış bile ?...

Yazıyı okumak için tıklayınız...
Bu köşe yazısı aynı zamanda www.turkiyehaberajansi.com ve www.turksporajansi.com sitesinde de yayınlanmaktadır...
Tüm yazıların yayın ve paylaşım hakkı www.voleybolx.com sitesine ve Hasan Uğur Epirden'e aittir... İzinsiz alıntı yapılamaz...



